Bir fırtına sonrasının aptallık veren durgunluğu, her şeyi yerli yerine koymak ve sonra düşünmek. Nedir yanlıs? Ve nedir istenilen. Bunca yaşanılandan sonra böylesine hüküm giymek ve böylesine örselenmek. Sorgusuz, savunmasız altından sandelyenin tepilmesi ve sonrasi ölüm...

Tüm yaralar kanasın, tüm acılar sızlasın ne olur? arabeske inat genede ayakta durup, gülebilmek var yşsama ve yaşama dair her şeye.

Aşka ve güzellige dair hiç bir şey örselenmesin.

Ama gelgelelim kismetmiş; yaşanılası şeyler varken, yaşamaya tutsaklık. Ve örselenmek durmadan. Elbet kolay iş değil yaşama rağmen yürekte güzel şeyler büyütebilmek. Ve bir insan taşıyamıyorsa bunu, suçlamamak gerekiyor belkide. Öyle ya " zor zanaattir yaşamak ve sevmek". Her yiğidin harcı olmayan.



Yaşam mücadelesini kendi kozasını kırmadan yapmaya çalışanlar, elbet ufuk olarak sadece kozayı göreceklerdir.Dialektiktir bu. Mücadeleye giriş nedenleri ne olursa olsun kişilerin; yasşma, mücadeleye ve kendilerine bakış açıları önemlidir. Ve mücadelenin geçmişini bilmeleri.

Ve mücadele içinde kendi tarihini yazanlar ve yazılan tarihe tanıklık yapanlar bilecekler ki; hiç bir mücadele insanın "insan" yönünü dişlayamamıştır. Aksi, en büyük kaynak olan insandan mahrumiyettir. Bireydeki "insan" yönünü karla örtmeye kalkanlar, hiç bir zaman kardelen çiçeğinin şematikliğe inat karda yol bulup; büyümesini engelleyememişlerdir.



Böyle çıkmıştır en sert mücadelelerin içinde bir Nazım, bir Lorca, bir Necip ve daha niceleri... Bireysel zaaf olarak görülen tüm güzellikleri, yürekleri yakarak bireyi faydalı (!) hale getirmeye çalişanlar tarihte hep gördüler ki; yürek kendi külünden hep yeni bir yürek yarattı.

Her şeye inat .....



Ve yağmur başladı birden ...

Kenar bir semtte, bir gecekonduda, bir çocuk sevindi yağmura. Ne güzel kimse evinden çıkamayacaktı işte. Yoksulluğun utancıyla kendisi zaten çıkmıyordu. Eşitlik buydu herhalde. Güldü çocuk bilinciyle. Mutluydu...!!!



Kentin en zengin caddesinde durdu adam. Nasıl olsa bu yağmurda "iş" yapamazdi. Titreyen elleriyle sigarasını yaktı. Ne güzeldi yalnızlık. Işte bütün sokaklar onundu. 50 yaşın ezikliğine, utancına açlığına tanık yoktu işte. Durmuş yaşamı seyrediyor ve sorguluyordu. Arınıvermişti herşeyden. Yerden bir elma buldu, yarısı çürük. Dişledi.



Çaresizdi....Bu yağmurda kim gelirdi yardıma?.Mahsur kalmışlardı işte
ekin dönüşü bu harap samanlıkta...Kadını ha dogurdu ha doguracak...teri yağmurla beraber dövüyor toprağı.

Bir çığlık bir çığlık daha...
Sonra hoş geldin bebe.Baba taşla koparttı göbek bağını.sardı sonra
çeketine;yağmurun kandan arındırdığı bebesini.

Anne bir avuç toprak yuttu.Bir bebesine baktı bir sel olan
kanına...


Artık yeryüzüne çikma zamanı gelmişti.önce direndi toprak.Zarar
gelmesin istiyordu fideye.
Yağmur bir deli sel..Direndi toprak,direndi tohum.,yalvardı tohum.Ve yol buldu kendine anaç topraktan

Tohum.toprak korudu,büyüttü tohumu.Bu sevgiyi yenemedi yagmur.
VE YAGMUR KESILDI BIRDEN....

Dogruldu adam.Toplanacak çok çöp vardı.Elmayı yere attı.Ilk
adım.Sonra sonra yakaladı kriz.
Yıkıldı kaldı soluksuz..
Çocuk camda kalakaldı öylece.Buraya kadarmış dedi eşitlik.Isyan
etti çocuk yüregi..
Kan kaybı dedi sağlık ocağındaki pratisyen.yıkıldı adam.Utanmadı
ağladı.ağladı bebe.
Sevgi fidanı büyüttü.Bir ulu çınar oldu fidan.

Sonra altinda gölgeleyen herkese o yağmurun
Öyküsünü anlatti: BIR VARMIŞ BIR YOKMUŞ....

Bir martı çığlığında yaşamın tüm renklerini görmek zor artık.

Gizemini yitirmiş kaçak öpücükler,elele tutuşlar.

Yaşanılası ama yasanılamamış dostlugun bir ayağı topla..
Artık yitirilmiş bir şeylerin inceden yaşıdır,dalgaların yorgun sesi....

Yagmur yağmıştı gözlerime.....

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 518
favori
like
share
kurtjara Tarih: 27.08.2005 13:09
Kısaca yaşam bir varmış bir yokmuş, ellerine sağlık Milkboy çok güzel teşekkürler