Özellikle büyük kentlerde, son yıllarda yaygınlaşan Hikaye fotoğrafçılığı doğum hikayesinden sonra, evlilik ve doğum günleri partilerinde de aranmaya başladı. Kurgudan uzak, duygu yüklü, o anı anlatan fotoğrafları altına hiçbir açıklayıcı yazı yazmamalarına rağmen hikaye gibi anlatan hikaye fotoğrafçılarının sayısının büyük kentlerde 100'ü geçtiği ancak, bu meslek dalını amatör olarak benimseyen çok daha fazla kişinin bulunduğu bildirildi.

Adana'daki sayılı hikaye fotoğrafçılarından Dilek Eşiyok, bu mesleğin para kazanmaktan ziyade tamamen gönül işi olduğunu, bir fotoğrafın söze gerek kalmadan çok şey anlatabileceğini göstermenin kendisine büyük haz yaşattığını söylüyor.

Birkaç yıl öncesine kadar adı bile bilinmeyen hikaye fotoğrafçılığının son yıllarda bir meslek dalı olarak benimsendi. Özellikle büyük kentlerde sadece bu işle uğraşan meslektaşlarının sayısının 100'ü buluyor. Çoğunlukla fotoğraf stüdyolarında çalışan çok sayıda kişinin de bunu ek iş olarak yapıyorlar.

Bu işe kendisinin de hobi olarak başladığını ancak, şimdi bir başka mesleği aklından bile geçirmediğini anlatan Dilek Eşiyok:

"Bu meslek dalı doğum fotoğrafçılığıyla başladı. Bebeğinin dünyaya gözelerini açtığı ilk saniyeleri, ona ilk bakışını, ilk öpüşü ve dokunuşunu fotoğraflarla ölümsüzleştirmeyi her anne istiyor. Günün heyecanıyla neler yaşadığını bile zor hatırlayan anneler için bu fotoğraflar büyük anlam ifade ediyor. Bu nedenle doğum fotoğrafçılığı, evlilik, düğün ve 50 yaş partileri gibi diğer özel günlerde de aranmaya başladı."

O anın yakalandığı fotoğrafların, hikaye tamamlandığında dergi tadında basılabiliyor ve istenilen boyutta dergi olarak bastırılan bu fotoğraflar ömür boyu hiç yıpranmadan kalabiliyor.

Dilek Eşiyok yaklaşık 3 yıldır hikaye fotoğrafçılığını meslek edindiğini, kendini bu alanda geliştirdiğini, fotoğraf kursları aldığını söylüyor ve :

"Benim bu mesleği edinmemde etken olan en önemli unsur insanların mutluluklarına ortak olmanın, yeri geldiğinde sıkıntılarını paylaşabilmenin verdiği manevi mutluluk. Hiç tanımadığınız kişilerin en özel anlarına tanık olmak çok farklı bir duygu. Örneğin, doğum hikayesi yazarken, hiç tanımadığım bir anne adayının doğumundan önce birkaç ay rutin kontroller sırasında ultrasonda bebeğini ilk gördüğü anları görüntülüyorum. Annenin ya da babanın gözlerindeki ışıltıya tanık oluyorum. Sonra doğum anı geliyor, o hiç tanımadığım anne adayı doğumhanede ameliyat ekibinin dışında benden başka yakını olmadığı için benim ellerimi sıkı sıkıya tutuyor. Sonra bebek geliyor, annenin o heyecanını, bebeği ilk koklayıp öpüşünü mizansenden, kurgudan uzak en doğal haliyle görüntülüyorum. Sonra bebek doğum salonundan kapıda bekleyen baba ya da diğer yakınlara veriliyor ama içerde annenin operasyonu sürüyor. O anda, aile bireyleri benim gözlerimin içine bakarak ameliyat salonundan bilgi almaya çalışıyorlar. O an o ailenin bir parçası oluyorum."

Evlilik hikayesi yazarken de çiftlerin birbirlerinin gözlerine baktıkları anı yine en doğal haliyle görüntüleniyor. Çekimlere, düğün günü gelinin sabah uyanmasından itibaren başlınıyor. Hazırlıklar, kuafördeki telaş, damat beyin göründüğü an derken düğün saati geliyor. Öyle anlar yakalınıyor ki fotoğrafın altına bilgi notu düşmeye bile gerek yok, bir kare fotoğraf bile yüzlerce kelime ifade edebiliyor. Ama bazen de çiftler birbirleriyle uyumlu değillerse o anı yakalamak çok zor olmakta.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 841
favori
like
share
MAVi Tarih: 23.07.2009 01:03
Güzel paylaşımlar..