Dostunun Dostuna Dost Ol - Ebubekir Mücevher
Var olandan öte varlığa adımlar atılan bir yolculuğun hülyasına gözlerini açmıştı deli yüreğim... Akdenizin sıcak denizlerinden ve kumsallarından Torosların ulu başlarına doğru yürürken yüreğim, yolların kıvrımında ince bir sızı ve boşluk taşıyordu eline almıştı kalemi sanki... cümle ordusunu sefere hazırlamaya başladı...

Neydi yazmak istediği ..? düşündü , durdu soluklandı... kalemi sadece anlamsız çizgiler çizebiliyordu.. kapattı ve seyretmeye başladı Ulu çam ağaçlarının yeni süyen ve koyu yeşille açık yeşili farkettiren boy atışlarını , sonra o kozalaklarına dikildi gözleri kat kat , apartmanlara benziyordu , her gözünde bir dünya , bir yuva işli.. ağaçlar.. her kuş için bir ağaç dünyadır dedi kendi kendine..

Uzaklarda bir köy denen köyün üst yakasından geçerken , zulasındaki son sigaranın bittiğini görerek bakkalın önünde durdu. Yavaşca arabadan indi , güzel havayı burnunun tüylerinden süzerek ciğerlerine doldurdu ve kana kana çekti içine... Bakkaldan sigarasını aldı , ve karşıdaki asırlık çeşmeden , tahta bardağa soğuk bir su doldurdu yanmış ciğerlerine çok iyi gelmişti..

Köy halkının hayrat olarak yaptırdığı , kamelyaya oturdu , ve hayrına verilen çayı doldurdu.. Paketinden bir sigara çekerek çayın dumanına , sigarasının dumanını buladı.. karşıdan değneği ile gel seksen yaşlarındaki dedeyi süzmeye başlamıştı..

Üzerindeki elbiseleri , öylesine tarumar olmuştu ki.. tıpkı tarihi bir anıt gibiydi bırak içindeki insanın yaşını en az elbisesi bile 20 senelikti , eskimiş pulpul olmuş kemeri ile , ağırlığı altında silkinen lastik ayakkabıları ile sessiz adımlarla yaklaşıyordu, geldi geldi ve durdu...

- Selamun aleykum...dedi. Ama o selamda başka bir sıcaklık başka bir doğallık vardı..
Aleykum selam ..dedim yutkunarak . Yerimden kalkıp saygılı bir şekilde.. yer gösterdim.
- Çay içermisin dedim.. başını salladı... çayını doldurdum şekerini önüne koydum..
Oda kendini tanıtmaya koyuldu.. Adım dedi Ali buralarda herkesin lakabı vardır bana da Aşık ali derler..
-Ya sen.. dedi..
Şaşa kaldım kendi , yörelerimde kendimi yabancı hissettim nasıl tanıtacağım kendimi diye düşünürken , dilimden dedemin adını söylemek ve onun torunuyum demek geçti..

Ben dedim Sarıbaş ibrahim`in torunuyum...
Bu sözden sonra Aşık ali`nin gözlerinde bulgur bulgur yaşları görünce çok şaşırdım, onca kilometre vardı köyüme soy memleketime ama.. sanki aynı evde büyümüş iki kardeş nazeninliğinde içlendi... ağlıyordu... sonra nasırlaşmış ellerini gözlerine götürerek yaşlarını sildi..

-Öylesine bir insandı ki Sarıbaş ibrahim , yahudisi müslümanı ayırmaz , evinin önünden geçeni asla salmazdı karnını doyurmadan bir selam edip muhabbet etmeden dedi.. çok yemeğini yedik rahmetlinin , bir vefa borcu varmış gibi tuttu kolumdan sizi yemek yedirmeden salmam , illa bir acı kahvemi içeceksiniz.. dedi çok şaşırmıştım..
-Ne gerek var ali dedem.. dedim.
Bastonunu bir kılıç gibi sallayarak şaka ile karışık dizime vurdu ... siz bilmezsiniz dedi..
Başladı manilerini dizmeye..

Giyersinzi kotu , söylersiniz kötü..
Siz ne bilirsiniz ahbabı , dostu..
Sene 1946 öyle bir kıtlık oldu
Yolda yürümeye çarık yoktu...
Şimdi giyersiniz , potini botu...
Siz ne bilirsiniz ahbabı , dostu...

Pilav ile ayranla büyüdük bizler..
Şimdi yersiniz türlü nimeti, balı kaymağı eti sütü..
Bir kahvenin hatırı kırk yıldı , bilirdik ahbabı dostu..
Bizde dostun sidiğinin sidiği bir birine dosttu..

dedi.. dahası aklıma kalmamış uzunca bir mani idi..

Öğrendim ki dostluk dosta değil , dostun soyuna dostun dostuna olur...

Sonsuz ve Baki Dostluklarla...


Ebubekir Mücevher

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 387
favori
like
share
MAVi Tarih: 22.07.2009 01:08
dostuna köle dostunn dostuna dost ol...