kader - islamda kısmete rıza

Kısmete rıza, İlâhî taktirden kendisine düşen paydan memnun olmak demektir. İnsan, hem şu anne ve babadan dünyaya gelmesi, şu asırda yaratılması, cinsiyeti, rengi, ırkı gibi kendi iradesi dışında takdir edilmiş sonuçları rıza ve memnuniyetle karşılamalı, hem de ulaşmak istediği bir hedef için iradesini, güç ve kuvvetini sarf ettikten sonra ortaya çıkan sonuca razı olmalıdır.

Nur Külliyatından konuyla ilgili bir tespit ve değerlendirme:
“Evet mevcudatın hiçbir cihette vâcib-ül vücud’a karşı hakları yoktur ve hak dava edemezler; belki hakları, daima şükür ve hamd ile, verdiği vücud mertebelerinin hakkını eda etmektir. Çünki verilen bütün vücud mertebeleri vukuattır, birer illet ister. Fakat verilmeyen mertebeler imkânattır. İmkânat ise ademdir, hem nihayetsizdir. Ademler ise, illet istemezler. Nihayetsize illet olamaz. Meselâ madenler diyemezler: “niçin nebatî olmadık?” Şekva edemezler; belki vücud-u madenîye mazhar oldukları için hakları fâtırına şükrandır. Nebatat niçin hayvan olmadım deyip şekva edemez, belki vücud ile beraber hayata mazhar olduğu için hakkı şükrandır. Hayvan ise niçin insan olmadım diye şikayet edemez, belki hayat ve vücud ile beraber kıymetdar bir ruh cevheri ona verildiği için, onun üstündeki hakkı, şükrandır. Ve hâkeza kıyas et.

“Ey insan-ı müştekî! Sen madum kalmadın, vücud nimetini giydin, hayatı tattın, camid kalmadın, hayvan olmadın, İslâmiyet nimetini buldun, dalalette kalmadın, sıhhat ve selâmet nimetini gördün ve hâkeza...” Mektûbat

Vücut, varlık mânâsına geliyor. Zıddı ise adem, yani yokluk. Vücut mertebeleri denilince hatırımıza öncelikle cansızlar, yarı canlılar, hayvanlar ve insanlar gelir. Varlıkla yokluk arasındaki mesafe sonsuz. Var olan, büyük bir şerefe kavuşmuştur, isterse taş olsun, ateş olsun, yıldız olsun.

Cansızla yarı canlı arasındaki mesafe de sonsuz. Bitki olan, büyük bir nimete ermiştir; isterse yonca olsun, geven olsun, kavak olsun. Bitkiyle hayvan arasındaki mesafe yine sonsuz. Canlı olmak büyük şeref; isterse böcek olsun, tavuk olsun, tavşan olsun.

İnsana gelince, onunla hayvan arasında o kadar büyük bir mesafe var ki, bir insana “hayvan” demek hakaret telâkki ediliyor; isterse o hayvan bülbül olsun, kanarya olsun, ceylan olsun. Varlık nimetinden kendisine düşen büyük paya razı olmayan ve kadere âdeta küsen nefislere şu soruyu soralım: Küçük bir bahçesi olmayan insan ve ormana hükmeden aslan. Bu iki şıktan hangisini seçersiniz?

Şıklara devam edelim: Çoğu zaman denize girme imkânı bulamayan insan ve denizden hiç çıkmayan balık. Senede birkaç kez uçak yolculuğu yapamayan insan ve havada her gün saatlerce uçan kuş. Yüzde yüz yünlü kumaş giymeye güç yetiremeyen insan ve bir ömür boyu yün giyen koyun. Kısacası, bütün yoksullukların kıskacında kıvranan bir insan ve hiçbir sıkıntısı, derdi, çilesi olmayan herhangi bir hayvan.

Her nefis, böyle bir tercih sorusunu saçma bulur ve “İnsanlık olmayınca dünyanın hiçbir zevkini, sefasını istemem.” der. Sunduğumuz parçada çok güzel vurgulandığı gibi, hiç kimse varlık nimetinden eline geçen hisseyi az bulup şikayet etme hakkına sahip değil. Ancak nâil olduğu ihsanlara karşı şükretmekle sorumlu.

Gerçekten de öyle değil mi? Bir hayvanın, “Niçin insan olmadım?” diye şikayet edebilmesi için şöyle bir varsayımdan yola çıkılması gerekiyor: Daha dünya kurulmadan insanla hayvan bir imtihana tâbi tutulmuş olacaklar. Hayvan o imtihanda geçer not aldığı halde insan olamayacak. Buna rağmen insanlık şerefi buna verilecek, o ise hayvanlıkta kalacak.

Böyle bir imtihana kimse girmiş değil. Ne bitkiler böyle bir tecrübede cansızları gerilerde bırakmışlar, ne hayvanlar bitkileri, ne de insanlar hayvanları. Her şey ve herkes, yoktan var edilmişler; yani yokluktan kurtulup varlığa kavuşmuşlar. Ve yine, herkes ve her şey kazandıkları varlık mertebeleri için şükürle mükellef bulunuyorlar.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2053
favori
like
share