Huzurevindeki Seniha Teyzi ve Diğerleri
- Zeynep Akıllı
huzurevinde terkedilen seniha teyzeyi herkes çok severdi. 70 yaşlarını çoktan geride bırakmış; yaşamdan fazla şey beklemeyen, neşeli ve yardımsever bir kadındı. eklem iltihabından dolayı parmaklarını bükmekte zorluk çeken bir kadının dikişlerini diker, gözleri iyi görmeyen bir başkasının mektuplarını yazardı. kuruluşun dışında da oldukça geniş bir çevre edinmişti. daha önceden kalçasından geçirdiği bir ameliyatın sonucu dizlerinde yerleşen eklem iltihabından dolayı hafif topallamasına rağmen hiç yakınmazdı.
kuruluşu işletenler. huzurevinde bulunan 45 kişinin, daha geniş ve daha iyi olanaklarla başka bir yere yerleştirileceği haberini verdiklerinde, konu ile ilgili bilgileri çoktan edinmişti bile..kendisi ile görüşen bir ilgiliye bu konuda şunları söylemişti: "aslında bundan memnun olmadım ama yeni yerde eski yere göre daha iyi şartlara sahip olacağımıza eminim." ancak yeni yere taşındıktan kısa bir süre sonra yatalak olmuş ve halsizleşmiş, altı ay sonra da ölmüştü.
yeni yere yerleştiklerinde seniha teyze durgunlaşmıştı. psikologların ilk ay belirtisi tabir ettikleri, çevre değişikliğinin neden olduğu bir hastalığa yakalanmıştı. derin bir depresyon geçirdi, mafsal ağrılarından şikayet etmeye başladı. aslında yeni çevreye uyum gösterebilen sakinlerden depresyon hali kalkıyor, yavaş yavaş ağrılardan yakınmalar azalıyordu. seniha teyze için bu durum söz konusu olmadı. depresyon şiddetlendi, eski neşeli, canlı ruh haline dönmesi mümkün olamadı ve kasvetli bir günde hayata gözlerini yumdu.
bekir amca ise 81 yaşında, bambaşka bir karaktere sahipti. huzurevine geldiğinin daha ilk gününde kurum personelini şikayete başlamıştı. birkaç hafta sonra, gönüllü yardımcılardan birini, takma dişlerini çalmakla suçlayarak "onları belki de sen yürüttün" diyerek azarlamış ve odasından kovmuştu.
etrafındakilere, 60 yıl önce askerdeyken başçavuşunu nasıl dövdüğünü övünerek anlatır, "istersem aynı şeyi yine yapabilirim" derdi. muntazaman yıkanmayı reddeder, üzeri çok kötü kokardı. bu yüzden, diğer sakinler yanına pek yaklaşmazlardı. o ise diğerlerinin kendisinden uzak durmasından gurur duyar, fiziksel kuvvetinden kaçındıklarını sanırdı. ciddi kalp rahatsızlığı ve anfizemi vardı. onu huzurevine tek akrabası, genç bir kadın getirmişti. politika konusunda çıkan bir tartışma sonucu kendisini sık sık ziyarete gelen bu kadına bir daha gelmemesini söylemiş, onunla bir daha hiç konuşmamıştı.
bekir amca gibi, hasta, şüpheci, düşmanca tutumları olan biri, çevre değişikliği karşısında nasıl hayatta kalabiliyor da seniha teyze gibi daha sağlıklı, umut dolu, iyiliksever biri bunu başaramıyor? psikologlar bu konu ile ilgilendiler. çalışmalarını gerilimler ve ölüm nedenleri üzerinde sürdürdüler. alınan sonuçlar çok ilgi çekiciydi: aksi, kaba, haşyin, evhamlı, geçimsiz karakter sahipleri ölüme karşı koyabildikleri halde, neşeli, canlı, yardımsever, hoşgörülü geçimli karakterler ölüme yeniliyorlardı.
psikologlar yönetiminde birçok araştırmacı, ortalama yaşları 78 olan yüzlerce yaşlı insanla görüştüler. bu yaş serisinde yapılan ilk sistematik çalışma sonucunda elde edilen bulgular, sosyal bilim adamlarının bakış açısını değiştirecek nitelikteydi. yaşlılık, çocukluk devresinin gençlik ve olgunluk devresinden farklı olması kadar farklı özellikler gösteren bir devredir. bu devre, bizim gözardı ettiğimiz, yaşamın ayrı ve bağımsız bir sahnesini teşkil eder.
yaşam zincirinin önemli bir halkasını teşkil eden çocukluk devresinin ayrı olarak ele alınması gerektiği görülmüş, çocukların büyüklerden farklı davranış özelliklerini inceleyen "çocuk psikolojisi" kurulmuştur. ancak bunun anlaşılması oldukça uzun zaman almıştır. peki bu anlamsızlığın anlaşılması neden uzun sürmüştür? yaşlılık devresinin anlaşılması konusunda da aynı noktaya gelindiğini ifade etmekle, yaşlılığın da kendine has bir psikolojisi bulunduğu anlaşılmaktadır.
gençliğinde ruh sağlığı olumlu olanların yaşlandıklarında bu iyi huylarının yaşamlarını güçlendirecek bir etkisi olmamaktadır. örneğin, taşınma nedeniyle, yerlerinin değiştirilmesinden dolayı rahatsız olanlar artan gerilimlere karşı güçlü olamıyorlar. bununla birlikte, heyecanlar ve karşı tutumlar, gençlikte yıpratıcı bir faktör olmasına karşın, yaşlılıkta yararlı bir güç haline geliyor.
gerilim dolu durumlarla karşı karşıya kalanlarda heyecanlar parçalara bölünmektedir. eğer umutlar çok büyükse çok kolaylıkla parçalanabilir.
yerleri değişecek yaşlı insanların yeni dünyalarında eşdeğer umutlar kurmaları gerekmektedir. ancak bu insanlar beraberinde gerçekleşmesi olanaksız beklentiler taşıyorlarsa, durum yenilgiyle sonuçlanıyor. örneğin bekir amcanın geçmişi ile ilgili kurduğu efsane bir dünyası vardı. bu öylesine güçlüydü ki hangi durumla karşılaşırsa karşılaşsın farketmeyecekti. bekir amca, ne çok umutluydu ne de umutsuzdu. seniha teyze ise eski çevresinde kurduğu dünyanın umudunu taşıyordu ama gerçek görüntü onun hayallerini yıktı.
yaşlıları hayatta bağlayan en önemli etkenlerden biri de, kişiliklerinin, zamanın yol almasına rağmen halen devam etmesi inancıdır. yaşlıların dış dünya ile ilişkilerin azalmış olması ve dış uyarıların bulunmaması, kendilerini hala gençlikteki kişilikleri ile görmelerine neden oluyor, bunu göstermek için değişik stratejiler uyguluyorlar. bekir amca gibi yıllar öncesinde olmuş olaylar hafızalarda berraklaşıyor, kendilerini kahraman gibi görüyor ve ne kadar önemli biri olduklarını, hala aynı durumda bulunduklarını ispatlamaya çalışıyorlar. araştırmacılardan biri 80 yaşlarında bir kadına kendisini anlatmasını istemişti. kadın 40 yıl önce mayolu çekilmiş bir resmini göstermişti. kendisini daha yakın bir zamanda çekilen resmi sorulduğunda, isteksizce bir yıl önce çekilen resmini vererik "çok kötü, bu asla benim resmim olamaz" demişti.
psikologların belirledikleri noktalardan biri de, yaşlıların huzurevine yerleşmekle artık ölümü beklemekten başka yapacak işlerinin kalmadığı duygusuna kendilerini kaptırmalarıdır. yapılan testlerde, ruh sağlığı olumlu görünenlerin huzurevine uyum göstermekte genellikle zorluk çektikleri, daha hızlı bir çöküntüye uğradıkları izlenmiştir.
başka bir araştırmada psikologlar huzurevlerinde, dört değişik gruptan 693 yaşlı erkek ve kadınla görüşmüşlerdi. huzurevine yerleştirilen yaşlıların burada ortalama yaşayabildikleri süre altı yıl kadardı. araştırmada, yaşlıların başka bir yere yerleştirilmeden önceki en az bir yıl içinde durumları ile, yerlerinin değiştirilmesinden sonraki bir yıl içindeki durumları izlenmiştir. her dört grupta da, yaşlıların yarısı yeni yerlerine yerleştirildikten bir yıl sonra, ya ölmüş, ya da büyük bir çöküntüye uğramıştır.
bir huzurevinden diğerine yerleri değiştirilen 427 yaşlıyı kapsayan bir başka büyük araştırmada ise yerleştirilen yaşlıların yüzde 18 i bir yıl içinde ölmüş, buna karşı benzeri özellikleri taşıyan, yerleri değiştirilmemiş yaşlılardaki ölüm oranı bir yıl içinde yüzde 5 i geçmemiştir.
pskilogların ziyaret ettiği huzurevlerinden birinde, birgün başhemşire yaşlılardan birini çok yakında kaybedeceklerini söylemişti. gerçekten de sözü edilen yaşlı, iki hafta sonra ölmüştü. hemşireye, hiçbir tıbbi belirti bulunmamasına rağmen bunu nasıl anladığı sorulduğunda ise; hemşire "beyin dalgalarından" cevabını vermişti. gerçi cevap mantıklı sayılmazdı ama hemşirenin bunu bazı ince ipuçlarından gözlediği bir gerçekti. psikologlar, yaşlıların durumlarını izlemek üzere birkaç test uyguluyordu. örneğin, yaşlılardan kendilerine verilen tasarımların kopyalarını çizmeleri, ya da çeşitli pozlarda insan figürleri yapmaları isteniyordu. bu testler her üç veya dört haftada bir tekrarlanarak iki buçuk yıl sürüyordu. ölüme yaklaşmış olanların çizdiği kopyaların orijinallerine artık benzemedikleri, figürlerin küçüldükleri, çizgilerin ise birbiriyle kesişmedikleri ve anlaşılmaktan uzak olduğu gözlenmiştir. ölümüne kadar 1 yıldan fazla zaman olanlarda ise kopyalar ve çizgiler her seferinde daha iyiye giden bir durum gösteriyordu.
ölüme çok yaklaşmış olanlarda aşağıda sıralanan kişilik farklılıkları da ortaya çıkıyordu. hemşirenin "beyin dalgaları" diye anlatmak istediği şey buydu:
-huysuzluğun azalması, uysallığın artması,
-sosyal ilişkilerin zayıflaması, aile ve arkadaş çevresinden uzaklaşması,
-ardı sıra yapılan testlerde yeteneğin gittikçe azalması,
-kendi duygu ve düşüncelerinden uzaklaşması, ilgisizlik,
-testlerde gösterilen resimlerin yorumlamasındaki karamsarlık..
sanılanın tersine, yaşlılar ölümlerine yakın hatıralarına pek dalmıyorlar. ölümden korkuları gençlere, özellikle 50 yaşındakilere oranla çok daha az oluyor. aynı zamanda huzurevlerinin daha dikkatle düzenlenmesi de gereklidir. "yaşlıların, kendi evlerinde gereksinim duyabilecekleri her türlü ortamın, buralarda sağlanması yararlı olacaktır. huzurevlerinde bu ortamın sağlanmasına ne kadar dikkat edilse de, buralarda yaşayanların psikolojik gereksinimlerine yine de yetmeyecektir".
bakıma muhtaç yaşlılar evinin biraz otel, biraz hastane ve biraz da sosyal eğlence tesisi niteliklerini bir arada taşıması gerekmektedir.
ne yazık ki hele son zamanlarda huzurevlerinde bu istenilen şeylere rastlanıldığı söylenemez. hemde hiçbirine..
ama yine de benim bu kendi düşüncem. yarın öbür gün hiçbir şekilde çocuklarıma muhtaç olmak istemem. yani onların yanında kalmak istemem. çok zorda kalırsam bende kendi isteğimle gider yatarım. ben hep bunu savunurum. öbür türlü kötü olmaktansa gidip orada kalırım. ama öyle ama böyle...


Zeynep Akıllı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 326
favori
like
share
MAVi Tarih: 22.07.2009 01:03
tşkler...