Deniz Akçadoğan -Mizahi

Yüzüm kırış kırışmış. Hadi oradan sen de! Neymiş, yaşlanmışım… Sanki dünyanın en yadırganası olayı bir tek benim başıma gelmiş. Ama yok, biliyorum, o nemrut kadın gençliğine bu denli güvenmese gıkı dahi çıkmaz da bakma sen.
Evime gelmiş habersiz, buna karşın konuk etmişim de bir kuru hurmayı beğenmez. Önüne koyduğum tahin helvasını hakaret beller fakat akıl edemez ki ben her sabah o helvadan yerim çaresiz.

Yiyecek iki lokma aşım varmış da tekini ondan mı esirgemişim Allah aşkına!

Tüh, tüh! Maşallahmış, gözleri de nazara gelmesin imiş.

Güya kendi gözlerine benzettiği ekşi erikleri sevdiğimi akıl etmiş de bana getirmiş. Hele bak sen fettana! Ne diye silip süpürdün eteğinin kovuğunda avuç dolusu eriği o vakit? Bir de güngörmüş de gazete kâğıdına sardığım tuza banmaz, beğenmez etmez. Sanırsın ki kokmuş.
Ayol, senin ağzın kokmuş. Tabi köyden inmiş şehre bilmez iki gıdım macunu fırçasına koyup da sabah akşam fırçalamayı. Varsa yoksa misvak. Sonra da haline bakmadan yumar iri gözlerini de ‘’Yaşlı kadın!’’ deyiverir. Hata yaptığını anlar da ‘’Yalan mı ayol!’’ diye inkâr ayaklarına yatıverir. Ah o haydut baban yok mu senin? Nah, onun gibisin işte. Kanın çekmiş çekmez olasıca. E, ağaca çıkan keçinin, dağa bakan oğlağı olurmuş…
Sonra suratı on karış kilimi süzer konu kalmayınca konuşacak. Kaçıp gitmek ruhunda var. Az biraz tahammül edemez bu yaşlılık kokan odaya. Derin bir ah çekince iyice huzursuzlaşır da okul arkadaşlarını anlatmaya koyulur. Ama yok, bıkmışım onun laklaklarından. Keserim sözünü tek elim havada. Hele bir beni dinlesin.

Ne o havailik böyle?

Neymiş efendim sonra ben anlamazmışım ciladan, süsten, boyadan. Öyle diyor tırnakları dikkatimi çekince. Sanki ben hiç görmemişim, bir mağara kovuğunda gelmişim bu yaşa. Tek bildiğim de sanırsınız ki avuçlarıma kına yakmak!

Ha, kınayı da sevmez melun! Ah bu kıza bir güzel kötek atmalı var ya! Dedim anasına dövmeden evvel dizini, yok nerede lafımızı dinleyen! ‘’Etmez, eylemez öyle şeyler!’’ diye tutturdu da başka bir laf çıkmadı ağzından. Seni de dövmeliydi anan olacak bu kadın vakti zamanında. Ah, eşekliğin babası bende! Biliyorum. Ne yapayım. Soysuzun dölü bunlar hep, o Murtaza denen it herifin kanı karıştıktan sonra böyle oldu sülale. Bilmiyorum sanmasınlar. Ben neler biliyorum da yüzgöz olmuyorum şom ağızlılarla.

Hele maaş günü sabahtan eve damlayan Bediha yok mu? Mit mit mit, sanki yumurtlayacak tavuk! Ama nerde? Anca mit mit mit… Bilmez başka şey! ‘’Bana öğretiver şu zıkkımla para çekmeyi!’’ derim de hiç yanaşmaz o yana. Gözlerim görmez de her seferinde aceleye getirtir beni, sonra evde unuturum gözlüklerimi. Ama bilirim iki kaş bir göz arasında cukkasına indirir gıcır kâğıtları.

Doğurmayaydın ya buncağızları! Ne demeye kıtlık varmış gibi kunladın! Gözün mü döndüydü? Ne ettin? Hepsini toplayınca bir adam etse bari! Yok, yok, bunlar ne emmeye ne de gömmeye geliyorlar! Vay bana ki vaylar bana!

Hele o İbiş yok mu, o İbiş? Gitmiş kendi gibi ketum bir kadını kendine karı diye almış. Hay ben senin aklına! Güzel olsa içim yanmayacak, duldada kalmış gözleriyle hayalet gibi yüzümü süzmesi yok mu tespihi suratına doğru çalasım geliyor vallahi! Elimi öpmeye bir mevta getirmiş arlanmaz! Aklı ermez bir şeye, caka satar herkese…
Sabah akşam bunları düşünmekle olacak gibi değil!

Varayım Zehra bacıdan bir avuç kestane ödünç alayım da şu gevrek sobanın üzerinde imana getireyim. Yok, öbür türlü olacak gibi değil. Bir gün açmayacağım zaten kapıyı suratlarına. Ama bu sefer de öldüğümü sanıp da ortalığı velveleye verecekler diye cesaret edemiyorum. Diyorum hep ya: ‘’Vay bana ki, vaylar bana!’’

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 256
favori
like
share