Küçük Kızın Kansere Karşı Mücadelesi - İbrahim Bekler

Ayşe daha dünyaya merhaba derken, birçok insanın kaldıramayacağı ağır bir yükü yüklenmişti.
16 Nisan 2008 tarihinde dünyaya gelmişti altı buçuk aylıkken kanser teşhisi kondu. Bütün eş ve dost, akrabalar bu nasıl olur dediler. Anne Meltem, baba Buğrahan POZAN yıkılmışlardı. Bir türlü kabullenemiyor, bir yandan da çevrelerinde hastalık hakkında malumat topluyorlardı. Sonunda Ankara Hacettepe Tıp Fakültesi Onkoloji bölümüne gitmeye karar verirler.
Yedi buçuk aylık bir tedavi maraton başlamış oldu. Ayşe (Ayşecik) olup bitenlerin farkında değil, o annesinin babasının biricik aşklarıydı.
Onu o kadar çok seviyorlardı ki onun yanından biran bile ayrılmak istemiyorlardı, artık bütün hayat yörüngelerini Ayşe’ ye yöneltmişlerdi.
Anne Meltem yüreğinin yangını ile bazı zamanlarda yakarışlarda bulunuyor,Yarabbi bir avuç sabiye nerden verdin bu derdi, keşke onun yerine bana verseydin, ben dayanabilirim, ama o daha çok küçük, acısa acısını bilmez, acıksa acım demez, Allahım, Allahım, ne olur çaresini ver diye her gece yakarışlarda bulunuyor, acısı gözyaşı olup akıyordu.
Kurtuluş parkına bakan pencere kenarına yaslanan Meltem yanı başında hayatla ölüm arasında gelip giden Ayşe’ye bakıyor, birde gökyüzüne bakıyor pencerenin önüne güvercinler konuyor, kimisi uçuşuyor, anne Meltem niyazında bulunuyor, yarabbi benim yavrumun bu kuşlardan ne farkı var buda bir güvercin kadar günahsız ne olur şifasını ver yarabbi.
Memleketi Mersinin Silifke ilçesinde ise Göksu ırmağı gibi gözyaşları sel oluyordu. Babaanne nerdeyse çıldıracaktı.
Ayşe’nin akrabaları genelde okumuş, kültürlü insanlardı… Teslime teyzesi öğretmenlik yaptığı okulda her ders öncesi öğretmenler odasında bir hüzün saati yaşar. Kendine yakın hissettiği dostları ile Ayşe’nin durumunu paylaşır, Hep birlikte Allaha dua ederlerdi, ben bazen kendi kendime diyorum bu kadar kul sevgisi Allahın gücüne gider mi diye, bir yönden de gıpta ediyorum bu muhteşem aşkı ve sevgiyi.
Böyle bir şey binde bir olurdu. Ama oda Ayşeciğe rastlamıştı. Çok acıydı… Bebeğe gelmesi çok daha acıydı. Ama bunda da vardı bir hikmet. Rabbim demek ki hastalıkları hep sebeplere bağlayanlara bir kulak çınlatma idi. Büyüklerde olur ya hani şu, bu sebeplerden...
Ama bu bebe küçücük. Ayşe’ye bu bir sabır imtihanımıydı? Yoksa daha bebek yaşında bütün çilelerle günahları yıkayıp, ileriki yaşında Ayşe’ye çok büyük bir misyon’u yükleyecekti Allah.
Anne Meltem yorucu bir günün ardından kızının başucunda refakatçi sandalyesinde uymuştu. Muhteşem bir rüya görüyor, Ayşecik tavus kuşunun bütün renklerini üzerinde taşıyordu.
Kanatlanmış gökyüzünde süzülerek hastane odalarındaki pencerenin önüne geldi, ağzında bir kırmızı gül vardı. Pencerenin camına tıkladı ve annesine anneciğim anneler günün kutlu olsun dedi, Meltem anne birden yıldırma çarpmışçasına uyandı, hemen Ayşe’ye baktı, Ayşe mışıl mışıl uyuyordu.
Ayşenin’de alnında ter damlacıkları vardı, sanki biraz önce annesinin rüyasındaki gördüğü tavus kuşu kadar güzeldi, dökülmüş saçları ve kaşlarının yerinde bembeyaz sanki nur parlıyordu.
Ertesi gün bir sivil toplum kuruluşu yöneticileri, hastaneye Ayşeciğin odasına ziyaret geldiler. Anneden bebeğin hastalığı hakkında bilgi aldılar.
Anne Meltem Hanım beş aydır hastanede olduklarını söyleyerek, şu gördüğünüz sandalyede sabahlıyorum diye ekledi. Baba mecburen işe gidip, çalışması gerekiyordu. Ankara’da tanıdık kimseleri de yoktu.
Meltem anne hem anlatıyor hem de ağlıyordu. Yavrum dediği zaman sanki bütün kâinat titriyordu, odada bulunan ziyaretçiler yağmur verecek bulut yüklenmişti sanki nerdeyse sağanak sağanak yağıvereceklerdi.
Kafilenin başındaki kişi O kurumun başkanıymış ve yutkunarak kardeşim müsaadeniz olursa eliniz öpmek istiyorum, ha keza bu ülkeyi bize bağışlayan.
Annelerde sizin kadar fedakârlardı, çephedeki bütün Mehmetçiklerde onların evlatları idi.
O analarda gözlerine uykuyu haram kılmışlar onlarda Allah sığınmışlardı. Ben o analara erişemedim, eyer erişmiş olsaydım onlarında ellerinden öpmek için ısrar ederdim dedi, Ve Meltem annenin elinden öptü.
Rüyasında gördüğü kırmızı gülün tıpatıp aynısını uzattı anneler günüz kutlu olsun dedi, kartını verdi, herhangi bir ihtiyacınız olursa lütfen arayın dedi.
Meltem annenin ikinci şoku oluyordu. Hemen Silifke’de buluna eşini aradı olup bitenleri anlattı.
Bunlar Allahın bir lütfü, bir işareti dedi eşine, ne olur yanıma gel, şuan yanımda olmanı çok istiyorum dedi. Aynı tarihlerde Ayşenin bankacı olan halası Dilek umrede olan bir yakına ulaşır olanları anlatır.
Orda bulunan tanıdıklarınıza bu gün dua ediniz diyerek rica eder.
Dilek Hanımın yakını etkilenmiştir Ayşe’nin durumuna ve kafilede bulunan herkesten bir Ayet-el Kûrsi okumalarını ve dua etmelerini ister Ayşecik için, kafilede bulunan bütün insanlar Ayet-el Kûrsi okurlar ve dua ederler.
Aylar ayları, günler günleri kovaladı.
Birkaç defa izin alınarak memleketindeki akrabalarını görmeye geldiler. Ayşecik günden güne iyileşiyor, artık cıvıl cıvıl bir bebek olmuştu. Kime bakarsa baksın hemen bir gülücük yolluyor, kim elini uzatsa hemen atılıyordu, babaanne zaten deli divane oluyordu Ayşe ye.
Ayşe’nin artık bir yaşına girmesine sayılı günler kalmıştı. Anne meltem mersindeki teyzelerini aradı, durumdan haberdar etti.
Teyzeleri Teslime SERİN ve Hatice UĞUR Ankara’ya gittiler, giderken planlarında Ayşe’ye hastane yönetiminden izin alarak hastanede bir yaş günü yapmaktı niyetleri.
Nitekim bütün işler hep yolunda gidiyordu, pasta siparişleri verdiler.
İki teyze ve Meltem anne tek tek odalara pasta ve içecek servisi yaptılar.
Belki hasta yakınları ilk defa böyle bir organizasyon görmüşlerdi, ikramda bulunulan insanlar Allahtan şifa dilediler küçük Ayşeciğe.
Teyzeleri Ayşe’nin Doktoru ile görüştüler. Doktor bey yarın Ayşe’nin son tahlil sonuçlarını alacağız, temennimiz iyi sonuç almamız dedi.
Ertesi gün Ayşe’nin doğum günüydü, hem doğum günü hem de tahlil sonucu bu tesadüf olamazdı, çileli ailenin uzun bir süreç sonucunda son tahliller bekliyorlardı.
Gözler doktorun eline verilen tahlil sonuçlarındaydı. Baba Buğrahan anne Meltem ve teyzeleri Hatice ve Teslime sanki yürekleri yerinden fırlayacaktı.
Doktor gözlerine inanamıyordu.
Anne ve baba doktorun bu halinden korkmaya başladır. Doktor bir daha okuyup emin olduktan sonra açıkladı sonuçları.
Ayşe’nin Bütün tahlil sonuçları temizdi ve Doktor şunu ifade etti Şu an ben ve sizler ne kadar sağlıklı isek Ayşe’de bir O kadar sağlıklı artık.
Ama kimse inanamdı. Bu nasıl olurdu. Sonra düşündüler neden olmasın, derdi verende Allah, Şifasını verende Allah’tı.
Aylarca acılara, çilelere dayanmanın zorluklara katlanmanın sabrın Şükrün karşılığını Allah Ayşe’nin 2.Doğum gününde vermişti beklenen müjdeyi.
Bütün aile ağlıyordu sevinçten. Meltem Hanım sevincinden bulutların üzerinde uçuyor güvercinler eşlik ediyordu, Allah’a niyaz için ellerlini öyle kaldırdı ki sanki yıldızlar ellerinde, güneş elinde ışık saçıyordu.
Aylarca koca şehirde kendilerine mekân olan Hastane odasının penceresinden dışarı baktı, Ankara bir başka güzel görünüyordu gözlerine.
İnsanın yüreğindeki acılar ve kara bulutlar güzel bakmasını ve görmesini dahi engelliyordu. Küçük Ayşecik yıllar sonra kendisine şifa dağıtan hastaneye belki de doktor olarak gelebilir çünkü küçük kız tabir caiz ise gözlerini hastanede açmıştı.
Bir hafta sonra Ayşe hastaneden taburcu oluyor, altı buçuk aylıkken girdiği hastaneden yaşına basmış olarak çıkıyordu.
Ayşe’nin memleketinde bayram vardı bütün akrabalar evlerine geçmiş olsuna geliyorlardı. Ayşe gelenlere ve getirdikleri hediyelere bakıyor, onlarla oynuyor, çevresine gülücükler dağıtıyordu. Anne ve babası üzerine titriyorlardı.
Silifke Kalesinden Göksu deltasına bakıyorum, güneş yeni doğuyor denizin üzerinde sanki bir yumurta sarısı gibi duruyordu güneş. Gözümün önünde verimli topraklar uzanıyor. İnsanlara umut ve bereket dağıtıyordu. Ayşecik Silifke’ye geldiği günden beri hep ilgi odağı oldu, Silifke’nin üzerine doğan bir güneş gibi POZAN Ailesinin umudu oldu.
Artık şunu rahatça diyebiliriz. Allah hiç kimseyi bu şekilde acılarla imtihan etmesin, hiç kimsenin evinde ve ocağında dert, tasa, keder ve acı olmasın, Ayşecik bize çok büyük bir hayat dersi verdi, yaşama sevincinin ne güçlü bir kuvvet olduğunu bizlere gösterdi.
İyi ki varsın Ayşe, hastane odasında doğum gününü kutlayamamış olsak ta, sana kırmızı güller getiremesek te, her zaman seni seviyoruz, sana daha nice mutlu ve sıhhatli ömürler dileklerimle

İbrahim Bekler

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 479
favori
like
share