Yalnızca ALLAH’a tevekkül edin!

Resûlullah buyurdu ki: "Ey filanca, yatağına girdiğinde: "ALLAH'ım kendimi Sana teslim ettim, yüzümü Sana yönelttim, işimi Sana bıraktım, Senden ümit var olarak, azabından korkarak sırtımı Sana dayadım. Senden sığınacak ve korunacak yer yine Sanadır. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere iman ettim, de. Eğer o gece ölürsen iman üzere ölürsün. Eğer sabaha çıkarsan hayra ulaşırsın" [Buhari, Müslim]

"Bağla ve tevekkül et!"

Enes (ra) rivayet ediyor: Bir adam Resulullah (sav)'a gelerek: "Hayvanımı bağlayarak mı yoksa serbest bırakarak mı ALLAH'a tevekkül edeyim?" diye sormuştu. Resulullah o adama: "Bağla ve tevekkül et!" buyurdu.

"O, ne dilerse o olur"

Ebu Hureyre (ra) Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu haber vermiştir: "Kuvvetli mümin, ALLAH katında zayıf müminden daha hayırlı ve daha sevimlidir. Bununla beraber her ikisinde de hayır vardır. Sana yararlı olan şeyi elde etmeye çalış. ALLAH'tan yardım dile ve asla acziyet gösterme. Başına bir şey gelirse "Eğer şöyle yapsaydım, şöyle olurdu!" diye hayıflanıp durma. "ALLAH'ın takdiri bu, O, ne dilerse yapar" de. Çünkü "eğer (keşke)" kelimesi, şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar." [Müslim]

O'na hakkıyla tevekkül etseniz...

Ömer (ra) demiştir ki: Resûlullah'ın şöyle dediğini işittim: "Eğer siz ALLAH'a nasıl tevekkül etmek lazımsa öyle tevekkül etseniz; açlıktan karınları çekilmiş olduğu halde sabahleyin yuvalarından çıkan ve akşamları karınları doymuş olarak yuvalarına dönen kuşlara rızık verdiği gibi hiç şüphesiz, ALLAH size de rızık verirdi." [Tirmizi]

Ümmü Seleme (ra)'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) evinden şöyle derdi: "Bismillah. ALLAH'a tevekkül ettim. ALLAH'ım! Sapmaktan, saptırılmaktan; kaymaktan, kaydırılmaktan; zulüm yapmaktan, zulme uğramaktan; saygısızlık etmekten, bana karşı saygısızlık edilmesinden sana sığınırım." [Ebu Davud, Tirmizi]

ALLAH, kendisine tevekkül edeni sakınacaktır!

Amr Bin As (ra) anlatıyor: Resûlullah buyurdu ki: "Şüphesiz her vadide Âdemoğlunun kalbinden bir parça bulunur (yani kalp her şeye karşı bir ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, ALLAH onun hangi vadide helâk olacağına hiç aldırmaz. Kim de ALLAH'a tevekkül ederse, kalbinin her şeye (ilgi kurarak dağılmasını önlemek için) ALLAH ona yeter.

Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Kim insanların en şereflisi olmak isterse ALLAH'tan korksun. Kim insanların en güçlüsü olmak isterse ALLAH'a tevekkül etsin. Kim de insanların en zengini olmak isterse, kendi elindekinden çok ALLAH'ın nezdindekine bel bağlasın."

"Bir şey istediğin zaman yalnız ALLAH'tan iste"

Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Bir şey istediğin zaman yalnız ALLAH'tan iste. Yardım dilediğin zaman da ALLAH'tan dile. Şunu iyi bil ki bütün yaratılmışlar elbirliği ile sana bir menfaat bahşetmek isteseler, ALLAH'ın sana yazdığından daha fazlasını bağışlayamazlar. Yine yaratılmışların tümü, elbirliği ile sana bir zarar vermek istese, ALLAH'ın sana takdir ettiğinden fazlasını yapamazlar." [Tirmizi]

"ALLAH bana yeter, O ne güzel vekildir"

İbn Abbas (ra) şöyle demiştir: Resûlullah buyurdu ki: "Ya Rab! Yalnız Senin hükmüne teslim oldum, yalnız Sana iman ettim, yalnız Sana tevekkül ettim, yalnız Sana döndüm, yalnız Senin için mücadeleye girdim. Ya Rab! Dalâlete düşmekten izzetine sığınırım, Senden başka ilâh yok. Sen ölümsüz daima diri olansın. Oysa cinler ve insanlar ölümlüdür." [Buhari, Müslim]

İbn Abbas (ra) şöyle demiştir: İbrahim (as) ateşe atıldığı zaman "Hasbunallahu ve ni'mel vekîl" (ALLAH bize yeter. O ne güzel vekildir) dedi.

Muhammed (sav) da onu söyledi. Şöyle ki: (Kendisine) "İnsanlar size karşı ordular hazırladılar, o halde onlardan korkun." dedikleri zaman, bu (söz) onların imanını artırdı ve: "ALLAH bize yeter. O, ne güzel vekildir" dediler. [Buhari, Müslim]

İbn Abbas (ra)'dan gelen bir diğer rivayete göre şöyle demiştir: İbrahim (as) ateşe atıldığı zaman son sözü "ALLAH bana yeter. O, ne güzel vekildir" olmuştur.

"Yalnızca ALLAH'a güvenenler!"

İbn Abbas (ra), Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bana (geçmiş) bütün ümmetler arz olunup gösterildi. Bir peygamber gördüm ki yanında (kendisine iman etmiş ancak) yedi sekiz kişi vardı. Bir (başka) peygamber gördüm onun da yanında bir iki adam vardı. Öyle bir peygamber de gördüm ki beraberinde tek bir kişi dahi yoktu. Derken uzaktan bana büyük bir karaltı gösterildi. Onları benim ümmetim sandım. Bana: "Bu, Musa Peygamber ile kavmidir. Sen ufka bak" denildi. Ufka bakınca büyük bir kalabalık gördüm. Bana: "Şimdi de öteki ufka bak" denildi. Orada da müthiş bir kalabalık vardı. "Bu senin ümmetindir. Onların arasında yetmiş bin kişi var ki hesapsız, azapsız Cennet'e gireceklerdir" denildi.

İbn Abbas anlatmaya devam ediyor: Resul-ü Ekrem konuşmasından sonra kalktı evine girdi. Bunun üzerine orada bulunan cemaat, hesapsız ve azapsız Cennet'e girecek olan bu kişilerin kim oldukları hakkında konuşmaya başladılar. Bazıları: "Onlar Resûlullah'ın ashabı olsa gerek" dediler. Kimileri de: "Herhalde onlar İslâm devrinde doğmuş, ALLAH'a şirk koşmamış olanlardır" dediler ve (daha pek çok) ihtimaller ileri sürdüler.

Konuşmaları duyan Resûlullah, hemen onların yanına geldi ve: "Ne hakkında dalmış konuşuyorsunuz?" diye sordu. Onlar da konuştukları meseleyi söylediler. Bunun üzerine Resûlullah: "Onlar büyü yapmayanlar, yaptırmayanlar; bir şeyi uğursuz sayma fiilini yapmayanlar ve yalnızca ALLAH'a güvenenlerdir" buyurdu. [Buhari, Müslim]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 419
favori
like
share