Yüce Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur:

"Yedi kimseyi Allah-ü Teâlâ kendi gölgesinden başka gölgenin olmadığı (kıyâmet) gününde kendi gölgesinde gölgelendirecektir: Adâletli devlet reisi, Rabbine ibâdet yolunda serpilip büyüyen genç, gönlü mescidlere bağlı kimse, Allah yolunda birbirini sevip buluşan ve bu yolda ayrılan iki kimseden her biri, makam sahibi güzel bir kadın onu istediğinde, 'Ben Allah'tan korkarım' diyerek (o günahı işlemeyen adam), sağ elinin verdiği sadakayı sol eli bilmeyecek kadar (gösterişsiz) gizli sadaka veren adam, tenhada Allah'ı zikredip de gözü dolup taşan kişidir." (Buhârî, Muhâbirîn: 4)

Bu hadiste her ne kadar bütün insanların alabileceği hisse ve dersler varsa da, özellikle gençleri ilgilendiren bölümlerin olduğu açıktır.

Öncelikle burada söz konusu edilen kıyâmet günü üzerinde kısaca durmak gerekir. Bu öyle bir gündür ki, o gün insanlar kendi nefislerinden başka kimseyi düşünemezler. O gün Peygamber Efendimiz (a.s.m.) dışında bütün insanlar, "Nefsim nefsim" diyecek, kişi belki yardım isterler diye annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacaktır. Güneşin bir mil aşağı ineceği o gün, en çok ihtiyaç duyulacak şey "gölge"dir. İşte hadiste, o dehşetli günde kimlerin gölgelendirileceği belirtilmektedir.

Gençler burada sayılan 7 sınıftan hepsine girebilirler. Gerçi "devlet başkanı" olmak herkesin elinde olmayan, ancak milyonlarca insandan birisine nasip olan fırsat ve sorumluluktur. Ancak "devlet başkanı" ifâdesinden, "yönetim, yetki ve sorumluluk" sahibi herkesi anlayabiliriz. Böyle olunca birinci gruba adâletli birçok genç girebilir.

İkinci grup, "Rabbine ibâdet yolunda büyüyüp serpilen gençtir" ki, bu gruba girmek her gencin elindedir. Nefsini günahlardan koruyan, bilhassa zamanın fitne ve fesâdından kaçınan, hevâ ve hevesine uymayıp, gençliğini Allah yolunda ve Ona ibâdette geçiren genç, bu büyük müjdeye nâil olacaktır.

Yine bir hadiste şöyle buyrulur: "Küçüklüğünden beri Allah'a çokca kulluk eden gencin, yaşı ilerledikten sonra çokca kulluk etmeye başlayan ihtiyara üstünlüğü, peygamberlerin diğer insanlara üstünlüğü gibidir." (Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs)

Burada kâinattan daha büyük bir müjde, bütün dünya zevklerine bedel bir mutluluk, her günümüz çileyle geçse yine değecek bir başarı vardır. Bu hadîs, "Allah'a ibâdet yolunda büyüyüp serpilmenin" ne paha biçilmez bir servet, ne imrenilecek bir makam olduğunu göstermektedir.

Üçüncü grup, "gönlü mescidlere bağlı kimse"dir. Eğer gençlerimiz, gerek kendilerinden gerekse dışarıdan kaynaklanan her engeli aşarak, namazlarını kılar, bilhassa cemaatle namaza devam ederlerse, bu güzel müjdeye ulaşmanın bahtiyarlığını şimdiden hissedebilirler. Gönlü mescidlere bağlı olan genç, hem huzurlu ibâdet eder, hem cemaat şuurunu, birlik ve bareberlik gerçeğini anlamış olur. Elbette buradaki mescidlerden kasıt birinci derecede câmilerdir. Ancak bulunduğu yer ve imkân nisbetinde, "Allah'a cemaatle ibâdet edilen her yer" bu kavram içine girebilir.

Dördüncü grup, "Allah yolunda birbirini sevip buluşan ve bu yolda ayrılan iki kimseden her biri"dir. Gençler bu gruba rahatlıkla dâhil olabilirler. Çünkü, gerçek arkadaşlık, diğergamlık, samimiyet, fedâkârlık, feragat özellikle gençlik döneminde zirveye ulaşır. İşte hangi genç, "Allah yolunda", yani İslâmın ilerlemesi ve Kur'an'ın hâkim olması için bir veya birkaç arkadaşıyla buluşur, çalışır, hizmet ederse, bu müjdenin mutluluğuna erer. Özellikle, îman ve Kur'an hizmeti yolunda her hafta, belki her gün biraraya gelen gençler, bu müjdeyi hak eden bahtiyarlardır.

Beşinci grup, "makam sahibi güzel bir kadın onu istediğinde, 'Ben Allah'tan korkarım' diyerek o günahı işlemeyen adam"dır ki, bu dehşetli imtihana en çok muhatap olan kesim gençlerdir. Özellikle bu asırda, bu tür imtihanla karşılaşmak her zaman mümkündür. Rabbim böyle bir imtihanla karşılaşan her genci korusun ve nefsini yenip başarılı olmasını nasip etsin.

Altıncı grup, "sağ elinin verdiği sadakayı sol eli bilmeyecek kadar gösterişsiz gizli sadaka veren adam"dır. Gençlerimizin bu gruba girmeleri de mümkün ve kolaydır. Sadaka, bir mü'mine herhangi bir şekilde faydalı olmak, yardım etmektir. Bu, mal ile olabileceği gibi, fiil ile, davranış ile, ilim ile de olabilir. Bir tebessüm etmek, hâl hatır sormak, derdini paylaşmak da bir sadakadır. En mükemmel sadaka ise, sahip olduğumuz îman ve İslâm bilgisini muhtaç bir kardeşimize aktarmaktır.

Yedinci grup, "tenhada Allah'ı zikredip de gözü dolup taşan kişi"dir. Gençlerimiz bu gruba girmek için günahlara tevbe ve istiğfar edip, Allah'a el açmalı, gözyaşı dökmelidir.

Böylece hadiste sayılan 7 grubun tüm özelliklerini gösterip, âdetâ Allah'ın gölgesinde gölgelenmeye 7 derece nâil olmak imkânı elimizde vardır.

İşte o zaman gençliğimizi Allah yolunda ebedîleştirip, Cennete girerek şu hadislerde belirtilen sırra erişiriz:

"Bir dellâl, 'Gerçekten sizin için sıhhat vardır, artık ebediyyen hasta olmayacaksınız, sizin için hayat vardır, ebediyyen ölmeyeceksiniz. Sizin için gençlik vardır, ihtiyarlamayacaksınız. Sizin için nimetlenmek vardır, fakirleşmeyeceksiniz, diye nidâ edecektir." (Müslim, Cennet: 22)

"Cennete giren nimet görür fakirlik görmez, elbisesi eskimez, gençliği de tükenmez." (Müslim, Cennet: 8)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1215
favori
like
share