Aldatıldığınızı öğrendiğiniz andan itibaren yok olan tüm umutlarınız...Kalbinize indirilen hançerin her yeni günle yenilenen işkencesi...



ALDATILMAK; belki sadece bir şüphe, dipsiz bir kuyu misali bizi içine çeken, bir türlü yenemediğimiz karabasanımız; belkide kalbimizin en özel yerinde titizlikle büyüttüğümüz sevdamızın görmemize engel olduğu, adını bir türlü konduramadığımız acı bir gerçek, tıpkı içimizde bir volkan gibi patlayan, patlarken duygularımızı, tüm yaşam enerjimizi yerle bir eden.

Aldatılmanın o iç burkan ezikliği, ruhunuzun derinliklerini lime lime edip karartan, yüreğinizi binbir parçaya bölen sızısı. Asla unutulmayan, hep bir şekilde karşınıza dikiliveren yüzsüz acımasızlığı. Nedenini, niçinini sorgulayamadığınız, ama yaşamak zorunda bırakıldığınız o sessiz soğukluğun içinizi ürperten tınıları. Başkalarının aslında çoktan haberdar olduğu, ama sizin asla konduramadığınız ve hep bir şekilde ustaca kaçtığınız o başınızın belası. Size yaşamı kahreden, kendinize olan özgüveninizin sarsılmasına yol açan, insanlara olan güven duygunuzu ise yerle bir eden sırnaşık yaprak sarmaşığı.

Güzelliği, kültürlü ve alımlı olmayı, sevecenliği hiçe sayarcasına bir anda elinin tersi ile itiverip anlamsızlaştıran yaptırımın çirkin yüzü. Sessiz sedasız içten içe büyüyen ve ortaya çıktığında bir buz dağı misali çarptığı gemiyi yok edercesine acımasız bir şekilde önünüze dikiliveren; göründüğü kısmından çok görünmeyen kocaman kısmı ile duygularınızı yerle bir eden şiddetli sarsıntının acı bilançosu. Bedenen sağlam kaldığınız halde, ruhunuzu kaybettiğiniz, belkide satılığa çıkardığınız yaptırımın gücü.

Affetmenin, gönülden unutmanın sadece kelimelere asılı kaldığı; asla kabul edemediğiniz sessizliğinizin haykıran sesi. Buram buram sevgi kokan kalbinize indirilen hançerin her yeni günle yenilenen işkencesi. Sizi anlaşılmazlığa sürükleyen, kalabalık içinde bile yapayalnız hissetiren, sadece bir defalık değil her hatırlayışınızda zehir tadı ile yinelenen o dinmeyen iç sızınız.

Hak etmediğiniz halde yüz göz olduğunuz iç sesinizin paramparça kalbinize ulaşamadığı o naif çaresizliğiniz. Gözyaşlarınızın anlamlı anlamsız terk edemediği gözpınarlarınız, eskiden gülerken güller açan pembe yanaklarınız ve dudak kıvrımlarınıza yerleşen mahsunluğunuz, gülmenin anlamını yitirdiği paylaşımlarınız, en tatlı uykuların sizi çoktan terki diyar ettiği kabus dolu geceleriniz, her yeni başlayan günle birlikte kaybolan enerjiniz, yok edilen yaşamınız ve kısaca SİZ! Aldatıldığınızı öğrendiğiniz andan itibaren yok olan yarına ilişkin tüm umutlarınız…

Içinizdeki isyan duygularınızı ayaklandıran; başta kendiniz olmak üzere tüm dostlarınıza karşı tutumlarınızda sertliğinizi ön plana çıkaran; gittikçe sizi yalnızlığın güçlü kollarına çekip alan serseri tavırlarınız. Bağışlayamadığınız, unutamadığınız, hırçın ve acıtan duygularınızın önlenemeyen yükselişi. Buram buram eziklik kokan çılgınlığınız, kendi kendinize kaldığınız her durum ve şartta sizi boğuveren karamsarlığınız. Kimseler anlatamadığınız, anlattığınızda ise anlaşılamayacağınıza inandığınız sahipsizliğiniz. Kör kuyulara atılmış, unutulmuş, terk edilmiş, paramparça kalbiniz. Her türlü olumsuzluğa rağmen yine de hatayı her zaman kendinizde aradığınız, bazı konularda yeterli olmadığınıza kesinkes inandığınız o bahtsız kaderiniz…


alıntı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 362
favori
like
share