Etrafınıza biraz kulak kabartın ve bir süre dinleyin. İnsanlar konuşuyor…konuşuyor ve konuşuyorlar. Ne anlatıyorlar? Kiminle konuşuyorlar? Şu an onları sizden başka dinleyen var mı gerçekten?
Ne yazık ki gezegenimiz kendi kendine konuşan insanlarla dolmaya başladı. Dinleyebilen insanların nesli tükenmek üzere.
Herkesin o kadar çok anlatmaya ihtiyacı var ki; kimsenin dinlemeye tahammülü yok. “Dinlenip, dinlenmediğim önemli değil; Yeter ki içimdekileri dışarı dökebileyim” dediğimiz bir anlayış giderek yayılıyor.
Karşımızdaki insanlar, biz konuşurken kafa sallasın yeter. Aslında susuyor olmaları bile kafi. En azından dışarıdan bakıldığında bana deli demezler.

Peki biz neden konuşuruz?
Yüklemi, öznesi, edatı olan cümleler kurabiliyoruz diye mi konuşuruz?
Ağzımızdan kelimeler çıkartabiliyor olmak mıdır marifet olan?
“Madem dilimiz var neden kullanmayalım?” diye midir bütün bu gürültü?
Peki eğer bu böyleyse o zaman şunları da yapıyor olmamız gerekmez mi?
-Madem kolum var sürekli hareket ettireyim.
-Madem ayaklarım var sürekli kullanayım.
-Madem belim var sürekli eğilip büküleyim.
Baktığınız zaman kullanım açısından dil ile diğer organlar arasında pek fark yoktur. Biz ihtiyacımız olduğu zaman kolumuzu kullanırız. Gerektiği zaman ayaklarımızı kullanırız. İhtiyacımıza çözüm üretebilmek için sahip olduğumuz kaynaklardan faydalanırız.
Dil de böyledir; konuşabildiğimiz için değil, konuşmamız gerektiği için vardır. İhtiyaç halinde kullanılması daha makbuldür. İletişim kurabilmek için kullanmayı öğrenmemiz gereken kaynaklardan biridir.
Sorduğunuz zaman, insanlar zaten iletişim kurma niyetiyle ağızlarını açtıklarını söyleyebilirler. Bunu test etmek o kadar zor değildir; Ağzımızdan çıkanları dinleyen yoksa etkili bir iletişimden hayli uzağızdır.

Peki az konuşan insanlar iletişim fakiri midir? Konuşmak yerine dinlemeyi tercih edenlere yazık mıdır? Bir toplulukta en çok konuşan kişi midir en etkili olan kişi?

Genellikle az konuşan insanlara utangaç etiketi yapıştırılır.
-Yazık çekiniyor galiba, zamanla açılır inşallah.
-Sen neden hiç konuşmuyorsun bakayım? Senin bir derdin var kesin hadi anlat.
Ne hikmetse insanlar, az konuşan insanlarla çok uğraşır. Onların ne düşündüğünü merak ederler.

New Nlp der ki; Bir insanın konuşma miktarı azaldıkça iletişimdeki etkisi artar.

Bir bebeğin konuşamamasına bakarak, onun utangaç olduğunu söylemek zordur. O bebek, zamanı gelir, herkesin içinde altına yapar. Konuşamıyordur ama misafirlerin saçını çekmekten çekinmez.
Bir bebek konuşmayı öğreninceye kadar herkes Onu anlamaya çalışır.
Ev halkının ilgisi onun üzerindedir. En ufak bir gülümsemesi herkesi heyecanlandırır. Suratındaki en ufak bir değişiklikten herkes bir anlam çıkartır;
-Kesin karnı acıktı ondan böyle sevimsiz duruyor.
Ağzından çıkardığı ilk hecede ev halkı deliye döner. Koca koca insanlar çığlık çığlığa sevinir.
-Baba dedi!! Duydunuz mu baba dedi!
Tıpkı bunun gibi, az konuşan insanın iletişimdeki etkisi yüksektir. Onun ne diyeceği merak edilir. O sadece dinleyebilmek için bir süreliğine konuşmaktan vazgeçmiştir. Susan insan değil, dinleyebilen insan olabilmek önemli bir beceridir. Gerçekten ilgilenen, gerçekten dinleyen insan, zamanı geldiğinde uygun mesajı aktarabilir. İşte o zaman konuşmanın bir anlamı olabilir. Neden konuşmamız gerektiğini belirleyen, dinlediklerimizdir. Biz ancak dinleyebilirsek karşımızdakinin neyi duymaya ihtiyacı olduğunu anlayabiliriz.

Bir toplulukta çok konuşan kişi popüler olabilir. Popüler olması onun etkili iletişim kurduğu anlamına gelmez. Önemli olan çok konuşmak, güzel cümleler kurmak değildir. Bol edatlı, zarflı, değişik kelimelerle konuşuyor olmak değildir iletişim. İletişim, almak ve vermek için kullandığımız bir yöntemdir. Öğrenmek ve öğretmek için, etkileşim için gereklidir iletişim.
Karşımızdakinin ihtiyacına hitap etmiyorsa, verdiklerimizin hiçbir anlamı ve değeri yoktur.
Bir insana konuşma hakkını veren şey karşısındaki insanın merakıdır. İnsanlar ilgilendikleri şeyleri merak ederler. Anlattıklarımız o insanın ilgisini çekiyorsa bizi dinler. Öğrenmek istiyorsa, öğrenmeye açlığı varsa onu doyurmamızı ister. Aksi halde bizi dinlemesi için bir sebep yoktur. Nezaketen susuyor olması bizi dinlediği anlamına gelmez. En iyi ihtimalle bize tahammül ediyordur sadece.

Unuttuğumuz şeylerden biri de şudur; Bizim ilgilendiğimiz konularla herkes ilgilenmek zorunda değildir. Bizim sevdiğimiz şeyleri herkes sevmek zorunda da değildir. Herkes, bizim inandığımız şeylere inanmak zorunda değildir. Her insan aynı dünyada yaşar ama her insan farklı bir dünyadır. Yerçekimi herkes için vardır ama herkes ona farklı miktarda tepki verir. Marifet, o insanın gezegenine iniş yapabilme hakkını kazanmaktır. Bunu yapabilmek, önce farklı olduğumuzu kabul etmekle başlar. Yani, farklılıklarımıza saygı duymakla…Benim gezegenimde hidrojen elementi bolca olabilir ama oksijenim yoktur. Bir başkasının gezegeninde hidrojen yoktur ama oksijen vardır. Aramızda bir etkileşim olmazsa, yeni bir öğrenme de olmaz. Oksijenle hidrojen bir araya gelmezse su da meydana gelmez. Benden farklı olanı merak etmezsem, yeni bir şey öğrenemem. Öğrenme ihtiyacı aramızdaki farklılıklardan kaynaklanır. Bu ihtiyaca cevap alabilmek veya verebilmek de iletişimle mümkündür.
İletişime dinleyerek başlayan karşısındakinin gezegenini keşfedebilir. Bunu keşfedebilirsek eğer ihtiyaçlarımızı fark edebiliriz. İhtiyacın ne olduğunu bilirsek, onu verebilir ya da alabiliriz.
Bunu da iletişime konuşarak değil, dinleyerek başladığımızda yapabiliriz.

“İşitmek verilmiş bir nimet, dinlemek ise kazanılan bir beceridir.”



Kamer Gündüz

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 321
favori
like
share
Sylar Tarih: 29.07.2009 14:16
Kalemine sağlık Kamer Gündüz...