Cumhuriyet Kıraathanesi - Haşmet Şenses

Artık hiç kimse elini taşın altına sokmuyor.

Yakın bir zamana kadar mahallenin yarısı seferber olmuştu, ama hızla çözülüp gitti onlar da. Haksızlık etmeyelim, hala direnenler var. Oysa ne sayıları, ne de güçleri yetecek gibi.

Artık bitti galiba, bu kez gerçekten bitti.

Gelişmeler öyle söylüyor. Kıraathane tarihe karışmak üzere.

Daha dün bazı adamlar geldiler. İyi giyimli bu adamlar, kendinden emin tavırlarla, her yanı gezip, kıraathanenin yanında durdular. Uzun bir bekleyişten sonra, bir adam getirip, zincirle bağlanmış kapının kilidini açtılar.

İçeride çok kalmadılar. Çekine çekine arkalarından sokulup, kapıdan kafasını uzatan mahallenin en meraklıları, daha içeri girip, meraklarını sonuna kadar gideremeden, adamlar dışarı çıktı. Ciddi tavırlarla konuştular, kendi aralarında. Mağrur tavırlarla gittiler sonra.

Yüzyıla yaklaşan tarihini anlatan kitaplarla doludur içerisi.

Aslında bir kıraathaneden fazlası olmuş her zaman; arada çay, kahve içilmekle birlikte, daha çok okumanın, tartışmanın, sohbetlerin mekanı olmuşsa da, bir çeşit kütüphaneye dönmüş zamanla, her gelen yeni kitapla.

Duvarda resmi asılı duran, ışıltılı mavi gözlü o sarışın adamın açılışı yaptığı gün, buranın asıl sahiplerinin, mahalle sakinleri olacağını vugulayarak söylediği anlatılmıştır, bize hep. Başta öyleymiş de. İşletmeciler neredeyse sembolik rakamlarla, yeri geldiğinde içeride yatıp kalkarak, mahalleye hizmet vermişler. Sonra işler keskin bir biçimde değişmiş.

Kapısına kilit vurulup, varlığını neredeyse bütünüyle sembolik olarak sürdürmeye başlayacağı bir kaç yıl öncesine kadar, elli yıldan uzun süren bir saldırılar, kuşatmalar, hatta işgaller dönemi yaşanmış.

Yaşım itibariyle, bunları ancak anlatılanlardan ve yine kendi raflarında tozlanmaya başlayan yakın geçmişine ilişkin kitap ve dergilerden biliyorum.

Daha geniş ve modern bir alan kazanmak gibi savlarla tasarladıkları ve sık sık da uygulamaya koydukları yıkma projeleri, hep bir sonraki ve hepsi de akraba olan işletmecilere devredilerek gelinmiş bugüne.

En son gelenler, bir süre sonra kapıya zincir vurdular, asla yıkamayacaklarını anlayınca, bırakalım orada öyle dursun deyip, üstelik bunun asıl projelerine değil köstek, düpedüz destek olacağını anlayıp şurasına bursına ufak tefek tadilat yaparak, ayrıca içindeki kitaplara dokunmayarak, mahalleliyi hoş tutmaya çalıştılar.

Hiç bir zaman mahalleden olmayan bu adamlar geldikten ve ön kapıyı zincirledikten sonra, arkasında, bel vermiş ahşap kısımdaki açıklıktan içeri girip, onun çevresinde gelişmiş olan eski yaşamımızı kısmen de olsa sürdürüyorduk, daha düne kadar. Açıkçası işletmeciler de bilip göz yumuyordu buna. Ama bitti. Kesin olarak...

Dünkü o adamlar çekip gittikten sonra iki nöbetçi diktiler yanına. Artık geceleri gizli sızmalar olmayacak belli ki. Bense onlar ayrıldığından beri, elimde dürbün, hep bir değişiklik kokluyorum.

Geçende bir dostumun söyledikleri bir süredir hep aklımda.

Buna dokunmayacaklarmış ama, mahallenin biraz dışında bir dernek kahvesi açıyorlarmış. Kahve dediyse lafın gelişiymiş. Şerbet içip, daha çok, hiç yaşamadıkları çok eski zamanlara tuhaf ve hastalıklı hasretlerini dillendirecekleri bir çeşit mabetmiş asıl kafalarındaki.

Şimdi nöbetçilerin dikilişinin ertesi gecesi, oldukça geç bir saatte, elimde dürbünümle ben de kendi nöbetimi tutarken, yanaşan bir minibüsten indirilen yığın yığın ve iplerle bağlanmış kağıtların ve deste deste dosyaların, arkadaki geçitten içeri taşındığını görüyorum...



Aradan aylar geçti ve artarak sürüyor, bütün o taşımalar... Tek farksa, artık günün her saatinde ve direk, ardına dek açılmış ve hiç kapatılmayan ön kapıdan yapılıyor olması.

Bunların çeşitli resmi evraklar, iddianameler, savunma ve tutanaklar olduğu söyleniyor.

Kıraathanedeki bütün o kitap ve dergiler arkalarda bir yerlerde yitip gitmiş, görenlerin söylediğine göre.

Evet bu adamlar işletmeyi aldıklarında, başta biraz ceberrut tavırlarla gelenlere kapılarını açık tutmuş, sonra kapatmaya karar verdiklerinde, epey tepkilerle karşılaşmışlardı. Herkes taşın altına elini sokmuştu biraz. Ama katı bir kesinlikle kapıyı yeniden açmadıklarını görünce, direnişleri kırılır gibi olmuştu. Sözünü ettiğim o üç beş ümitsiz vaka hariç - ki bugün hala direniyorlar - şimdilerde hepsi tümden yıldılar.

Kıraathanelerinin hep orada kalacağını bilmenin bir parmak balı ağızlarına çalındığından beri, kendilerini tatlı tatlı avutuyorlar.


Haşmet Şenses

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 301
favori
like
share