“Onlar, yüzyıllardır aynı topraklardan beslenip, aynı havayı soluyorlardı. Onlar, farklılıklarına rağmen, aynı bahçede kök salabiliyorlardı. Aynı yağmurlarla beslenip, aynı güneşle ısınıyorlardı. Farklıydılar; renkleri, sesleri, tatları, hayatı anlamaları farklıydı.
Aldıkları farklı, verdikleri farklı ama amaçları ortaktı. Her biri, yapıp ettiğiyle ister istemez bahçeyi büyütüyordu.
Çeşitlilik, toprağa bereket ve zenginlik getirmişti. Duymayan kalmamıştı onları…Tatmayan kalmamıştı o toprakta yetişen meyvaları…
Sonra, bir gün bahçeyi talan etmek isteyenler geldi; Gelenler, bereketin ve zenginliğin sadece topraktan ileri geldiğini zannedenlerdi; Kurnaz ve bir o kadar kördüler. Birlikte hareket eden bütün farklılıkları ayırmak istediler. Bütün renklerin, seslerin, anlayışların arasına ayrık tohumu ekmeyi denediler.
Her birine gizlice ilişip zehirlemek istediler;
Dediler ki ona; Sen, farklısın!
Dedi ki; Bunda ne var?
Dediler ki; Sen farklısın ve bu seni üstün yapar. Avantajının farkında mısın?
Dedi ki; Ben zaten avantajlıyım, dahası ne isterim?
Dediler ki; Herkes için yapacağına, kendine yapsan daha güçlü olursun.
Dedi ki; Ben zaten kendim için yapıyorum, yoksa nasıl paylaşırım?
Dediler ki; Sen farklısın, sana ayrıcalık lazım.
Dedi ki; Ben zaten hak ettiğimi alıyorum, ayrıcalık bana ne lazım?
Bunun üzerine daha bir şey diyemediler. Tekrar gelmek üzere ant içip gittiler.
Kurnazların mayası o topraklarda tutmamıştı. Bahçeyi birlikte büyütenler, tuzağa düşmemişti…
Ta ki, ortak amaçlarından şüpheye düşünceye kadar ”



İnsanlar neden bir arada yaşar? İnsanların bir arada yaşaması mı gerekir? Madem, bir arada yaşayabiliyorlar o zaman neden dağılırlar? İnsanların dağılması mı gerekir? Peki, yüzyıllardır birlikte yaşamış bir halkı birbirinden ayıran nedir? İnsanları birbirinden ayıran farklı olmaları mıdır? Peki bunca zamandır insanlar farklı değildi de şimdi mi farklı oldular? Onca zaman farklı olduğumuzu göremedik, şimdi mi gözümüz açıldı? Ne oldu sahi? Aynı topraklarda doğmuş,
yaşamış,
üretmiş,
sevmiş,
sonra aynı topraklara gömülmüş,
insanların birbirinden nefret etmesi için ne olmuş olabilir ki?

Türk’ün, Kürt’ün, Ermeni’nin, Gürcü’nün, Musevi’nin, Müslüman’ın, Hıristiyan’ın,
beraber yaşayamaz hale gelmesi için ne olmuş olabilir ki?
Bu ülkenin insanları birbirine tahammül edemez hale nasıl gelebildi? Hiç düşünüyor musunuz?
Yoksa düşünmeye gerek yok yapılan haksızlıklar ortada mı diyorsunuz? Kızgınız, öfkeliyiz ve canımız çok sıkkın öyle değil mi? Ne yapacağımızı, kime gideceğimizi bilemiyoruz…
Haklıyız, kardeşi kardeşe vurdurdukları için kızmakta haklıyız. Peki bütün bu olup bitenlere nasıl tepki veriyorsunuz? Bağırarak mı? Ağlayarak mı? Sokağa dökülerek mi? Söverek mi? Dağa çıkarak mı? yoksa umursamayarak mı?
Verdiğiniz tepkiler işe yarıyor mu peki? Bir şeyler iyi yönde değişiyor mu? Ne için tepki verdiğinizi biliyor musunuz?
Tepkileriniz farklılıkları birleştiriyor mu, yoksa ayırıyor mu?

Baktığınız zaman insanlar bir arada olmak zorunda değillerdir. Hiç kimse kendisinden farklı olan birilerine katlanmak zorunda değildir. Hiç kimse kendisine tıpa tıp zıt biriyle yaşamak zorunda değildir.
Ta ki, ortak bir faydada buluşuncaya kadar. İnsanları bir araya getiren şey ortak amaçtır. Bir ailenin, bir şirketin, bir ülkenin, insanları ancak ortak çıkarları varsa birliktedir. Bir ülkenin insanları, ortak bir amaçta buluşmuyorsa, kolay dağılırlar.
İnsanların çıkarları farklıysa, çatışma olur, yoksa doğuştan özelliklerinin farklı olması onları ayırmaz.
İşaret edilenle niyet edilen farklıysa insan yanılabilir…

İnsanları ortak amaçlarından şaşırtmak için, onları şüpheye düşürmek için, gereken tek şey fitnedir.
Fitne, mevcut düzeni, işleyen bir sistemi bozmak demektir. Bu sistem, yıllardır üretim yapan bir şirkete ait olabilir.
Bu sistem, insanların beraber yaşayabildiği bir ülkeye ait olabilir. Bu sistem, geçimini sağlayabilen bir ailenin olabilir. Nerede olursa olsun, fitnenin bulaştığı sistem bozulmaya başlar. Fitnenin temas ettiği her şey yıkılır.

Bir martıya,
-Sen ne saçma uçuyorsun, kanatlarını öyle çırpmaman lazım, dediğinde
onun sistemine fitne sokmuş olursun. O yüzden martı seni duymaz ve uçmaya devam eder.
Martı tuzağa düşmez ama insanoğlu bunu yapamaz. İnsan şüpheye düşebilir, eğer amacının nedenlerini bilmiyorsa. Nedenleri güçlü değilse, fitneyle ilk temasta yıkılır. Bu coğrafyada insanlar neden beraber yaşadıklarını bilmiyorlarsa,
Neden birlikte bir amaç için hareket ettiklerini bilmiyorlarsa,
Neden farklılıkları kabul ettiklerini bilmiyorlarsa,
Neyi neden yaptıklarını bilmiyorlarsa,
fitneyle karşılaştıklarında, yaptıklarından şüpheye düşerler. O zamana kadar ne yaptılarsa hepsi yıkılır.
İnsanlar dağılmaya ve ülkeler bölünmeye başlar.

Peki insanlar farklılıklarına rağmen ortak bir amaçta nasıl buluşabilirler?
Herkes farklı bir yaşam tarzına sahipken, bu farklılıklar nasıl beraber yaşayabilir?

Bir yerde farklılıklara saygı duyulmuyorsa orada zenginlik yoktur. Çeşitliliğin bir arada olduğu yerde, zenginlik olur. Bir sofrada ne kadar farklı lezzette yemek varsa, o sofra o kadar zengindir. Hiçbir yemek diğerinden üstün değildir, sadece tadı farklıdır.
Baktığınız zaman çok ince bir nüans vardır;
İnsanların yanlışa saygı duyması başka, farklılıklara saygı duyması başka bir şeydir. Hiçbir insan doğuştan sahip olduğu özelliklerinden dolayı hatalı olmaz. İnsan doğuştan sahip olduklarından değil, işletiminden sorumludur. Değişmez özelliklerinden dolayı bir insanı reddetmek, o insana yapılabilecek en büyük zulümdür.

Hiç kimse kimliğini, rengini değiştiremez.
-Ben Türk’sem Türk’ümdür ve bunu değiştiremem. Türk olmamla ilgili beni eleştirirsen, bana zulüm etmiş olursun. İnsan, Kürt, Laz, Ermeni, Abaza, Gürcü olmasını değiştiremez. Doğuştan gelen özelliklerinden dolayı bir insanı reddetmek, İnsan’a saygısızlıktır. Bütün olarak insan yanlış değildir, işletmesi hatalıdır. Davranışındaki hatadan dolayı bir insanı silmek zalimliktir.
Bu, arabanın lastiği patladı diye bütün arabayı hurdaya atmaya benzer.
Düğmesi koptu diye bir gömleği çöpe atmaya benzer. Bir insanı hatasından dolayı yok saymak, o insana yapılabilecek en büyük zulümdür. İnsanı kabul etmek için insan olması yeterlidir. Davranışlardaki hatalar değişebilir ama insanın kişiliği değişmez. Geçmişte yaptığımız hataları bugün yapmıyorsak, değişebildiğimizden dolayıdır. Her insan, en kötü dediğin insan bile davranışını değiştirebilir.

Kaldı ki insan her zaman hata yapar. Öğrenmenin koşullarından biridir hata yapmak. Bizim zannettiğimiz gibi olmuş olsaydı eğer, kimse çocuklara tahammül etmezdi. Kimse çocukların öğrenmesi için sabırla beklemezdi. Öyle olmuş olsaydı eğer, çocuğun yaptığı ilk hatada onu sokağa atmamız gerekirdi.

Çok şükür ki insanoğlu istediğinde hatalarını düzeltebiliyor. Daha iyi bir davranış olduğunu fark ettiğinde onu modelleyebiliyor. Yeter ki insan değişime, öğrenmeye açık olsun; İhtiyacı olan bilgi, beceri kimdeyse onu alabiliyor. Kendisinden farklı bir insan bile olsa onunla bir araya gelebiliyor. İnsan yeni bir şeyi
kendisinden farklı olandan öğreniyor. Bu zamana kadar da bu hep böyle oldu.
Bizde olmayan bir beceriyi, olandan öğrendik. İhtiyacı olduğunu söyleyene de biz öğrettik.
Hiç kullanmadığımız bir kelimeyi, kullanandan öğrendik.
Yeni bir düşünceyi, davranışı bizde olmayıp, başkasında olandan edindik.

Bizi bir araya getiren aramızdaki farktı. Bizi bir araya getiren, bilmediğimizi bilmemizdi, bildiğimizi zannetmemiz değil. İnançlarımızı birbirimize diretmek için değil, birbirimizde olanı merak ettiğimiz içindi. Mekanımız aynı olduğu için değil, amacımız aynı olduğu içindi. Beraberliğimiz, öğrenmeye ihtiyacımız olduğu içindi.
Bir aileyi büyütebilmek, bir şirketi yükseltebilmek, bir ülkeyi kalkındırabilmek içindi…

Kamer Gündüz

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1891
favori
like
share