Sıcak günlerin ilk gençliğinde, sırtına attığı ince bir bluzla yaza merhaba diyordu. Sıkıntılı olan ruhunu, bu pespaye yürekliliği, bu sonradan üstüne atlayan alışkanlığı bırakmaya hazırdı. Bulunduğu kalabalık toplulukta her şey öylesine tekdüzeydi ki, bir hareket yapıp kurtulmalıydı bu titreşimli büyüden. Hayattan herhangi bir sabah olmuş gibi gözükse de bir tek yüreğin bilenmiş bir kararlılıkla atması dünyamızı sevindiriyordu. Dalgalanmış yüzüne bahar açmış, kirpikleri, dudakları, o hiçbir zaman bir tek kalemin dahi anlatamayacağı gözleri, tüm estetik operasyonlara şapka çıkartan burnu... İşte böyle seyrediyordu dünyayı, dünyamızı. Bir iş yapıp korumaya çalıştığı bedenini ölümsüzleştirmeye niyetliydi. Bir bakıştır duruşu, hayata karşı salınışı, yıldızlara sunuluşu... Beklediği an geldi, bastı klipslerin tırnakla çalışan düğmesine, o anda bahar geldi İstanbul'a ! Bir çerçevede yer alan peyjajların dengeli, değişik üslupları gibi çizilmiş yüzü sarı gibi gözüken limoni bir etekliğin pilesi kadar alımlı bu insanın yapmak istediği iş ölüm kadar bitik, yaşam kadar kar içindeydi. Çok uzun denizleri yanaklarında barındıran gemiler gibi hüzünlü yanaklarıyla dünyaya meydan okuyacaktı. Karelerin, küplerle kardeş olduğu şu yaşamda... Yıldız tozlarının uçuştuğu bu akşamda aklına takılan emir kipi taşımayan o soruyu yakalayıp yolundan çevirmeden, anlamını çarpıtmadan cevaplamak istiyordu. Ansızın verilen kararlar gibi akıl dolu gözleri bir kahve fincanına bağlanan umutlar gibi histerik duran düşleri... Ansızın bir çatlama oldu bilincin dalgalanması gibi anlamsızlığın topyekün yitirilmesi kadar doğal bir çatlama. Yaz gelmişti. Yaz, Bütün bedenler üstlerindeki deriyi değiştiriyor, şahmeranın söyleyeceği türküyü bekliyor. Öldük, öldük, çağlar geçti aradan, bir kurt bin kuzuya doymadan. Gelmek istiyor kız dağların parlak oyunlarında yetişen tek yapraklı baharının yanına... Şehirde tasarladğı düşüncenin mühür gözlü esmerinin yanına. Bak bulmaya çalışıyor adam parayı geçmiş yıllardan.. anla canım... antikalardan...

Yıllar geçer kadın yaşlanır tüm anlatılanlar bir bir paslanır. Bu dingin beden kendiliğinden uyanır yollar tüm zamanlardan daha da fazla kısalır. Öylesine bir beldeye gelir ki kadın yaşadığı hikayeler toprakta, bulutların dansıyla aydınlanır. Eee görüyorsunuz işte hanımlar, beyler dünyada beklemek denen şey sadece kader hiç kimse bulamaz ölmenin sırrını aradıkça kaybolur, onun da hayatı bu!!! Tümüyle yaşlanım yüzündeki çizgiler dönüştüğünde kısa bir filme anımsayan denen dümene uyanırsın o zaman ahlâkın sulandırılmış halini iki sevgilinin bin yıllara yaklaşan hikayesini sonraları dünyada ya da kainata yayılmış insanlıkta uyanırlar mevzuya aynaya baktıklarında. Ayna zannedilen değildir cam parçası, yahut kristal harikası. Burada anlatılanlar da bir kadının kafasında yaşattığı başlamaya yakın bir aşk hikayesi... Oysa kırılmıştır ayna, yanmıştır dünya kızıl bir tülde, seviyor mantardan bir yüreği... Boştur bu davranışlar, anlamsız yazılışlar; Bir kızıl saç teline dokunuşta Akşam ve sabahın farklı olmadığını kavrayış; bu anlaşışın bile boş olduğunu algılayış.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 223
favori
like
share