yarın yağmur yağacak..." demişti "...yağmurluğunu giymeyi unutma sakın..." şaşırmıştım "...bu mevsimde yağmurluk giyen adama gülerler..." demiştim "...üstelik nereden biliyorsun yağmur yağacağını, sen meteoroloji uzmanı mısın..." gülmüştü, kasımpatılar nasıl gülerse öyle gülmüştü "...saçmalama..." demişti "...meteoroloji uzmanı değilim, biliyorsun, ben sadece bir ölüyüm..."

cuma'ydı. temmuz'du. hilal'di. yalnızdım. yalnızlığımı bir meyhanede bahşiş olarak bırakıp sokaklara vurmuştum. hani neredeyse sabah olacaktı. hani neredeyse sabah olacaktım. ay batacaktı. ben batacaktım. güneş doğacaktı. sabah namazları kılınacak, kepenkler açılacak, belediye otobüsleri seferlerine başlayacaktı; ışıklar sönecek, pastanelerden peynirli poğaçalar yağmalanacak, ben ölmeye yatacaktım; hani neredeyse ayılacaktım...



"...yarın yağmur yağacaksa, bunu nereden biliyorsun..." diye üstelemiştim "...nereden biliyorsun..." bütün umursamazlığıyla gökyüzüne bakıp "...sen de bak..." demişti "...sen de bak, bütün yıldızlar ışıl ışıl, bu ayda bu kadar yıldız, tek bir şeyin habercisidir; yağmurun..."

temmuz ortasında, herkesin gömleğini bile fırlatıp atacağı bir günün şafak vakti, yağmurluğumun başlığını kafama geçirip denizin çıpıltılarını dinlemeye koyulmuştum. henüz ay batmamış, ben batmamıştım. henüz gün doğmamıştı. sessiz sedasız yağmuru bekliyordum. yağmur yağmalıydı. temmuz ortasında yağmurlukla dolaşmamın bir anlamı olmalıydı. hayatımda ilk kez bir şeye inanmıştım. "...yarın yağmur yağacak, yağmurluğunu giymeyi unutma sakın..." diyen bir ölüye...

cuma'ydı. temmuz'du. hilal'di. yalnızdım. yalnızlığımı bir meyhanede bahşiş olarak bırakıp sokaklara vurmuştum. sabah olmuştu. sabah olmuştum. ay batmıştı. ben batmıştım. kepenkler açılmış, belediye otobüsleri seferlerine başlamış; ışıklar sönmüş, pastanelerden peynirli poğaçalar yağmalanmış, ben ölmeye yatmak üzere evime doğru yürümeye başlamıştım...

artık cumartesiydi. yağmur yağmamıştı. temmuz güneşi ortalığı kasıp kavurmaya, dudaklar kurumaya, gömleklerin birer düğmeleri daha açılmaya başlamıştı. kaldırımlarda yağmurluğumla yürüyor, bana bakıp bakıp gülümseyen herkese ana avrat dümdüz gidiyordum. yağmurluğumun içinde terden sırılsıklamdım...

son sokağı dönüp evimin bulunduğu bahçeye girdiğimde inançlarım bir kez daha yıkılmıştı. dayanamamıştım. terden yapış yapış olmuş bedenimi serinletmek için yağmurluğumu umutsuzca çıkarıp kaldırıma fırlatmıştım. bahçe kapısını geçer geçmez kulaklarımı yırtan bir gökgürültüsüyle irkilip gökyüzüne bakmıştım. gökyüzü bana bakmıştı. iki kara bulut birbirine sarılmış, iki elektrik yükü birbirine çarpmıştı. ilk damla tam dudağımın üstüne düşmüştü. utanmıştım...

evimin kapısını açtığımda, yağmur damlalarının ıslatmadığı tek bir noktam bile kalmamıştı. yağmurdan kaçmamayı, şemsiye ve yağmurluk kullanmamayı ilk o zaman öğrenmiştim...

"yarın yağmur yağacak..." demişti "...yağmurluğunu giymeyi unutma sakın..."

babamdı, uzun yıllar önce ölmüş, buğulu bir sesti...

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 618
favori
like
share
milkboy Tarih: 31.01.2007 20:14
yağmurlar fırtına oldu :20:
stormysea Tarih: 02.06.2006 03:03
...
"yarın yağmur yağacak..." demişti "...yağmurluğunu giymeyi unutma sakın..."
babamdı, uzun yıllar önce ölmüş, buğulu bir sesti...

:79:

Duygulu yüklü bir yazı.
Paylaşan yüreğinize sağlık.
refik Tarih: 26.01.2006 11:13
emeğine sağlık hikayen için arkadaşım teşekkürler
DeliBeyaz Tarih: 26.01.2006 04:20
milkboy herzamanki gibi mükkemel bir secim allah razi olsun paylastigin icin tesekkür ederim :70:
DeliMavi Tarih: 06.09.2005 01:37
tesekkkurler ellerıne saglık
MaRaBoGLu61 Tarih: 05.09.2005 19:28
Hüzün dolu harika bir hikaye
sag olasin arkadasim bizlerle paylastigin icin