Nerede ve Nasıl Bir Haldeyiz Biliyor Muyuz - Nedim Taktak

Varlık içinde yüzen ama şikâyetleri sürekli artan bir tüketim toplumundayız. Neşemiz yok ama ihtiyaç olmayan eşyalara maddi bağımlılığı artan varlıklarız.

Büyük aile tipinden çekirdek aile tipine geçtik. Ah bir ayrı evimiz olsa diyen ailelerimizi çoktan geçtik. Önce ayrı bir evimiz kira da olsa oldu. Sonra bahçe katı olsa da bizim olsa, şu kiradan kurtulsak, diye dua eder halde bulduk kendimizi. Duamız kabul oldu. Lakin biz ara katları istedik.
Sürekli isterken maddi bağımlılık bizi biz yapan değerleri de alıp götürüyordu. Az da olsa komşuluk ilişkilerimiz vardı. Sohbetlerde iş, güç deyip bir sürü mazeret arkasından kısa vadeli görüşmeler de bunları dillendirdik. Nerede eski komşuluklar? Daha büyük evlerde kalıyoruz ama daha küçük ailelerde yaşıyorduk artık.
4x4 lüksümüz oldu. Zamanımız yok oldu. Çok okullar bitirdik, bunu övünç sebebi yaptık. Ama sağduyumuzu, acıma duyumuzu, şefkatimizi yitirmeye başlamıştık Stresimiz arttı, sosyal güvencemiz var diye, nasıl olsa bedava diye, sağlık kurumlarını evhamlı hastalar olarak doldurduk. İlaçlar ve muadilleri çoğaldı, hastalıkların tedavi süreleri uzadıkça uzadı.

İsraf derecesinde para harcıyoruz ama bedava olan tebessümü kendimizden esirgiyoruz, az gülüyoruz. Sinirliliğimizle övünüyor, öfkemizle gurur duyuyor ve İngilizce ``NO FEAR`` ``KORKUYA HAYIR, KORKUSUZ, KORKU YOK`` sözünü arabalarımızın arkasına yazdırıyoruz.

Hatta aracımızın arkasına ``Elleşme Ağa yorgun`` yazdırarak dokunulmazlığımızı trafikte ilan ediyoruz. Elimizden kitap yerine televizyon kumandası hiç düşmüyor. Yarına arkadaşlara anlatacak bi``şeyimiz olsun kaygısıyla aksam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz.
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik. Boş konuşuyor ama az kişiye bunu dinletiyoruz ve yalan söylemeyi kurallı hale getirerek ``atıyorum`` diyebiliyoruz. Söylüyoruz, söyleniyoruz. İş beğenmiyor ama kısa yoldan para kazanmayı öğreniyoruz lakin yuva kurmayı beceremedik.

Hayat, bize zevk vermiyor diye şikâyet edip geziyoruz. Peki, biz hayata ne değer kattık acaba diye düşünmüyoruz İnsanlık evrene yolculuk peşinde gezerken biz şifreli, kanalların şifresini nasıl kırdığımızı anlatıyoruz böbürlenerek.

Bayramlar gelince eş, dost, hısım, akraba ve karşı komşumuzla bayramlaşma yerine bu bayram şu tatil beldesine gideceğiz ya siz? Diyen biz değil miyiz?
Uzaya ulaştık insanlık olarak ama insan gibi insan olma hassasiyetimizi kaybettik Ruhun derinliklerine inemiyoruz, ruh güzelliğine önem vermiyoruz. Havayı temizledik ama ruhları kirlettik. Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık.
Okuma oranımız yok denecek kadar az.Hedefimizden uzak planlar yapıyor mış gibi yaşıyoruz. Sabır bizden başka herkese gerekli ama biz sabırsızlılığımızla övünerek gezmekten çekinmiyoruz.

Meslekler ehil ellerden alınmış, kişiliklerimiz ve karakterlerimiz bozulmuş. Ünlüleri tanımayı hedef seçtik, tanışlarımız arttı. Ahbaplarımız ve dostluklarımız sıcak bir yaz gününde bir buz gibi eridi, işimiz olunca hatırlar hale geldik.

Mutsuzluk için elimizden gelen her şeyi yapmaya başladık. Telefon yerine interneti, e- mailleri seçtik. Sıcak bir sohbeti çaylarımızı yudumlarken yapmayı özler hale geldik.

Globalleşme, küreselleşme, gelişim ve değişim dedik alet ve makineleri geliştirdik. Onları geliştirirken değerlerimizi, duygularımızı ve ruhumuzu temelinden sarstık, oynattık.
Barış adına silahlanırız! Şişmanlayıp rejim programlarına takılıp nasıl kilo veririz derdinde olan bizler. Çocuklarına bir zaman, eşlerine bir zaman bulamayıp televizyon karşısında bulamadığı zamanları cömertçe harcayan bizlere ne oluyor?

Son zamanlarda yapılan insan davranışlarına baktıkça kahroluyor ve insanlık ayağa kalk diyoruz. Evrende yaşamamıza uygun tek yer Dünya iken Nasreddin Hoca gibi bindiği dalı mı kesiyoruz? Yoksa modern Donkişotlar mı olup çıktık?

Ömrü az bizlerin yapması gereken çok şeyler varken yuvamıza ve çocuklarımıza daha çok zaman ayırmamız gerekmez mi?
Batı dünyası, geri kalmış saydığı milletlerin inançlarını, örf ve adetlerini, kültürlerini görmezlikten gelerek kendi toplumsal ve kültürel değerlerini “evrensel değerler” olarak kabul ettirmektedir. Kendini tanımaktan, ifade etmekten yoksun toplumlar ise; varlıklarını dünyaya kabul ettirememenin ızdırabını ne zamana kadar yaşamak zorundadırlar?

Kültürümüzü öğrenmek, korumak ve ifade edebilmek, düşünebilmek, yeni fikirler üretebilmek, bilgiyi yorumlayıp özümseyebilmek, insanları anlayabilmek, farklı görüşlere hoşgörülü yaklaşabilmek, duygu ve düşüncelerimizi kontrol edebilmek, kısacası bu dünyada var olabilmek için okumak şarttır.
Tüm hastalıklarımızın,vurdumduymazlığımızın, nemelazımcılığımızın tedavisi için Kâinatı, kendini ve kitapların efendisi Kuran``ı okumak acil yerine getirilmesi şart bir reçetedir.

Altın Neslin torunları Asım``ın neslinin özlemindeyken karanlık ufuklarımızı gökkuşağına boyayan yıldızlar; ışık süvarileri geçmişimize ait güzellikleri yaşayarak, yaşatarak atalarının izlerinden “Erdem Toplumu”na doğru hızla koşmaktadır.

Bizler de en kısa zamanda kendimizden, ailemizden, akrabalarımızdan ve yakın çevremiz- den başlayarak sağlam kökümüze tutunarak bir çırpıda ayağa kaklım kaim olmalıyız. İnsanlık bizi beklerken biz taşıdığımız değerden haberimiz yok gibi durabilir miyiz?

Fatih``in torunları gündelik işlerle telaşı bırakıp Erdem Toplumunda bir tuğla olmak için anadan, yardan serden geçmek için öncü olup önde olmalıdırlar. Gönüller fethinde fatih olmak için, Fatih``in yadigârı olabilmek için ve kalabilmek için durmamak gerekmektedir.


Nedim Taktak

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 303
favori
like
share