Mutsuzluk ve büyük heyecanlar içinde gidip geldiğim yıllardı. Mutsuz olmak nasıl an meselesi ise herhangi bir şeyden ölesiye mutlu olmak da o kadar kolaydı. Kalbim bedenime büyük geliyordu galiba. Sadece saçlarına aşık olabilirdik herhangi bir yakışıklının. Ya da o çok beğendiğimiz şarkıcıya benzemesi bile yeterli bir nedendi. Aşık olunan kişi o dönem her kimse, kareli metod defterlerinin fizik problemlerine ayrılmış sayfalarına defalarca onun adı yazılırdı. Değişik karakterlerde. Bir de durmadan imza denemeleri yapılırdı, imzam öyle mi olsaydı böyle mi olsaydı?


Bir nefes alın ve...

30 yaşını geçmiş herkes yaşlıydı ve bizi anlamaktan acizdiler. Anlaşılamayacak kadar mühim endişelerimiz vardı. İntihar etmek sık sık düşündüğümüz bir yöntemdi. Neye karşı bir yöntem derseniz, bizi üzen herhangi birine karşı. Anlamayan anne, otoriter baba, haksız davranmış bir öğretmen, aşka karşılık vermemiş biri ve tabii ki diğerleri...


Bir tavrımız olmalıydı hayata karşı. Şarkılardan anlam çıkarmaya ve mahallede hayranlık duyduğumuz bizden büyüklerin okuduğu kitapları merak etmeye başlamıştık. En büyük sorun anlaşılamamaktı. Bir de kapı kenarında bekleyen üniversite kâbusu.


İlkokul yıllarım, Anadolu lisesi sınavları; ortaokul yılarım, fen liseleri; lise yıllarım üniversite endişeleri ile geçti. Bir baktım 16 bitmiş çoktan, 17'nin bitmesine de az kalmış. Sonra hepinizin malumu, garip bir hız kazandı zaman. Anadolu lisesi annem için önemliydi. Fen lisesi de öyle. Üniversite de elbette. Sözünü dinlemeyip ondan gizli konservatuar sınavlarına girmiştim. Kendim için cesurca verdiğim ve uyguladığım ilk karardı. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi tiyatro bölümünü kazandığımda anneme nasıl söyleyeceğim diye kara kara düşünmüştüm. O günden beri stilimdir, bir kerede söylerim. Kolay oluyor. Nefes alın ve bir kerede pat diye söyleyin. Bitti işte...


Asla aynısı olmuyor...

Ne olmak istediğime ben karar vermiştim. Annem değil, ÖSYM değil, bilgisayar değil, şans değil... sadece ben... Ağır bir bedeldi. Ama değerdi.


Hatırlayın, 17 yaşında insan sadece kendi olmak ister. Anne babasının olamadıkları değil. Üniversite sınavlarının ardından açıkta kalan onlarca gencin sıkıntısı ve mutsuzluğu zaten kendilerine yetiyor. Bir de anne babaların baskısı eklenince... Aslında çok vakitleri yok hayat derin derin solumaya.


Aşk ve diğer heyecanlar yaşam devam ettiği sürece bitmiyor elbette. Ama insanın kalbi bir daha 17 yaşındaki gibi çarpmıyor. Hiçbir göz rengi 17 yaştaki gibi zihninizde leke bırakmıyor. Hiçbir el 17 yaştaki gibi terlemiyor. Hiçbir şarkı 17 yaştaki gibi sadece sizin olmuyor. 17 yaşını geçmiş herkes biliyor ki, insan bir daha on yedi olmuyor.


İclal Aydın

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 408
favori
like
share