Yaşam Reaksiyonu - İzzet Bülent Senyücel

… Sıcak yaz sabahında şafak vaktiyle güneş yeni doğmuşken, sahilin olabildiğince sessiz halinde Taner’in ayak sesleri meltem rüzgârına eşlik eden bir ritim gibiydi. Taner yürüyor hiçbir şey düşünmemek için adeta sadece yürüyordu. Soğuktan sarsılarak titreyen bir kedi yavrusu gibi ruhu titriyor ve sarsılıyordu onun. Kolay değildi cezaevinde geçen yedi yıl. Düşünmek istemese de, hızlı adımlarla yürürken sürekli cezaevine girmesine neden olan olay gözleri önünde canlanıveriyordu. Hipodromda yarışın başlamasından yarım saat önce, jokey Tufan’ın kendisine ayakkabılarını sildirmek istemesine karşı çıktığı için kendisini seyislikten attırmakla tehdit ettiği anı unutamıyordu. Çıldırmıştı o an çünkü işten atılmak onun için çok ciddi sorunlarla karşı karşıya gelmek demekti ve bu onun için hayati bir durumdu. O an Jokey’i terk edip motosikletine atlayıp eve gitmiş ve evde babasının çalışma odasındaki çekmeceden otuz sekiz kalibre tabancayı beline sokarak aynı hızla hipodroma geri dönmüştü. Seyis olduğu için yarış pistinin kenarına kadar hiçbir güvenlik kontrolüne takılmadan gelebilmişti. Öfkesinden kudurmuş haldeydi. Yarış başlamıştı ve jokey Tufan son viraja ikinci sırada girmişti. Hipodromda yarışı izleyen insanların heyecanlı haykırma ve bağırış sesleri ortalığı inletirken, Taner’in gözleri jokey Tufan kilitlenmişti. Jokey tufan beyaz safkan Arap atıyla son düzlüğe en önde girmişti. Herkes hipnotize olmuş gibiydi ve o an seyirci parmaklıklarından atlamıştı Tufan ve yarış pistinin üç dört metre kadar içine girmişti. Güdümlü bir roket gibi Jokey Tufan’a kilitlenmişti. Uygun an geldiğinde silahını belinden çıkardı ve hedefine doğrulttu. Tek düşüncesi atı vurmak ve jokey Tufan’ı dünya aleme rezil etmekti. On metre gerisindeki iki güvenlik görevlisi durumu fark edip ona doğru koştuklarında iş işten geçmişti. Taner atı boğazından iki kurşunla yere sermişti. At acılı haliyle, jokey Tufanı beş altı metre uzağa fırlatmıştı.. Şans eseri geriden gelen hiçbir at onlara çarpmamıştı. Kaçmak ister gibi bir hali yoktu Taner’in ve zaten ateş açtıktan sonra güvenlik görevlileri hemen koluna kelepçeyi takmışlardı. Olay sonrası mahkemesi iki ay ve dört celse sürmüştü. Jokey Tufan da atı da ölmemişlerdi. Ancak jokey Tufan’ın dizlerinden aşağısı ömür boyu felç olmuştu. At ise artık bir yarış atı olmak sınıfından çıkmıştı. Beş yüz bin dolar olan piyasa değeri sıfırlanmıştı. O artık yük işlerinde kullanılacak sıradan bir attı. Normalde verdiği ciddi zararlardan dolayı yirmi yıl yatacak olan Taner yaşının on yedi olması ve olayda ölüm vakası olmaması nedeniyle on iki yıl ceza almıştı. Sonrasında ise iyi halinden ve gördüğü psikolojik tedavilerden dolayı yedi yılın bitiminde çıkmıştı….
Cezaevinden çıkmasının ardından sadece yedinci günüydü bu sabah. Henüz alışamamıştı özgürlüğe. İçinde bir huzursuzluk vardı. Birden cep telefonu çaldı genç adamın:
- Abi aşk olsun hani sabah beni uyandıracaktın ve sahilde beraber yürüyecektik?
- Serpil’ciğim o kadar tatlı uyuyordun ki kıyamadım seni uyandırmaya.
- Bu şekilde söyleyerek dilimden kurtulamazsın abi onu bunu bilmem sözünü tutmadın işte.
- Kızma güzelim telafi ederiz. Kahvaltıdan sonra çıkıp sinemaya gitmeye ne dersin?
- Oley yaşasın, olur. Ama inşallah yine kıvırmazsın sonra.
- Yok yok merak etme üzmem daha prensesimi.
- Anlaştık o zaman hadi gel kahvaltıya bekliyoruz o zaman.
- Tamam prenses hemen geliyorum. Dedi genç adam sahilden caddeye yöneldi ve arabasına binerek soluğu evde aldı.

Zaman bu güzel Cuma sabahı sanki olması gerektiğinden daha hızlı geçiyormuş gibi geliyordu Taner’e. Kahvaltılarını yapmışlar ve evden çıkmışlardı bile on bir yaşındaki kız kardeşiyle evden. Serpil bir bayram sabahı sevinciyle abisinin koluna girmiş lüle lüle uzun saçlarını savurarak, neşeli adımlarla yürüyordu abisinin yanında. Onun bu mutlu halleri abisi için yüzünün güldüğü nadir anlardı. Sanki bir yıllık gülmelerini birkaç saate sığdırmaları gerekiyormuş gibi, güldürme oranı oldukça yüksek bir komedi filmine gitmişlerdi. Çok değerli bir yüz kırk dakikaydı kardeşiyle geçirdiği mutlu anlar Taner için. Film bitmişti. Salondan çıkmışlardı ki :
- Abi harika bir filmdi. Öyle değil mi? Dedi ve abisi bir yanağından öptü.
- Kesinlikle prenses seninle birlikte izleyince hiçbir filmin kötü olması mümkün değil. Dedi kardeşine.
- Abi dışarıya çıkmadan önce birkaç dakika lavaboda işim var. Dedi Serpil.
- Tamam prenses ben seni sinemanın kapısında bekliyorum. Dedi Taner.

Aradan on dakika geçmişti ve henüz dönmemişti Serpil. Taner saatine baktı ve salona girip içeri bir göz atmaya karar verdi. Oralarda görünmüyordu. Bunun üzerinde bayan tuvaletinin önüne kadar yaklaştı ve tuvalete girmek üzere olan bir bayanı durdurdu:
- Hanımefendi affedersiniz. Az önce kız kardeşim tuvalete girmişti de. Adı Serpil. Acaba içeride adına seslenip beklediğimi söyleyebilir misiniz?
- Tabii neden olmasın! Dedi bayan bu kibar rica için.
Daha otuz saniye geçmeden dışarı çıktı bayan:
- Beyefendi içeride hiç kimse yoktu benden başka. Sakın siz fark etmeden çıkmış olmasın? Sözleri Taner’in kulaklarında bir savaş alarmı misali yankılar yaratmıştı.
Aklına iyi şeyler gelmiyordu. Kadına inanmak istemedi Taner ve bayanlar tuvaletine kendi girdi ama nafile kardeşinden iz yoktu. Birden gözüne salonun diğer caddeye açılan çıkış kapısı ilişti. Belki de dalgınlıkla oradan çıkmıştı. Hemen o çıkışa fırladı Taner. Sağı solu her yeri taradı gözleriyle. Caddenin karşısındaki küçük parka bile baktı. Kardeşinden hiçbir iz yoktu. Kendisini sakin ve mantıklı olmaya zorluyordu. Birden sinemanın yirmi metre ilerisinde, trafik lambasının dibinde bir nesne fark etti. Bu kardeşinin bluzunun pembe renkli kumaş kemeriydi. Aklına gelen şey kayalara çarpan şiddetli bir dalga gibi dudaklarına çarptı sert kelimeler döküldü dudaklarından.
- Allah’ın cezası Tufan. Eğer kardeşimle bir ilgin varsa, cehennemin dibine kadar yolun var. Diye avazı çıktığı kadar bağırırken sokaktaki insanlar tuhaf gözlerle ona bakıyorlardı.
Taner hemen arabasına koştu hemen. Tufan’ın yaşadığı evi biliyordu ve şimdi hedefi orasıydı. Kontağı çevirdiği an cep telefonu çaldı. Cep telefonunu kulağına dayadığı an onun için bir deprem anıydı. Telefonda hiçbir şey söylemeden kahkahalar atarak gülen kişinin sesi yabancı değildi ona.
- Konuş aşağılık mahlûk. Ne yapmaya çalışıyorsun sen.
- Sakin ol Taner. Hem de çok sakin ol. Buna mecbursun. Ne yani yedi yıl yatarak bu işten sıyrılacağını mı zannettin.
- Hayvan herif kız kardeşime neden bulaştın. Ona bir şey olursa seni kefensiz lağım çukuruna gömerim anlıyor musun beni? Dedi Taner.
- Kaba olmayalım ama Taner. Kalbimi kırıyorsun. Dedi Tufan iç gıcıklayıcı bir sesle.
- Konuş artık pislik herif ne istiyorsun konuş.
- Beni anlamaya başladın sonunda. Otuz altı saat içinde bana iki yüz elli bin Türk lirası para ayarlayacaksın. Ben de seni arayacağım, buluşacağız ben parayı sen kardeşini alacaksın. Dedi soğuk bir sesle Tufan.
- Piç kurusu senin paraya ihtiyacın yok. Trilyonların ne bokuna yetmiyor. Benden ne istiyorsun. Bilmiyor musun o kadar paranın hemen meydana gelmeyeceğini şerefsiz.
- Yeter artık Taner. Hakaret yağdırmak için değil parayı bulmak için çalıştır beynini. Bulamazsan güzel kardeşin de tıpkı benim gibi dizlerinden aşağısı tutmayan felçli bir insan olacak. İhtiyacım olan şey senin bulacağın para değil. Senden alacağım intikam.
- Aşağılık adam istediğin buysa bırak kardeşimi gel beni al. Ona bunu yaparsan yemin ederim ki Azrail’in olurum.
- Ben son sözümü söyledim! Dedi Tufan ve telefonu Taner’in suratına kapattı.

Taner için artık bir ölüm kalım mücadelesi başlamıştı. Aracıyla sahil yoluna gitti. Ne yapacağını düşünmeye başladı aracın içinde. Artık ölümcül bir satranç oynuyordu Taner ve en fazla iki isabetli hamle yaparak kardeşini kurtarmalıydı. Önce bir kalpazan çetesi bulmayı düşündü. Ama ya kardeşini alamadan paranın sahte olduğunun ortaya çıkma riskini göze alamazdı. Banka soymaya kalksa, bunun için hazırlık yapacak zaman yoktu. Kaldı ki soysa bile soygun anında yeterli para bulamayabilirdi. Taner daha buna benzer bir sürü formül düşündü. Ama bir türlü kendine göre kusursuz bir yol bulamıyordu. Çaresizlik duyguları içinde Mersin Forum alışveriş merkezine gitti. Oraya niçin gittiğini kendisi de bilmiyordu. Bugün cebinde hatırı sayılır miktarda sayılabilecek iki bin lira parası vardı. Belki forumda dolaşırken aklına bir şeyler gelir diye düşünüyor olmalıydı.
Birkaç saat dolaştı forumda. Bu esnada anne babası iki kez aramışlar ve onları sözleriyle idare etmişti. Saat sekiz olmuştu ve hava kararmıştı. Alışveriş merkezinin güney bölümünde lüks bir restoran ilişti gözüne. İçeri girdi. Restoranın içinde bir mini bar kısmı vardı. Oraya oturdu ve bir bira istedi. Birasını yudumlarken, bir anda şimşekler çakmıştı Taner’in kafasında. Restorana siyah bir gece elbisesi giymiş şık ve zarif bir kadın, yanında eşiyle birlikte gelmişti. Taner’i kadına kilitleyen şey boynundaki elmas ve incilerle bezenmiş muhteşem gerdanlıktı. Bu gerdanlık Taner’in aradığı çözüm olabilir miydi acaba? Kısa bir düşünme sürecinden sonra kararını vermişti Taner. Bu zengin çifti takibe alacaktı. Birasını içtikten sonra hemen hesabı ödeyip restorandan çıktı ve restoranın karşıdan gören dışarıdaki bir masaya oturdu. Bir meyve suyu isteyip, orada bulunan bir gazeteyi okumaya başladı. Oynadığı bu basit takip oyununda gözleri sürekli restorandaki zengin çiftteydi. Gece saat onu gösterdiğinde, çift restorandan çıktı. Taner onları takip etmeye başladı. Aracını caddeye park etmişti. Tesadüf müdür bilinmez takip ettiği karı koca caddeye yöneldiler. Bu esnada cep telefonuyla konuştular. Caddeye vardıklarında özel şoförü olan lüks ve büyük bir siyah Mercedes otomobil onları karşıladı. Yola koyuldular. Mercedes Mersin’in Gözne yaylası yoluna girmişti. O halde korumaları da olan lüks bir villaya gitme ihtimalleri yüksekti. O halde bu aracı villaya varmadan engelleyip etkisiz hale getirmeliydi. Bunun üzerine hemen bir plan yaptı Taner. Üzerinde silah bile yoktu. Sadece torpido gözünde bir sustalı bıçak vardı. O bıçağı aldı ve üstüne gizledi. Ardından mercedesi sollayıp yolun tenha ve karanlık olan bir bölümünü araştırmaya başladı. Virajlardan biri tam onun isteğine uygundu. Aracıyla yolun ortasında durup dörtlüleri yaktı ve aracın on metre önüne de bir tane reflektör yerleştirdi. Sonra aracın motor kaputunu açtı. Sanki bir arızayla uğraşıyormuş gibi. Taner’in hedefindeki Mercedes iki yüz metre kadar geriden gelmesine rağmen aşağıdan gelmesi ve yolun karanlık olması nedeniyle seçilebiliyordu. Araçta neşeli bir hal vardı. Kadın kocasıyla ve on yaşındaki kızıyla konuşuyordu :
- Yılmaz gerçekten çok güzel bir geceydi. Üstelik kızımız da çok eğlenmiş , Rafet beyle birlikte. Öyle değil mi kızım? Dedi ve kız gülümseyerek başını salladı.
- Sizi böyle mutlu görmek çok güzel Meltem hanım. Dedi Yılmaz.
- İnanıyorum ki Ceren bu yıl mutlu sona ulaşacak . Buna inanıyor musun Ceren? Dedi ve Ceren evet anlamında başını salladı. Söze şoför Rafet girdi.
- Efendim az ileride bir otomobil arızalanmış. Dörtlüleri yanıyor ve yola reflektör koymuş. Bir bakmamı ister misiniz? Yılmaz bey saatine baktı ve cavapladı:
- Bu saatte buradan bir daha Allah bilir ne zaman araç geçer kim bilir. Bir bak istersen Rafet belki bir yardımımız dokunur. Dedi Yılmaz ve bunun üzerine Taner’e yaklaşınca şoför rahat durdu ve araçtan indi. Taner’e doğru yaklaşmaya başladı:
- Sorun nedir beyefendi. Yardım edebilir miyim? Dedi.
- Sanırım yol bilgisayarı fren devrelerinde kilitlenmeye yol açtı. Anlar mısınız?
- Bir bakalım ! Diyerek motor kaputuna doğru eğildi şoför Rafet.
Şoför eğildiği anda, Taner büyük bir soğukkanlılıkla , motor kaputuyla adamın kafasına vurdu ve adamı bayılttı. Diğer arabada oturanlar bunu henüz fark etmemişlerdi. Sohbetleri koyuydu. Onların bu dalgınlığından yararlanan Taner, şoförü yol kenarındaki ağacın dibine yatırdı. Sonra Mercedese yaklaştı. Arka kapıyı açtı yavaşça:
- Beyefendi iyi akşamlar Taner ben. Dedi ve elini uzattı Yılmaz’a doğru.
- Memnun oldum. Dedi Yılmaz elini uzatırken.
- Problem çözüldü mü? Taner Bey! Dedi Taner’in elini sıkarken.
- Galiba arıza büyük, aracı iterek yol kenarına almamız gerekiyor. Yardım edebilir misiniz?
- Tabii neden olmasın memnuniyetle. Dedi Yılmaz ve araçtan indi.

Gözleri şoför Rafet’i arayıp bulamayınca bir terslik olduğunu anladı ve Taner’in üzerine hamle yaptı. Taner hazırlıklı olduğu için adamın hamlesini savuşturdu ve etkili bir tekme savurdu adamın karnına ve adam yere düşmeden de ensesine sert bir ters yumruk indirince Yılmaz bayıldı ve etkisiz hale geldi. Babasının yere düştüğünü gören kız canhıraş çığlıklar attı onda ve kadın annelik refleksiyle sımsıkı kızına sarıldı. Bir yandan da Taner’e bağırdı:
- Pis serseri biz sana yardım etmek için durduk. Bunu neden yapıyorsun bize?
- Boynunuzdaki gerdanlığa acil ihtiyacım var bayan. Bunu yaptığım için özür dilerim. Merak etmeyin kocanız da şoförünüz de ölmediler sadece bayıldılar. Az sonra ayılırlar. Kadın büyük şaşkınlık ve korku içerisinde gerdanlığı çıkardı ve hiç direnmeden Taner’e uzattı. Ama merakını yenemedi.
- Bu gerdanlık neden acil lazım size. Diye sorunca Taner gömlek cebinden bir fotoğraf çıkardı ve kadına uzatırken cavapladı:
- Bu benim kız kardeşim sabahleyin kaçırdılar. Kaçıran şerefsiz benden tam iki yüz elli bin lira istedi. Otuz altı saat içinde. Bu yüzden gözümü kararttım. Beni affedin bayan. Kadın biraz sakinleşmiş gibiydi.
- Sizi anlıyorum ama bunu bize insanca söyleseydiniz yardımcı olabilirdik.
- Bunu bilemezdim bayan. Beni anlayamazdınız belki de. Dedi Taner ve sonra küçük Ceren’le göz göze geldi. Ona doğru seslendi.
- Güzel kız adın ne senin çok tatlısın sen! Dedi ve kadın Taner’in kızına uzanan elini itti.
- Dokunmayın ona yeterince korktu. Dedi kadın.
- Sadece adını sormuştum. Dedi Taner.
- Maalesef size yanıt veremez, beş yıl önce geçirdiği ölümcül bir deniz kazasından bu yana,
konuşmuyor. Dedi kadın ve Taner çok şaşırdı.
- Artık konuşamayacak mı?
- Fiziksel sorunu yok terapisti bu yıl sonunda umutlu olduğu söylemişti. Siz bu gece ona bu korkuyu yaşattıktan sonra süre uzayacak. Şimdi defolun gidin buradan.
Taner çok üzülmüştü. Gerdanlığı kadına uzatarak şöyle konuştu:
- Çok üzgünüm bayan. Alın gerdanlığınızı ben artık polisi aramalıyım. Yapacak başka bir şey kalmadı. Dedi.
- Hayır. Dedi kadın. Olan oldu artık. Gidin kardeşinizi kurtarın. Kızım bu kadar korkup eşim tehlikeye girdikten sonra gerdanlığın önemi yok. Gidin hadi.
- Bayan kardeşimi kurtarınca gerdanlığı geri alacağım o alçak heriften. Buna emin olabilirsiniz. Dedi Taner ve arkasını dönüp arabasına doğru gitti. Tam arabanın kapısını açıyordu ki ; Şoför Rafet uyandı ve yerde Yılmaz beyin yattığını gördü. Ayağa kalkıp doğruldu kemerine bağlı kabzadan tabancasını çıkarıp Taner’e doğru uzattı. O esnada olan bitenleri gören Ceren beş yıl sonra ilk kez konuştu. On yaşındaki bir çocuk ne kadar bağırabilirse o kadar bağırdı:
- Duuuur ! Yapmaaaaa ! bu esnada Ceren’in babası da uyanmıştı. Şoför Rafet dahil herkes küçük kızın bağırması karşısında şoka girmişti adeta. Bu bağırış Taner’în ölümden kılpayı kurtulması anlamına geliyordu. Meltem hanım karman çorman duygular içinde ağlıyordu. Kızının bağırmasından sonra Yılmaz içinden saldırmak gelse de Taner’in üstüne hamle yapamıyordu. O da alt üst olmuştu herkes gibi. Herkesin şaşkın bakışları arasında arabadan indi Ceren ve annesinden Serpil’in fotoğrafını aldı. Taner’e uzattı.
- Onu getir. Dedi kısa ve net olarak. Ardından babasına döndü Ceren:
- Baba bırak gitsin dedi. Yoksa bu abla ölür.( Babasına fotoğrafı gösterdi ) Bırak gitsin dedi. Bu esnada Taner ağlıyordu. Meltem hanım da ağlıyordu. Hıçkırarak:
- Allah’ım kızım konuşuyor sana şükürler olsun diyebildi. Ceren konuşmayı özlemişçesine tekrar söze girdi:
- Baba bırak gitsin bu amca kötü biri değil. Lütfen. Baba şaşkınlık ve şok içerisinde:
- Tamam kızım. Dedi ve ekledi. Rafet hadi arabaya Meltem hanım sen de. Dedi ve kızını kucağına alıp iki yanağından da doyasıya öptü. Sonra Taner’e döndü.
- Git yabancı adam fikrimi değiştirmeden git. Şunu da sakın unutma bu gece derslerle dolu bir mucize gecesi. Ama bundan sonra başına ne gelirse gelsin şansını bu geceki kadar zorlama. Çünkü bir daha bu geceki kadar şanslı olacağını sanmıyorum.
- Beni affedin. Dedi Taner.
- Seni affetmeme gerek yok. Kızım zaten seni affetti Allah’ın hikmetiyle dedi. Şimdi git ve kardeşini kurtar. Dedi Yılmaz.
- Sağol küçük kız ! Dedi Taner Ceren’e …
Sonra arabasına binip oradan uzaklaştı. Yılmaz bey ve ailesi de evlerine doğru yola çıkıp gittiler. Gecenin karanlığında, kısacık bir zamanda herkes arabasına tekrar bindiğinde hayatları mucizevi bir şekilde değişmişti……


İzzet Bülent Senyücel

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 331
favori
like
share
YaSMiN Tarih: 01.08.2009 14:38
paylasim icin saol