Fotoğrafın Epistemik Rolü - Cenk Pekcanattı

“Jüriye sunulmadan önce ışığı, fotoğrafa “yaranın suretini” kazımış ve sonsuza dek mühürlemiş güneşten daha adil ve gerçek bir şahit tasavvur edemeyiz; kaldı ki bu şahitlerin hafızalarından daha da kusursuz olacaktır. Tüm delillerin amacı gerçeği kanıtlamaksa, neden bu “sessiz tanık” ta kanıtlayamasın?”
Birleşik Devletler, Georgia Eyaleti Mahkemesi’nde görülen bir davanın tutanağından, 1882



O zaman öncelikle fotoğrafın epistemik statüsünün ne/lere bağlı olduğuna bir göz atalım. Cohen ve Meskin’e göre fotoğrafların özgün epistemik değerini sigorta eden başlıca iki baba özellik var: (1) Nominal (saymaca) fotoğraflar uzamsal olarak bilginin agnostik (bilinemezci) kaynaklarıdır ve (2) Seyirci gözlemlediği nominal fotoğrafın epistemik statüsüne dair geçmiş birtakım kanılara sahiptir. Sakın ha! Kafanız karışmasın. Bu konulara daha sonra sırasıyla değinip, açıklık getireceğiz. Peki, bu vatandaşlar “nominal fotoğraflar uzamsal olarak bilginin agnostik kaynaklarıdır” derken neyi kastetmekteler? Daha da “derin” ve “şekil” bir tahlilde, “Bu ne perhizdir, ne lahana turşusu dostlar?” Bu mevzuyu açıklayabilmek için öncelikle bu arkadaşların “enformasyon” derken neyi kastettiklerine bir parça değinmeliyiz.

Cohen ve Meskin’in enformasyonla ilgili görüşleri Fred Dretske’nin “Knowledge and the Flow of Information – Bilgi ve Enformasyonun Akışı” [Dretske, 1981] adlı eserinde kaleme aldığı görüşlerinden etkilenmiştir. Dretske’ye göre; bilgi ancak birbirinden bağımsız iki olay arasında; nesnel, olasılıklı ve karşı olgusal bir ilişki olduğunda aktarılır.1 Örneğin: Termometre ile ısı arasında, ancak nesnel bir olasılık ilişkisi olduğunda bilgi aktarımından söz edebiliriz. Yani ortamdaki mevcut ısının 25˚C olup, termometrenin de 25˚C’yi gösterme olasılığı, termometrenin farklı başka bir değer göstermesinden çok daha olasıdır. (ideal koşullarda olması kaydıyla). Üstelik bu olasılıklı ilişki, karşı olgusal olarak da desteklenmelidir. Bilgi taşıyıcı bir ilişki olabilmesi için “termometre göstergesi” ve “oda ısısı” arasında bağıl bir değişkenlik ilişkisi bulunmalıdır. Böylelikle bağıl dengenin korunması kaydıyla ısı farklılaştığı takdirde termometre daha farklı bir ısı değeri gösterecektir. Nitekim bu karşı olgusal ilişkinin mevcudiyeti, genellikle kendi varoluşunun da en mükemmel kanıtıdır.2

Cohen ve Meskin’e göre, fotoğrafta buna benzer bağlamda, muhteşem bir enformasyon kaynağıdır. Nesnelerin genel şekil ve boyut özelliklerini çoğu zaman çarpıtıp, aldatıcı olabilseler de (ör: optik kusurlardan kaynaklanan deformasyon) bu nitelikler hakkında bizlere birçok enformasyon sağlarlar. Bir örnekleme yapacak olursak; bir fotoğrafla temsil edilen çiçeğin boyut ve biçimi farklı olsaydı, fotografik görüntü de buna bağlı olarak farklılaşırdı. Biraz daha açalım, şayet tasvir edilen çiçeğin boyut ve şekline dair özellikler değişmişse, – tıpkı termometre-ısı ilişkisindeki gibi – bir sonra ki çekimde çiçeğin fotografik görüntüsü de değişmelidir. Fakat fotoğraflar kimi zaman betimledikleri nesnelerin algılanabilir tüm görsel özelliklerini aktaramazlar. Mesela tasvir edilen nesnenin gözden ırak kısım/ları hakkında bilgi aktarmaları mümkün değildir. Bu enformasyon aktarım kapasitesinin bir diğer örneği renkli fotoğraflarda da görülebilir. Renkli fotoğraflar da tasvir ettikleri nesnelerin renkleriyle ilgili bilgileri taşırlar. (Bu noktada yine termometre-ısı ilişkisine döneriz. J) Ayrıca fotoğraflar betimledikleri nesnenin estetik özelliklerine dair birçok enformasyonu da taşırlar. Bu yüzden bir seyahate çıkılacağında, gidilecek yer seçerken veya sosyal paylaşım ağlarında manita avına çıkıldığında sıkça fotoğraflara başvururuz. 3

Cohen ve Meskin’in yorumunda yer alan enformatik bağlantıların, seyirciye ait kanı veya türevi olan akli durumlardan etkilenmediklerinin altı çizilmelidir. Yani biz farkında olalım ya da olmayalım termometrenin göstergesi odadaki sıcaklığın bir önceki halinden bir sonraki haline geçişi hakkında bizlere bilgi aktarır. Benzer biçimde bilginin fotoğraflarla taşınıp taşınmadığı sualinin cevabı, çeşitli vakalara dayalı nesnel olasılık ilişkileri göz önünde bulundurularak cevaplanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, insanların yeryüzü hakkında fotoğraflardan ne öğrendikleri, ne tür anlamlar çıkarttıkları ve benzeri sorular fotoğraflar referans alınarak kati biçimde cevaplanamazlar. Kimi zaman bu olası gibi gözükse de, bu durum aslında oldukça aldatıcıdır.

Üstelik fotoğrafların enformasyon taşıma kapasitesine dair bu açıklama; fotoğrafın “gerçekçilik” veya “objektifliğine” referans oluşturmaz. Ne kesinliklerine ne de fotoğrafları temel alarak yaptığımız doğru-yanlış muhakemelerine dair bir ölçüt değildir.4 Bu açıklamanın iki fotografik görüntünün aynı bilgileri aktarmakla birlikte fotografik işlem sürecinde meydana gelen değişimlerden ötürü birbirlerinden farklı görünebilmesi durumuna imkân verdiği kayda değerdir. Goodman’ın da aynı bağlamda belirttiği üzere bir resmin renklerinin sistematik olarak tamamlayıcılarıyla değiştirilmesi resmin bilgilendirici içeriğinin değiştirmez. [Goodman, 1976].

Fotoğraflar tipik olarak betimledikleri nesnelerin görsel özelliklerine dair enformasyon aktarırlarken, (Cohen ve Meskin bunu ‘g-enformasyon’ diye isimlendiriyorlar.) temsil ettikleri nesnelerin egosantrik uzamsal konumuyla ilgili enformasyonu (buna da ‘e-enformasyon’ diyorlar) sağlamakta başarısız olurlar. Yani fotoğraflar temsil ettikleri nesnelerin – seyirciye göre – konumları hakkında bilgi sağlayamazlar. Bu bilginin eksikliği ancak durumla ilgili karşı olgusalların yanlışlığıyla açıklığa kavuşturulur. Şimdi bizim şu meşhur çiçeğin fotoğrafını tekrar gözünüzün önüne getirin. J Bu durum, fotoğraf ve çiçek arasındaki uzamsal ilişki değişiklik gösterdiğinde, çiçeğin görselinin de değişime uğrayacağı bir durum değildir. Bunun sonucu olarak, fotografik görüntüde herhangi bir değişiklik söz konusu olmaksızın fotoğrafı yanında bir yerden diğerine taşıyan izleyici, çiçekle olan uzamsal ilişkisini farklılaştırabilir. Bu nedenle fotoğraf ve ona bakmayı kapsayan görsel süreç temsil etmekte olduğu nesneyle ilgili e-enformasyonu sağlayamaz.

Buraya kadar öncelikle nominal fotoğrafların enformasyonu taşıma kapasitelerine odaklandık. Açıklamayı daha da basitleştirmek için başta fotoğrafın çeşitli kategorileri olmak üzere enformasyon aktaran çeşitli betimleme türlerinin kapasiteleri üzerine konuşmakta yarar var.

!UYARI! Bu kısmın kafa karıştırıcı, şahsen ben okumadan atlarım.

Bir betimsel tür olan B, tür bilgisi olan T’yi, ancak B türünün belirtilerinin tipik şekilde T-enformasyonu taşıdığında, aktardığını farz edeceğiz. Ya da türlerin bu özelliğini yatkınlıklarına göre tanımlayabiliriz: B ancak ve ancak T enformasyonu taşımaya meyilli belirtiler varsa bu tür enformasyonları aktarır. Ayrıca enformasyon düşüncesini çeşitli görsel uygulama belirti ve türlerine taşıyarak işlemekte daha faydalı olacaktır.5 Böylelikle bir görsel uygulama belirtisinin – bir nesne ile ilgili belli bir tür enformasyonu – uygulama belirtisi ve nesnenin ilgili özellikleri arasında objektif, olasılıklı bir ilişkisi bulunduğunda aktardığını söyleyebiliriz. Bu durumda betimleyici belirti b’yi gözlemleyen bir görsel uygulama belirtisi olan g, bir nesnenin b ile betimlenen T-enformasyonunu ancak ve ancak g ve o’nun tür özellikleri arasında objektif bir olasılık ilişkisi olduğunda aktarır. Görsel uygulama türleri T-enformasyonu ancak ve ancak T-enformasyon taşıdıklarına dair belirtileri çok tipikse aktarır. Bu yüzden de, B ile ifade edilen betimleme türünü gözlemleyen görsel uygulama türü, B’nin belirtileriyle tasvir edilen nesnelerin T-enformasyonunu ancak bu uygulama türünün belirtileri, B’nin belirtileriyle tarif edilen objelerin T-enformasyonunu taşımaktaysa tipik olarak bizlere aktarır.

Şayet bu karmaşık gözüken tahlilleri doğruysa, daha önceden tanımladıkları gibi fotoğraflar, ‘uzamsal bilinemezci bilgi kaynaklarıdır’. Yani bir tür bilgiyi aktarırken (g-enformasyon) temsil ettikleri nesnelerin egosantrik konumuna (diğer bir deyişle e-enformasyona) dair bilginin aktarımında başarısız olurlar. Bu durum bize fotoğrafın özgün epistemik değerini izah etmeye başlar. İlk olarak fotoğraflar muhteşem bilgi kaynaklarıdır. Bundan dolayı fotoğraflar betimledikleri nesnenin görsel olarak erişilebilir özellikleri hakkında bilgi aktarmaktan aciz diğer betimleyici sunum türlerinden farklı ve oldukça da avantajlıdır. İkincil olarak fotoğraf türünün uzamsal bilinemezciliği ve dolayısıyla fotoğrafa bakma süreci fotoğrafları diğer bazı görsel enformasyon kaynaklarından farklı kılar. Örneğin “olağan görüş” ve “teleskop ya da dürbün gibi prostetikleri kullanan görsel uygulamalar” (bundan sonra ‘görsel prostetik uygulamalar’ diye anılacak) görsel ve egosantrik enformasyonun her ikisini birlikte aktarır. Bu durum fotoğrafa bakma sürecinin, diğer görsel enformasyon kaynaklarına oranla bilgi aktarımı açısından fakirleşmiş gibi görülmesine sebebiyet verebilir. Bu doğrudur. Olağan görüş, genel anlamda fotoğraflara bakma sürecine oranla daha fazla enformasyon sağlamaktadır. Ve görsel prostetik uygulamalar bilgi aktarımı açısından fotoğrafa bakma sürecine oranla daha zengindirler (mesela; bir önce görmemizi sağladıkları nesneye dair görsel ve egosantrik enformasyonu birlikte sağlarken, sonra tasvir edilen nesneye dair sadece g-enformasyonu sağlar). Gene de bu özellik fotoğrafın özel epistemik statüsüne katkıda bulunmayı sürdürür. Olağan görüş öncelikle e-enformasyon sağlamadan, g-enformasyonu sağlayamaz. Bu da olağan görüşün görsel ve egosantrik enformasyonun her ikisini birden aynı anda sağlamasının kolay olmadığı anlamını taşımaktadır. Görsel prostetik uygulamalar içinde bu durum aynen geçerlidir. Fakat fotoğraflar ve fotoğraflara bakma sürecinin, g-enformasyonu, e-enformasyon olmaksızın sağlama kapasiteleri bulunmaktadır. Bu da fotoğrafı hususi surette değerli bir teknoloji kılar.6

G-enformasyon taşıyan birçok görsel tür aynı zamanda e-enformasyon da taşır. Bu enformasyon kaynakları mevcut bağlarıyla birlikte gelirler. Mevcut koşullar e-enformasyonu sağlayamadığında, g-enformasyonu da sağlamazlar. Buna rağmen e-enformasyonu edinme önkoşulları sağlanamazken, kendimizi yine de sıkça g-enformasyona gerek duyduğumuz koşullar içinde buluruz. Bu gibi durumlarda fotoğraflar kendilerine özgü epistemik değerlerini ortaya koyarlar. Fotoğraflar diğer türlere oranla nesnelerin görsel özelliklerinle ilgili gösterişsiz bilgi kaynaklarıdır. E-enformasyonun bulunmadığı koşullarda dahi mevcut olan kaynaklardır.

Uzamsal egosantrik bir enformasyon kaynağı olarak fotoğrafın statüsüne inanmak bu hikâyenin önemli bir kısmı olsa da, bu fotoğrafın epistemik değerinle ilgili hikâyenin tamamını oluşturmaz. Kuşkusuz bu özelliği fotoğrafla paylaşan başka nominal tasvirlerde bulunur. Birçok manzara ve natürmort resminin tasvir ettikleri nesnenin algılanabilir görsel özelliklerini aktardıkları da akla yatkındır. Hatta ve hatta bu resimler tıpkı fotoğraflar gibi e-enformasyon sağlamakta yetersiz kalırlar. Bu yüzden resimlerde enformasyonun uzamsal agnostik kaynaklarıdır. Üstelik bu belirtilerin bazılarını içi boş olmayan uzamsal agnostik haber kaynakları kategorileri oluşturmak için gruplamamız mümkündür. (ör: aslına sadık natürmortları ele alalım.) Yine de bu tasvirleri fotoğraflardan daha farklı şekilde ele alırız. Fotoğraflara yakıştırdığımız epistemik statüyü natürmortlara ve manzara resmine yakıştırma konusunda uzlaşmamız asla mümkün olmaz. Bu farkı açıklayabilmek için Cohen ve Meskin’e ait görüşün, izleyici hakkındaki psikolojik etkenleri içeren başka bir öğesine başvururuz.

İlk olarak Cohen ve Meskin, fotoğraf türlerinin aslına sadık manzara resim türlerine kıyasla izleyici için daha dikkat çekici olduğunu iddia etmektedirler. Bir fotoğrafla olağan izleme koşulları altında görsel temasa geçen izleyici, tipik biçimde bu nesneyi bir “fotoğraf” olarak sınıflandırırken, aslına sadık manzara resminle görsel temasa geçtiğinde, genellikle bunu basitçe “aslına sadık manzara resmi” olarak sıfatlandıramamakta, “resimler” ya da “manzara resimleri” hatta belki de, “Felemenk manzara resimleri” başlıkları altında kategorize etmektedir. İkincil olarak izleyicinin tipik bir şekilde bu resimleri atadığı betimleyici kategorilere dair geçmiş kanılara sahip oldukları da akla yatkındır. Tüm bu faktörler göz önünde bulundurulduğunda, izleyiciler fotoğrafın görsel enformasyon taşıyabildiğine inanıyorken, gerçeğe sadık resim kategorisine dâhil edilebilecek görsellerin bu hususta yetersiz kalabileceğine inanıyorlar. Kısacası izleyicinin fotoğraf ve manzara resmi arasında yaptığı epistemik ayrımı açıklayan, geçmişe dayalı olan bu kanılarıdır.7

Sonuçta Cohen ve Meskin’in önermeleri fotoğrafların epistemik statüsünü şu şekilde açıklar: (1) Fotoğraflarla ilgili olguları ve insanların gördükleri fotoğraflar hakkındaki geçmiş kanılarını gözler önüne serer ve (2) Bu olguların izleyicinin delil değeri taşıdığını (yasal geçerliliği bulunduğunu) düşündüğü fotoğrafları ne şekilde ele almasına sebep olduğunu gösterir.

Düşünülenin aksine görüşleri fotoğrafın mevcut epistemik statüsünü; her koşulda kanıt olma değerini doğrular veya garanti temin eder şeklinde açıklamak niyetinde değildir. Hatta ilgili geçmiş kanıların kimi vakalarda yanlış olduğu kanaatindedirler. Bundan ötürü de bu tür durumlarla ilgili saymaca fotoğrafların onlara yüklene gelen epistemik değeri hak etmediklerini düşünürler. (Daha önceden de değindikleri üzere ilgili geçmiş kanıların birçok vakada doğru olduğuna bu yüzdende bu gibi vakalarla ilgili saymaca fotoğrafların onlara atfedilen epistemik değeri taşıdığını inkarda etmiyorlar.) Yine de, konuyu genişleterek doğru öngörülerde bulundukları iddiasıyla, aslında bu delil olma özelliğini, (bazen kabul edilebilir/yetkin, kimi zamanda kabul dışı/kanuni dayanağı olmayan) fotoğrafları gören izleyicinin yakıştırdığını söylüyorlar. Öyleyse fotoğrafların epistemik statüsüyle ilgili görüşleri, aslında hangi fotoğrafın, neden ötürü epistemik statüye sahip olduğunun altını çizmektedir. Bu önerme epistemik statünün her daim hak edilmiş veya doğrulanmış olduğunu söyleme girişimi değildir.


Dipnotlar:

1 Dretske’nin enformasyon kavramı gelişiminin tüm detaylarına bağlı kalmak istemiyorlar. Bilhassa onun önermedeki olasılıkların tekliğe dönüşmesi gerekliliği düşüncesine karşılar.

2 Belki her zaman değil, fakat özellikle önermedeki karşı olgusalların anlamsız biçimde gerçeğe dönüştükleri bazı vakalarda bulunmaktadır. Bu gibi bazı vakalara yazının devamında değinecekler.

3 Daha da doğrusu fotoğraflar çekildiği zamanda tasvir ettikleri nesnelerin görsel olarak algılanabilir özelliklerini bir defaya mahsus aktarabilirler. Farz edelim Salı günü, Pazartesi günü fotoğrafını çekmiş olduğunuz çiçeği boyamışsınız; dolayısıyla çiçeğin rengini fotoğrafta karşılığı olmayacak bir şekilde değiştirmişsiniz. Yani Salı günkü fotoğraf, çiçeğin Salı günkü rengiyle ilgili enformasyonu aktarmada başarısız olur. Diğer taraftan Salı günkü fotoğraf, Pazartesi günkü çiçeğin rengiyle ilgili enformasyonu aktarmayı sürdürür. Bu karışıklığı bundan böyle göz ardı edeceğiz.

4 Birisinin kalkıp ta, fotoğrafın enformasyon aktarım kapasitesini tanımlama amaçlı olarak, ‘realizm’ ve ‘objektiflik’ gibi terimleri kullandığında, bu etiketlerin seçimi hakkında muhalefet etmeyeceklerini belirtmektedirler.

5 Buradaki formülleştirmeler daha öncekilerden biraz farklıdır. [Cohen and Meskin, 2004]; Bu değişiklikleri önceki formülleştirmelere uygulanabilir ilgili bazı (daha çok teknik) kaygılardan kaçınmak amacıyla gerçekleştirmişlerdir.

6 Elbette ki fotoğrafa bakma süreci birçok fotoğraf hakkında e-enformasyon sağlar. Fakat burada söz konusu olan fotografik olarak betimlenmiş nesnelerin e-enformasyonudur. Fotoğraflar sıradan bir biçimde kendi kendilerini betimlemezler.

7 Önerdikleri tez insan psikolojisinin iki muhtemel özelliğini belirtmektedir: (i) uzamsal agnostik temsil türleri arasındaki dikkat çekme sıralaması ve (ii) bu gibi tanımlamalarda belirtilen geçmiş kanılar. Bundan ötürü fotoğraflar ve manzara resimleri arasındaki epistemik farkın olasılıklı olduğunu ve ayrıca bu türlerin aklı içeren ilişki olgularının bir sonucu olduğunu söyleme taraftarılar.

Kim Ola ki Bu Amcalar?

Fred Dretske: (d.1932) epistemoloji ve zihin felsefesi alanına yapmış olduğu katkılarla tanınan Amerikalı felsefeci.

II. Bölümün Referansları:

[Dretske, 1981] Dretske, F. I. (1981). Knowledge and the Flow of Information. MIT Press, Cambridge, Massachusetts. – Bilgi ve Enformasyon Akışı. MIT Yayınları, Cambridge, Massachusetts.

[Goodman, 1976] Goodman, N. (1976). Languages of Art: An Approach to a Theory of Symbols. Hackett, Indianapolis.

Cenk PEKCANATTI

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 574
favori
like
share