Son gülen iyi gülecek...

[size="3"]Ama dua edin o gün henüz mahşer olmasın!

(C.Zarifoğlu)


[right]

Sevgili insanlık !


Bir çocuk masumiyetiyle bir kez daha "elma" diyoruz.
Ne olur çık artık…[/right]




İnsanlar başaklara benzerler, içleri boşken başları havadadır, içleri doldukça eğilirler.

[Montaigne]



DOSTLUK...




[color=#DC431C]İki saka –su satıcısı- yolda karşılaşırlar..

Biri diğerine: [color=#32CD32]“Kardeş, bana kırbandan bir tas su verir misin? Çok susadım.” der.

Öteki şaşırır; [color=#32CD32]“Be şaşkın. Bende kırba varsa sende de kırba var. Neden kendi kırbandan doldurup kendi suyunu içmiyorsun?”

Cevap dikkat çekicidir: [color=#32CD32]“Haklısın kardeş, bende de su var sendeki gibi, ama ben kendi suyumu içmekten bıktım.”



[right]Bencileyin...



Biraz yağmur yağsa diyor şair...
/Ağla! Diyorum /
Biraz anlatsam kendimi diyor damlaya...
/Sus! Diyorum /
Biraz kış olsa diyor bu mevsim...
/Gideyim! Diyorum /
Biraz gidiyorum şimdi...Şairim! Gidiyorum...
Ama üşüme... [/right]



[color=#B8860B]Yanakların Üşümesin Diye Mi Ağladın [color=#808000]Efsa' ?

Geceydi… bir düşe düşmek bu kadar mı zor [color=#808000]efsa’ ,

Ve bir ölüm bu kadar mı düş?...




[color=#B8860B]

Nakarat nakarat yalnızlığımdan seni besteledim, ah bu tını beni öldürmüyor da [color=#808000]efsa’!

İstanbul’dan önce ben ağladım sabahında… Sözlerim kan çanağı, hüznüme ekmek doğrama!

Dün gece üşüdüm de çok, kuşlar mı söyledi [color=#808000]efsa’?

Kalbimiz vardı evet titreyince bil(diril)dik… Sızlanmak de neymiş, eyvah eyvah öldük mü yoksa? Topuğumuzdan çekilen narin can değil de ne? Seni yaşatmak için çareyse, biz mi ölseydik? Söyle, neye yarardı ki, son soluğunu yutmuşa? Bir can kaç soluk ederdi gözlerimizin yamasına? Soldu dilimin gülü [color=#808000]efsa'.

Su; bir kursak geçimi su, acı(mı) yedirildik!

Bir mum yaktım geceye… Üfle(me)!

Hişşş… sen ses etme , melekler sus kesiliyor iki dudak arası emrine. İncinmesin gönlünün nazı, ben yüzdürürüm kağıt gemileri bileklerinde. Bir sarışın geceydi ağlay(t)ışların, esmer kaldı göğ(s)ümde…

Ve [color=#808000]efsa…

Ve masum …

Ve ahh…

Saçların niçin vardı ki senin ve gözlerin!

Kimseler bilsin işte, senle diye ölümü de özlerim!

Eyy seni, en seni ben de sevdim. Bir tebâreke saldım ardına, işittin mi huri güzelim? Ah [color=#808000]efsa ahh… Şimdi uzanmışsın boylu boyunca bir mezar taşı keyfinde misin..?

Özlemek de var mı cennette, öyleyse en çok beni……………….



Sus/tum… Bildi ki arz niçin susulacaklar. Adınla gelen baş göz üstüne [color=#808000]efsa’, yok mu o diyardan bir haber yangın sineye? Eyvallah olsun kahrına, narına, sitemine. Dudak bükersem Azrail’e hak ola(yd)ım senden önce! Bir mum, bir de su, dile gel hangisine meyledeyim? Önce yak , önce ver ateşe külümü, ki hiçliğim bileyim. Allah’tan korktum [color=#808000]efsa’, adında! Adımla korkma , yol dediğin eni boyu sen.

Sen ki; hasret, sen ki; vuslata kasem! Doldurma çilemi [color=#808000]efsa’, hükmündeysem.

Ört üstünü hadi, üşüyecek rahmindeki…

Tek kişilik masalarda bizden öteye kurul. Az beni dinlen, Firdevs yamacında yorulmadın mı zevkten? Bil ki burada iki adımda bir sen, on üç adım dört duvar mahsen! Son göçün müydü ki [color=#808000]efsa’ yetişemedik kanadına!

Pencerelerini sıkı kapama gök kubbenin, fısıltın varmıyor kıyılarıma.

Seni hala seviyorsam yaşamadığımdandır [color=#808000]efsa’.

Bilirim ki sen haz etmezsin dirilerden, bu yüzden [color=#808000]efsa’, işte bu yüzden önce öldüm!

Seni seçtiler , çünkü sen kuldan da öteydin.

‘Sen biraz az bekle’ dedin, az/dım en çok bekledim .

Bir kelam et [color=#808000]efsa’ önümdekilere, çıktı canım beklemeden geçeyim!

Ve [color=#808000]efsa’ ve mum ve kevser suyu gözlerin. Söyle hangi peygamber duasısın sen ?

Kimler azarladı seni uykunda? Sabahına ağlama [color=#808000]efsa’, melekler içleniyor.

Bildi(rildi)m şimdi [color=#808000]efsa, aşk değiyor ömre sadece, el/değmiyor!

Seni gönle kondurana kurban olayım ki üç yeminin sonunda da sen! Ve aşktan gelmesin ki üç kitabın izninde esamen!

Ahh bu kadar aşk olmayasıca..Merhametsiz değildi billur suretine nazar eden ilk melek… Seni benden çok sevdi !

Olmuyor [color=#808000]efsa’ olmuyor, sana ten boyu dokunulmuyor!

Kefeni libasın öylesi hoş durmuş ki çocuksu endamında… Bari ekşit suratını, yine takılmasın ölümün hevesi suretine...Sahi, gözlerinin değdiği yerde görünmeyen mi var ki dalgınsın pencere kenarında…

Gözlerime saçlarını sür [color=#808000]efsa’, bakıpta gör(e)miyorum!

Sesleri geliyor oysa… Üç melek [color=#808000]efsa’; su, sürme, ölüm kundağı…

Elalığını sürülen sonsuzluk mu ki baktıkça d/üşüyorum. Topuğuna adımı yazdım, sağlam bas yere! Sığıntınım kucağında, eteğinle dualar mısın sabiliğimi [color=#808000]efsa’?

Hani öldüm desem… Hani özledim de bil… Salınsa sesim gecene annen’ce, gel(e)mez misin?

[color=#808000]Üç güne kadarmış hasret [color=#808000]efsa’m üç gün kadar............

Az biraz bekle... eşikte cana sulanan melek değil mi, kıyamet dediğin?



Hadi! Ayart Azrail’i seni özledim!


Züleyha çay

________________________________


Yastığını düzelt Henna' ,başın yalnızlığa düşmesin...



Yıkık kentlerin hayalleri devrik olur henna’..

Al bu düş’ü gecenin bağrından as !





Üstü kapaklı bir cinayet olsun bizimkisi, giz karası öznelerin neşvesiyle yad edilmeli şanın..

yeni bir cümlede dirilmenin adıyla; hudâ’nın, leylü nehârın, ve ayn’nın hatrına, aşk-u libasını yırt kefeninden!

Kubur civarı gelenler var isra’na doğru…

Çığırtkan uğrak efkarların fuhşunda, aklımı örtüne bürüdüm .. yastığımın sağ ucunda , ucu ucuna gelmeyen iki bulanık haki nehir gözlerin, b/aktıkça boğuluyorum henna’ !

Ah ömrümün başını yiyenim, ah mütemadi isyanım..

Size secdegâhımdan yatacak yerim yok yarın! Anne, anne beni keşke doğurma!

Güneşin ne haddine ki , billur suretinle aşık atmakta henna’. Bana doğduğuna bed nazar eyleme..

Seni sevecek kadar sana kıyamayışımdan bu kinim. Hıncımın köküne kibrit çak !

Ya ölüm kadar susma, ya da ölümüne sus(a) henna’!

Gecelerimi ağladığını duyurtma nolursun.. yapma henna’! topla dem’ini, kapa perde aralığını, sokağa taşıyor atf-ı beyan’nın.. onlar bilmez , içimde beş paradan kıymetli ah’ın!

Kirpiğin yaslı, yine beni mi ağladın?

Bana değmez henna’, bana değmezken ağla. Gözünden düşen ıslaklığın iştialime dalaşıyor.. Edebi yok bu hüznün, arsız ayağıma dolaşıyor.. Var git , h/içimi didikleme henna’! benden sana yaş çıkmaz sitem etme, için için içime çiselenenken sen..

Çek sularını uykularımın çetrefilli sapalarından! böylesi katlin neresi mübah
henna ‘ , sebep olduğun sabi’yi boğuyorsun!

Hadi, kurtar meftununu c/isminden!

Hıfzımdasın daim, göz kapandığında ezberden değiyorsun rüzgâra. Alnımın çatısına çarpıyor nefesin, ah bu nasıl kasırgadır henna’, savur beni senden yana, senin aksâ’na…

Çıkar/sızım, beni kendime ibtila kılma.. adım başı hakkı, beşâret tütsüsü gezdirilen gecelerime aittir berî isyanın , iğfal edilemez ifrîtlerce, haşiye düş şehr-i yar’in kıyımına.. benim suçumsun, alınmasın kimse üstüne..

Sana ç/ağlamalarımdan bu yana , yalnızlığımın namusuna göz dikti aşk!
Aklımın noksanını ar’la henna’..

Bir elimde nar, öte avuçta sözlerin.. Dile yanmak aşka körük, tut günahımı çıkar cehenneminden…

Yatıştım, aslımı tutuşturan kuru bir alevim , topla nefesini benden..

Usul naralarınla kaldırımlarımdan kaldır ayyaş cüsseni henna’ , seni görürse annem beni doğurmayacak !

Ya da beni geçir yüzüne.. öylesi masum bak işte İstanbul’un çehresine, ölesi sen bak ! bir bankta az otur sonra, çok ağla..

Bir durak da bekle seni. olmadı, her seferinde aynı soruyu sor kaptana!
- müsait bir aşk ta inebilir miyim? ........... -
burası dönüş yolu kardeşim .. ….
dur ve düşün.. düş’ünde düşün.. sabaha varmadan az biraz çıldır geceye.. ‘peki kim beni yolumdan döndüren’ de, seni sobele!

suçluluğundan güçlü ol hadi, yakışır sana!

Aşka na-şinas olan ne bilsin söz hakkı nedir.. Sen üstüne alınma ..
ne zaman çullansa enseme pıhtın , hacamat ediyor zebaniyeler kuytumdaki birikmişliğini. sağ elini koy yanağıma, saçlarını ayıkla tellerimden, sen uyu henna'.. ne de çok benziyorsun gilman’a..

Ben düş başı beklerim..
yastığını düzelt henna’, başın yalnızlığa düşmesin..

Bas dizini bağrına , az biraz sancın geçsin.. avuçlarının ötesindeki boşluğun omzuna elini at.. sen beni hiç bilme özlersin, ben soluğumun ağzını avucumla tembihlerim..

Geceden geçen yol sana mı çıkmaz?

Öyleyse dilince aminle aşkı, baksana melekler dualarca hamağını sallıyor yazgımızın.. sendele ve düş yamacıma! Ah ne çok yanmışsın henna’, en çok yandığımmışsın!

Topla perçemini, gece terledi…

Mütevazı bir çıldırış sureti sarsan.. kıyısına deliğimi vurduğum denizleri azdıracak cinsten hani.

Fazla değil, birkaç ölümlük kadarsın bende.. ölme diye seni diri diri toprağa gömüyorum henna’! Seni sevmeye ölüyorum! Hiçliğimin zekatı olsun gözlerinin kırkta biri.

İçinden çıkılmıyor.. benim neyim’im henna’?
Uykularımın örtüsünün sıyrıldığı utangaç bir geceden düştün tenimin ayazına. bu kış çetin geçecek belli, dilim bulutsuz, yağamıyorum da çise çise utangaçlığımın dimağına.
Al bu ürkekliğimi , kınalı güvencinlerin ayağına ip yap, sal Sancılanya’ya …

Bana yine bir masal anlat, senden başlayan..

Hiç/bilmediğim dillerde yaz sonunu,bildiğime öykünmek zor be henna’. kolayına kaç , hadi beni sevme yine! Buyur, haklı bul kendini içimde bir yerlerde.

Âgâhım nicedir , yüreğimin kandillerini yak! ordaysan tut saçımı çek, ki yaşıyor muyum.
- canım acımadı henna’..! -
al beni sil baştan sev! Ölmezse canım, ölüyümdür!

Yine seni sevmek için, gerdanıma akışına bedel, tut canımı çıkar henna’ !



Aşka son bir söz, ölüme önsöz..


Allah’a ısmarladım seni henna’,

Allah’a ısmarlanma!



( Seni öle öle özledim,sakın gelme)


Züleyha çay





[color=#696969]"İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa;

Payı gerçek kişiliğini gösterir,

Paydası da kendisini ne zannettiğini,

Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür."

Lev Nikolayevic Tolstoy



[right]

[color=#B8860B]Dışarıda yorgun bir sonbahar havası var.

Ağaç dipleri yaprak mezarlığına dönüyor.

[color=#6B8E23]Üşüyen sevgili için kaşkolunu çıkarıp,

O'nun zarif boynuna sarma zamanı.

Bir sahil kenarı çaycısına sığınma vakti.

Bulutlar bir şeyler anlatmaya çalışır böyle zamanlarda.

Ben bulutların dilinden anlamam.

O yüzden sık sık yağmur yağar ben dışarı çıkınca.

Şimdi bütün bunların önemi yok.

Önemi yok şimdi bütün bunların.

[color=#DAA520]Ben umut arıyorum.[/right]


__________________________






[color=#DC143C]Takvimler,

bir bahar güncesinin onaltıncı yaprağını gösterir

[color=#DC143C]Yürekler,

bir zulüm sayfasının iç burkan noktasına gark olur

[color=#DC143C]Sözler,

el etek çeker cümleden isyankâr ağıtların rehberinde

[color=#DC143C]Yüzler,

yüzleşir koskoca tanklar ile, yüzünü ölümlere salar bir vicdan

[color=#DC143C]Şehir,

bir ruhun, yüreğini yitirmiş insanlığın karşısında duvar oluşunu izler

[color=#DC143C]Zulüm,

caka satar taş taş üstünde koymayan adımlarla

[color=#DC143C]İnsanlık,

korkar, pusar izbeler ardına, vicdan ödün vermez yarasından

[color=#DC143C]Dünya,

kararır.. ve karartır bir çocuğun ellerini,

[color=#DC143C]Vakit,

gözlerde pıhtılaşır, kalbe giden yol tıkanır

[color=#DC143C]Çocuk,

son çığlığını bir taşa verir.. ki toprak incinmesin !

[color=#DC143C]Anne,

incinmesin ister yaprak ölsede ağaç ve özgürlüğe göz koyar

[color=#DC143C]Özgürlük,

gün gelir, bir buldozerin ayakları altında defalarca ezilir.. ezilir…

Yürek mahçup, anne mağrur, zulüm hadsiz artık

[color=#DC143C]Vicdan,

artık tuz-buz olmuş bir aynadır geçmişte kalan

bakanlara kan-revan...


[color=#696969]
16 Mart 2008

Rachel Corrie anısına...



_______________________________






Eğer yeniden başlayabilseydim yaşama,
İkincisinde daha çok hata yapardım
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırt üstü yatardım.
Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorunum olmazdı
Daha çok riske girerdim
Seyahat ederdim daha fazla
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır,
Daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim
Dondurma yerdim doyasıya,
Ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu
Hayali olanların yerine
Yaşamın her anını gerçek ve
Verimli kılan insanlardandım
Yeniden başlayabilseydim eğer,
Yalnız mutlu anlarım olurdu.
Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar.
Sizde anı yaşayın!
Hiçbir yere yanında
Termometre, su, şemsiye ve
Paraşüt olmadan gitmeyen insanlardandım ben
Yeniden başlayabilseydim
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım
Ve sonbahar bitene kadar
Yürürdüm çıplak ayaklarla
Bilinmeyen yollar keşfeder,
Güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.

Ama işte seksen beşindeyim

Ve biliyorum ölüyorum...


Jorge Luis Borges


_____________________________________



[right][/right]




...Düş ve dua arası bir vakit… Taşköprü yetmişli yılları omuzlamış. Bir de sessiz harflere öncülük edecek, mahcup ve duru bir adamı. Söze hep “Ey hayat!” diye başlayan bir adamı…

“Ağzın tat görmesin ey hayat! Yine kandırdın beni…”

Ve hayatın ilmeği kaçmış. Aradan şiir görünmüş.

“…Zar tutuyorsun ey hayat bu kaçıncı sevgili
Yanlış ata oynamışım gözlerim öyle dedi.

Güzeldim de galiba bunu nasıl söylesem:
Eline sağlık Tanrım leyla çok güzel olmuş
Tanrım eline sağlık dünya da çok güzel olmuş
Keşke biraz ölmesem.”

Keşke biraz öldürmesen! diyesi geliyor insanın bu dizlerden sonra. Güzellik uykularına dalmış genç edebiyatçılarımıza “Ölün ve Uyanın!” diye seslenen Tenekeci, tam bir İbrahim portresi çiziyor karşımızda. Önce âlev alıyor kelâm gözde, sonra bir bakıyorsunuz her yer gül mevsimi oluvermiş.

“…Beni ateşinle koru su içip geleceğim
Kardeşimi de koru bir diğer kardeşimden
Ve kimseye söyleme beş mermin olduğunu
Seni kral sansınlar ve sen de hisset bunu
Hisset ki iliklenmesin göğsüne
Köşeye kıstırılmış bir kaçağın korkusu”

Kardeşimide koru diğer kardeşinden derken ki incelik işler ruhumuza burada. Kardeşilik kavramını bir kez daha çarpar yüzümüze ve çıkar dışarı;

“…Yoksun ya
Güvercin avlıyor avluda kedi
Kızlar gülüşüyor bahçede
Gül üşüyor –gül üşür-
Yoksun ya, bezden anne
Yapıyor öksüz
Öpmek için kendisine.”

Yine bir sükût oturur içimize “ah” ile karışık. İşte yine şiirin belini kırıyor adam. 90’lı yıllara damgasını vuran şairimizin birkaç nüktesi ile nokta koymak isteriz yazımıza.

"Rabb’im sen olmasan
Kimin aklına gelirim ben."

İstanbul: " sağlı sollu park etmiş evler..."

İyiye gitmek: " doktor, her geçen gün iyiye gittiğimi söylüyor.
İyinin neresi olduğunu soruyorum ona. Birtakım tıbbi terimler sıralıyor ve sonra garip bir şekilde gülüyor."

Benim hayatım: Hızla giden bir taksiyi durdurup şoföre saat sormak.. Benim hayatım böyle bir şey olmalı.

Sempati:" -ben de buranın yabancısıyım
İlk defa gittiğim bir şehirde, en çok kimlere sempati duyuyorum?
Adres sorduğum zaman, yukarıdaki cümleyi kullananlara..."

İntihar: " ´intihar, can alıcı bir konudur´ , dedim.
Güldüler..."

Yedikule göğüs hastalıkları hastahanesi, 3.servis
"Canımı alma, o bana lazım
Demiş bulundum, değil mi tanrım..."


Rahman’ın “oku” emrinden sonra, bu oku’maya kulak verenlerden seçtiği ve kalemine “Ol!” dediği bu asude şahsiyete teşekkürlerimi bir borç biliyorum.

[color=#FF6347]Hüzün yakanızı bırakmasın…

[right]Mehlika Toyga[/right]

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 451
favori
like
share