dini makaleler

İnsanlar, tabiatları gereği her zaman doğru yolu göstermek anlamına gelen irşâda, davete, öğüt ve nasihate muhtaçtırlar. Kur'an-ı Kerim'de: "Öğüt ver, doğrusu öğüt inananlara fayda verir." (Zâriyat sûresi, 55) buyurulmaktadır.

İrşâd misyonunu üstlenen kimsenin gayretli bütünüyle Allah (c.c.)'ın rızasına endeksli olmalıdır. Bu rızaya endekslenmeyen irşâdın, Allah Teâlâ'nın katında herhangi bir değeri olmadığı gibi, insanlar nazarında da kalıcı bir etkisi olmayacaktır. İrşâd eden, söylediklerini önce kendi hayatında tatbîk etmelidir. "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz. Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir." (Sâf sûresi, 2-3), "Siz kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsuuz? Düşünmez misiniz?" (Bakara sûresi, 44) ayetlerini devamlı zihninde canlı tutmalı, söylem-eylem uyuşmazlığı içerisinde olmamalıdır.

Söylem-eylem uyuşmazlığının manevî boyutunu Peygamber Efendimiz çarpıcı bir örnekle şöyle dile getirmiştir: "Kıyamet günü bir adam getirilir ve cehennem ateşine atılır. Bağırsakları karnından dışarı çıkar ve onlarla birlikte değirmen döndüren merkep gibi döner durur. Cehennem halkı onun yanına toplanırlar ve derler ki: Ey filan! Sana ne oldu? Sen iyiliği emredip kötülüklerden nehyetmez miydin? O kişi de: Evet, iyiliği emrederdim fakat kendim yapmazdım, münkerden nehyederdim, fakat kendim yapardım, der." (Buharî, Bed'ül-Halk, 10; Müslim Zühd, 51).

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 381
favori
like
share