diyabet - diyabette erken teşhis

Ağız kuruluğu, sık sık susama, ani kilo alımı veya kaybı, el-ayak uyuşması, karıncalanma diyabetin belirtileri. Ancak diyabet vücutta bu belirtilerden önce başlar. Zamanla ilerler. 45 yaşına gelen herkes hiçbir şikâyeti olmasa da şekerini kontrol ettirmeli.

Diyabet teşhisi kolay ve tedavisi mümkün bir hastalık. Ancak hastalık erken teşhis edilmediği zaman böbrek yetmezliği, kalp krizi, felç gibi sorunlara yol açıyor. Çok su içme, sık idrara çıkma, halsizlik gibi belirtilerden yakınıyorsanız kan şekeri testi yaptırmanızda yarar var.

İstanbul Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ anlattı:

Diyabet (şeker hastalığı) nedir?

Bir arabanın gitmesi için benzine ihtiyacı vardır, kaloriferin yanması için de mazota veya kömüre. Her organizmanın da enerjiye ihtiyacı vardır ve organizma bu enerjiyi yediğimiz gıdalardaki karbonhidratlardan, yani şekerlerden alır. Şeker denince saf şeker anlaşılmasın, en büyük şeker kaynakları ekmek, pilav, makarna, yoğurt ve meyve gibi gıdalardır. Yediğimiz yemeklerin içindeki şeker, bağırsaklarımızdan kana geçer, kanda en uçtaki hücrelere kadar taşınır, hücre içine girer ve yanarak enerjiye dönüşür.

Kandaki şeker oranı ne yersek yiyelim, belirli bir oranda seyreder. Aç karna damardan alınan kanda şeker hiçbir zaman 100 mg/dl’nin üzerine çıkmaz ve ne yersek yiyelim, yemeğe başladığımızı andan sonraki ikinci saatte 140’ın altına iner. Vücudumuzdaki mükemmel işleyen sistemler bunu harika bir şekilde düzenler. Ama herhangi bir şekilde şeker, hücrenin içeri giremezse, kanda birikmeye başlar, bu rakamların üzerine çıkar ve bizim şeker hastalığı (diyabet) dediğimiz tablo ortaya çıkar.

İnsülin hormonu vücutta ne yapar?

Şekerin hücreden içeri girebilmesi için insülin denilen hormona ihtiyacı vardır. Şeker gelir, hücrenin kapısının önünde bekler. Şeker vücuda girer girmez anında, midemizin hemen arkasında duran ve pankreas denilen bir organımızdan insülin denilen bir hormon salgılanır. İnsülin hücrenin kapısının önünde duran şekerin hücre içine girerek enerjiye dönüşmesini sağlar.

Herhangi bir nedenle insülinin yapım yeri olan pankreas, yeteri kadar insülin çıkaramazsa veya çıkarılan insülin dokular tarafından iyi kullanılamazsa o zaman şeker kanda birikmeye başlar. Yani kişide şeker hastalığı ortaya çıkar.

Şeker hastalığı vücudumuzdaki damarlara nasıl hasar verir?

Bugün elimizdeki insülin başta olmak üzere kullandığımız mükemmel ilaçlar sayesinde hemen hemen hiçbir hastamız sadece şekerin yüksekliğinden yaşamını kaybetmiyor. Bizi korkutan şekerin hafif yüksekken bile atardamarlarda yaptığı hasardır.

Vücutta hemen hemen atardamar olmayan hiçbir organımız yoktur. Gözlerimiz, böbreklerimiz, kalbimiz, beynimiz, cinsel organlarımız, sinirlerimiz... Şeker hastalığı buralardaki en küçük çaplı damardan en büyük çaplı damara kadar bütün atardamarları etkiler. Sonuçta şeker yüksek seyrederse atardamarları bozulan organların yapısı da bozulur. Bu organlarda bozukluk başlar.
Bunun dışında kandaki fazla şeker, bazı dokuların içinde fazla birikince bu organlardaki hasar daha da hızlı seyreder.

Diyabetin damarlarda yaptığı hasarlar damar büyüklüğüne göre ikiye ayrılır: Büyük damarlardaki hasarlar, küçük damarlardaki hasarlar. Büyük damarlarda yaptığı hasar sonucu yüksek tansiyon, kalp krizi, ayak damarlarında tıkanmalar, beyne giden damarlarda tıkanma sonucu ortaya çıkan geçici veya kalıcı felçlerdir.
Küçük damarlarda tıkanma sonucu gelişen sorunlar ise, böbrek yetersizliği, görme sorunları ve sinir sisteminde ortaya çıkan hasarlardır. Ayaklarda ortaya çıkan yaralar ve cinsel sorunlar hem büyük, hem de küçük damarlarda gelişen hasarlar sonucudur.

Unutulmaması gereken çok önemli bir nokta şu: Kan şekeri iyi seyrederse bu sorunların hiçbiri olmaz. Olsa bile çok uzun yıllardan sonra gelişir, gelişse bile çok hafiftir. O nedenle şekerin damarlardaki yaptığı hasarı düşünüp üzülmek ve karamsar olmak yerine, şeker düzeyimizi iyi tuttuğumuz taktirde hiçbir sorunla karşılaşmayacağımız gerçeğine odaklanmalıyız.

Diyabetin belirtileri nelerdir?

Kandaki şeker düzeyi 170-180 mg/dl düzeyini geçmeden bilinen diyabet belirtilerinin hiçbiri görülmez. Ancak belirtilerin görülmediği bu dönemlerde bile önlem alınmazsa hasar sürer. Kan şekeri 170 -180 mg/dl’i geçince çıkan bazı belirtiler şunlar:

* Sık idrara çıkma
* Ani kilo kaybı veya kilo almaya eğilim
* Ağız kuruluğu ve çok su içme
* Açlık duygusunun artması ve çok yeme isteği
* Ciltteki yaraların veya kesiklerin yavaş iyileşmesi
* Kuru ve kaşıntılı bir cilt
* Ellerde ve ayaklarda uyuşma
* Halsizlik ve aşırı yorgunluk
* Ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma hissi
* Cinsel sorunlar
* Bulanık görme

Enfeksiyonlar da şeker hastalığı belirtisi olabilir mi?

Vücudumuz her zaman birçok mikropla karşılaşır, ancak bunların hastalık yapabilmesi için en önemli şart direncin düşük olmasıdır. Diyabet kontrol altına alınmazsa, vücudun direncini düşüren bir hastalıktır. Bu nedenle düzensiz seyreden bir şeker hastalığında, basit enfeksiyonlar çok daha sık görülebilir veya daha hasarlı -hızlı seyreder.

Diyabette en çok görülen enfeksiyonlar, idrar yolu enfeksiyonu, cinsel bölgelerde ve ayak parmaklarında -tırnaklarında ortaya çıkan mantar enfeksiyonlarıdır.

Sadece diyabet gibi düşük vücut direnciyle birlikte seyreden hastalıklarda rastlanan nadir görülen mantar enfeksiyonları bazen yaşamı tehdit edici olabilir.

Fazla kiloluysanız şekerinizi ölçtürün
Sinsi başladığı için geç fark edilen tip 2 diyabet, fazla kilolu kişilerde 20 kat daha fazla görülüyor. Yumurtalık kisti, kolesterol ve yüksek tansiyon şikâyeti olanlar da şeker riski altında

Tip 1 diyabetin sebepleri neler?

Vücudumuzda insülin salgılayan pankreastaki minik adacıklardaki beta hücreleridir. Bilemediğimiz bir nedenle vücudumuzun savunmasını sağlayan askerler, günün birinde bu beta hücrelerine karşı tepki göstermeye başlarlar. Normalde vücudun savunmasını sağlayan askerler hiçbir zaman kendi hücrelerine tepki göstermezler. Ama bir andaki kafa karışıklığı ya da bilemediğimiz bir nedenden dolayı bu hücrelerin giderek parçalanmasına yol açar. Parçalanan hücrelerin sayısı artınca bu sefer geride insülin üretecek hücre kalmaz.

Sonuçta vücut insülin üretemez hale gelir ve tip 1 diyabet ortaya çıkar. Aslında bu parçalanma işlemi başlar başlamaz hemen insülin eksikliği ortaya çıkmaz. Geride kalan hücreler mümkün olduğu kadar giden hücrelerin yaptığı işi yerine getirmek için daha fazla çalışmaya başlar. Ama geride kalan hücrelerin toplam miktarı yüzde 20’nin altına inerse o zaman bildiğimiz tip 1 diyabet ortaya çıkar.

Tip 1 diyabeti neler tetikliyor?

Tip 1 diyabet aslında bağışıklık sisteminin yanlış çalışmasıyla ortaya çıkan bir hastalık. Böyle olunca bağışıklığı etkileyecek olan birçok etken de tip 1 diyabetin tetiklenmesine yol açabilir. Tabii “Bağışıklığı bozan her şey direkt tip 1 diyabet yapacaktır” diye bir şey söyleyemeyiz.

Uygun genetik yapının varlığıyla birlikte bilemediğimiz bu etkenler bir araya gelince bağışıklık sisteminde bozulma olur ve tip 1 diyabet ortaya çıkar. Tip 1 diyabetin en büyük tetikleyicisi viral enfeksiyonlardır. Bazı virüslerin kabuk yapısı, pankreastaki insülin üreten hücrelerin yapısına çok benzer. Vücudun savunmasını sağlayan askerler, dışarıdan gelen bu mikroplara karşı tepki gösterdikleri için o bölgeyi gören her yere mutlaka yıkıcı enzimler gönderir.

Aynı bölge pankreasın üzerinde de olduğu için buraya da yıkıcı enzimler gider ve o hücreler giderek parçalanır. Virüs derken tüm virüsleri kastediyorum. Ama en çok suçlanan virüs kabakulaktır. Virüsler dışında stres de tip 1 diyabeti tetikleyebilir.

Tip 1 diyabetin görülme sıklığı?

Tip 1 diyabet, tip 2 diyabetle karşılaştırıldığı zaman daha az görülüyor. Tip 1 diyabetin payı ortalama yüzde 10’lar civarında. Tip 1 diyabet bazı yaşlarda çok daha belirgin dalgalanmalar gösterebilir. Bu, özellikle vücudun hormonal değişikliklerinin en belirgin olduğu zamanlardır.

Mesela 12 -15 ve 12 -18 yaşları arasında tip 1’i daha sık görüyoruz. Mevsimsel değişikliklere göre de tip 1 diyabetin görülme sıklığı değişiyor. Örneğin tip 1 diyabet en çok ilkbahar ve sonbaharda görülür. Bu, büyük ihtimalle bu dönemlerde viral enfeksiyonların biraz daha fazla olmasından kaynaklanıyor. Tip 2 diyabet ise tüm dünyada patlamalar gösteren bir rahatsızlık.

Tip 2 diyabetin nedenleri neler?

Oluşması için her şeyden önce genetik bir zemin olması gerekiyor. Bu genetik zemin üzerine hareketsizlik ve şişmanlık eklenince tip 2 diyabet ortaya çıkıyor. Dünya üzerinde tip 2 diyabetin oluşma sıklığı arasında ciddi farklar var. Genellikle az gelişmiş ülkelerde tip 2 diyabet biraz daha az. Çünkü orada insanlar biraz daha fazla hareket eder, gıda bulma imkânı biraz daha zordur. Mesela Çin’de yüzde 1-2’ler civarında olan tip 2 diyabetin görülme sıklığı Amerika’da yüzde 8’lere kadar çıkıyor.

Genetik olarak eğer bir uygunluk yani ailede şeker, tansiyon, kalp rahatsızlığı gibi sorunlar varsa o kişi tip 2 diyabet gelişmeye karşı eğilimli olan bir bireydir. Bu kişi hareketsiz bir ortamda kalırsa, aşırı yağlardan, karbonhidratlardan zengin beslenirse tip 2 diyabet yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. Yalnız tip 2 diyabet, tip 1 gibi aniden ortaya çıkmaz. Tip 2 diyabet biraz daha sinsidir. 20’li ya da 30’lu yaşlarda ani kan şeker düşüklükleri, açlığa karşı tahammülsüzlükler, biraz aç kalınca ellerde titreme, terleme, çarpıntı gibi reaktif hipoglisemi bulgularıyla başlar.

Bu, hastalarda vücuttaki insülin ve şeker dengesinin bozulduğunun habercisidir. Olay biraz daha fazla ilerlerse bu sefer tokluk kan şekerleri yükselmeye başlar. En son açlık kan şekerleri yükselir. Tip 2 diyabetin gelişmesi için biraz daha uzunca bir süre gereklidir.

Kimler tip 2 diyabet riski altında?

* Ailesinde kilo fazlalığı özellikle de kilosu karın çevresinde belirgin olanlar. l Ailesinde kalp damar hastalığı, yüksek tansiyon olanlar.

Kolesterol, trigliserid gibi kan yağları yüksek olan kişiler.

* Fazla kilolu olanlar. (Kilolu olan birinde diyabet gelişme riski 20 kat daha fazla)

* Tansiyon hastaları.

* Önceki gebeliklerinde dört kilonun üzerinde bebek doğuranlar.

* Ailesinde ya da kendisinde polikistik over sendromu olan kadınlar. (Yumurtalıklardaki kistleşme sonucunda tüylenmede artış, sivilcelenme gibi belirtilerle seyreder.)

* Kilolu herkes risk altında. kilolu birinde diyabet gelişme ihtimali 20 misli daha fazla.
Risk altındaki kişiler hangi testleri yaptırmalı?
45 yaşına gelmiş herkes hiçbir yakınması olmasa da, risk faktörü taşımasa da mutlaka kan şekerine baktırmalı. Eğer herhangi bir sorun olmadığını görürse testi 3 yılda bir tekrarlamalı.

Ancak biraz evvel saydığımız risk faktörlerinden birine sahip olanları 30 yaşından itibaren erken taramak gerekir. Hele kişinin kilo fazlalığı biraz belirginse, 30’lu yaşları bile beklememek gerekir. Bir kişide gizli şeker olup olmadığını belirleyen en önemli şey şeker yükleme testidir. Eğer risk altında olan kişide şeker ya da gizli şekerden şüpheleniyorsak o zaman ona 75 gram glikozla yapılan şeker yükleme testi yaptırırız.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2224
favori
like
share