Çoğumuz Gesi Bağları’nın nerede olduğunu dahi bilmez. Ancak Gesi Bağları türküsünü bilmeyenimiz yoktur. Bir çok sanatçımız tarafından seslendirilmiş olan bu güzel türkümüz Kayseri ve Gesi Bağlarıyla özdeşleşmiş gibidir. Gesi Bağları türküsü, acılı genç bir kadının hüzünlü ve etkileyici öyküsünü günümüze kadar taşımıştır. Belki de bu nedenle bir kadın sanatçıdan Selda Bağcan’dan ya da Şükriye Tutkun’dan dinlediğimizde içimiz biraz daha burkulur. Yine de bu türküyü meşhur eden kişinin Barış Manço olduğunu söylemek sanırız yanlış olmaz. Türküde anlatılan Kayseri’nin Everek kazasından Gesi’ye gelin gelen genç bir kızın öyküsüdür. Genç gelin evlendikten kısa bir süre sonra kocasının çalışmak için gurbete gitmesiyle köyde yalnız kalır. Aradan uzun yıllar geçer ama giden koca bir daha geri dönmez. Ne bir haber ne bir mektup gelir. Genç gelin sabırla kocasını bekler. Kendisi ile ilgili dedikodular etrafta dolaşmaya başlar. Zamanla kocasının akrabaları ve kendi ailesi de genç kıza yüz çevirir. Genç kız yabancı bir yerde tek başına hayata tutunmaya çalışır, yaşama direnir ve sonunda derdini bir türkü ile dile gelir…. Gesi Bağları’nda dolanıyorum
Yitirdim yarimi anam aranıyorum
Bir çift selamına güveniyorum
Gel otur yanıma hallarımı söyleyim
Derdimden anlamaz ben o yari neyleyim Gesi Bağları’nda üç top gülüm var
Ey Allah’tan korkmaz sana bana ölüm var
Ölüm varsa bu dünyada zulüm var
Atma garip anam beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdimeTürkünün aslının 150 dizeden oluştuğu ancak günümüze 70 kadar dizenin ulaştığı söylenmektedir. Gesi Bağları türküsü kayıtlarda “anonim” olarak görünmektedir. Ancak bu türküyü derleyen ve dağarcığımıza kazandıran Kayserili ünlü saz sanatçısı Ahmet Gazi Ayhan’dır. 1977 yılında yitirdiğimiz bu ünlü saz ustası türküyü seslendirenler kadar tanınmasa da, Erciyes Dağı’na karşı söylediği “Bir of çeksem karşı ki dağlar yıkılır”, “Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun”, “Hem okudum hem de yazdım” gibi çok beğenilen türkülerimizin de kaynak kişisidir. Ahmet Gazi Ayhan ile ilgili ilginç bir yaşanmışlığı buraya aktarmak istiyorum. Kayseri’de düzenlenen bir toplantıya Sakıp Sabancı’da davetlidir ve “işte Kayseri’nin en meşhur ismi” anonsuyla sahneye davet edilir. Sakıp Sabancı sahneye gelir, mikrofonu eline alır ve “Kayseri’nin en meşhur ismi ben değilim, bu kişi Ahmet Gazi Ayhan’dır” der. Sadece bu örnek bile Sakıp Sabancı’nın yöresinin sanatçısına verdiği değerin yanı sıra Ahmet Gazi Ayhan’ın kişiliği ve saygınlığı hakkında da bizlere bir fikir verebilir. Türkünün doğum yeri olan Gesi Bağları, Kayseri şehir merkezinin doğu tarafında ve Kayseri merkeze yaklaşık 18 km uzaklıkta bulunmaktadır. Kayseri şehir merkezinden, Bünyan-Pınarbaşı-Gürün hattı takip edildiğinde, Kayseri çıkıştan yaklaşık 12 km sonra sağdan ayrılan 6 km.lik yol ile Gesi’ye ulaşılabilir. Kayseri’nin önemli mesire yerlerinden biri olan Gesi Beldesi, bağları, bahçeleri, cevizi ve güvercinlikleri ile son yıllarda yoğun şekilde ilgi görmeye başlamıştır. Bölgeye yapılan çeşitli gezi amaçlı turlarının kapsamında da yer almaya başlayan Gesi Bağları, aslında bir açık hava müzesi olmayı çoktan hak etmiş durumdadır.KAYSERİ’DE BAĞCILIK GELENEĞİBağcılık denildiğinde genellikle üzüm bağları akla gelmekle birlikte, Anadolu’nun bir çok yerinde bağcılık, meyve sebze yetiştirilen bağ ve bahçeler anlamında kullanılmaktadır. Anadolu’da yaz aylarında sayfiye amaçlı bağlara göç oldukça yaygın bir gelenektir. Özellikle şehirde yaşayanlar yaz mevsiminde bağları bir sayfiye yeri gibi değerlendirirler ve buraya taşınarak yaz sonuna kadar kalırlar. Bağlara göç genellikle haziran ayından başlar ve geri dönüş ise eylül ayında yapılır. Bağda bulunulan süre içinde çeşitli meyve ve sebzeler yetiştirilir. Bunlar kurutulur ve kışın kullanılabilecek şekilde hazırlanır. Konserve yapılır. Pekmezler, şıralar, sirkeler, turşular hazırlanır. Bağda yapılan üretim satış amaçlı değildir. Hazırlanan yiyecekler aile içi tüketilir. Bu bakımdan Anadolu’da bağcılık geleneğinin ekonomik yönünden çok sosyal yönü ön plandadır. Kayseri’de bağcılık geleneğinin 15. yüzyıldan bugüne dek devam ettiği bilinmektedir. 16. yüzyılda Kayseri’yi gezen Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde Kayseri bağlarından bahsedilmektedir. Kayıtlardan 16. yüzyıl başlarında Gesi’nin, Korkmaz’a bağlı 34 köyden biri olduğunu öğreniyoruz. Sonraları bu köylerin çoğu göç nedeniyle yok olup gitmişler. Bölgeyi gezen yabancı gezginlerin notlarında da, Kayseri çevresindeki bağcılık geleneğine ilişkin bilgiler bulunmaktadır. 1890 yılında bölgeyi gezen Cuinet, Kayseri’de bağa göçten sonra şehrin hemen hemen bütün mahallelerinin ıssız bir hal aldığını ve mahalle bekçilerinin gözetiminde bulunduğunu belirtmektedir. Kayseri bağlarının büyük çoğunluğu Erciyes Dağı’nın kuzey eteklerinde yer almaktadır. Ayrıca Gesi, Erkilet ve Germir gibi yerleşim yerlerindeki bağlarda ünlüdür. Bağlarda bağ sahibinin ekonomik gücü ile orantılı biçimde yapılmış bağ evleri bulunur. Bu evler tek göz oda biçiminde olabileceği gibi iki katlı gelişmiş yapılar şeklinde de olabilmektedir. Günümüzde Kayseri bağları şehrin bir mahallesi haline gelmiş olmakla birlikte yine de özellikle sayfiye amaçlı olarak kullanılmaktadır. Bağlarda yapılan işlerin bugün eskiye oranla epey azalmış durumda olduğunu söyleyebiliriz.

GÜBRE GEREKSİNİMİ İÇİN GÜVERCİNLİKLER

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde eski dönemlerde bağ ve bahçelerde kullanılmak üzere gübre gereksinimi için yabani güvercinlerin belli bir sisteme göre yetiştirildikleri bilinmektedir. Güvercin gübresi, bileşimde bulundurduğu maddeler açısından oldukça değerli bir gübre olarak kabul edilmektedir. Bileşiminde yaklaşık % 25 organik madde, % 2 azot, % 1 fosforik asit bulunmaktadır. Osmanlı devleti döneminde “koğa” adı verilen güvercin gübresinin önemli bir ihraç ürünü olduğu bilinmektedir. Osmanlı devlet arşivinde yurt dışından gelen gübre talepleri ve yurt dışına yapılan çeşitli satışlara ilişkin belgeler bulunmaktadır. Osmanlı devleti döneminde güvercin gübresinin Kapadokya bölgesinde üzüm bağlarında ve Diyarbakır çevresinde ise karpuz yetiştiriciliğinde kullanıldığı bilinmektedir. Bu kullanım şekli günümüzde de kısmen varlığını sürdürmekle birlikte suni gübrelerin yaygınlaşması sonucu geçerliliğini yitirmiştir. Gübre gereksinimi için yabani güvercin bakıcılığında, gübrenin düzenli toplanabilmesi ve birikmesini sağlayabilmek için bazı yapılara gereksinim duyulmuştur. Bu yapılar, Kapadokya’da “Güvercinlik” ve Diyarbakır’da “Boranhane” olarak adlandırılmaktadır. Güvercinlikler çeşitli biçimlerde olabilmektedir. Ülkemizde farklı mimari tarza sahip üç tip güvercinlik bulunduğu söylenebilir. Kapadokya güvercinlikleri kayalara oyulmuş odacıklar şeklinde iken, Diyarbakır Boranhaneleri kerpiçten yapılma binalar şeklindedir. Gesi Bağları’nda rastladığımız güvercinlikler ise “kule tipi” olarak adlandırabileceğimiz biçimde taştan yapılma ve daha farklı bir yapıya sahiptirler. Yörede bu tip güvercinliklere “burç” adı verilmektedir. Kule tipi güvercinliklerin yurt dışında farklı ülkelerde benzer örnekleri olmakla birlikte ülkemizde bilinen tek örneğinin Gesi Bağları güvercinlikleri olduğunu söyleyebiliriz. Kayseri ili sınırları içinde bulunan Soğanlı Vadisi güvercinlikleri ise Kapadokya bölgesinde yoğun olarak rastladığımız güvercinlikler tipinde kayalara oyularak yapılmışlardır. Ancak Soğanlı vadisinde bulunan güvercinlikler 7–8 katlı olarak inşa edilmiş oldukça büyük yapılardır.

GESİ BAĞLARI GÜVERCİNLİKLERİ

Kayseri ilimiz ve çevresi Asur ticaret kolonileri ve Hititler döneminden beri yerleşime sahne olmuş köklü bir tarihi geçmişe sahiptir. Bölgede eski yerleşim birimlerine ait bir çok kalıntı görebilmek mümkündür. Gesi’ye bağlı Kayabağ köyünde eski okulun arkasında Yanartaş Rum Kilisesi kalıntıları yer almaktadır. Gesi’nin arkeolojik yönden çok zengin bir yapısı olduğunu söyleyemeyiz. Burada daha önceden Ermeni ve Rumların yaşadığı biliniyor. Bölgede bu dönemde üzüm bağlarının yaygın olduğu sonraları bölgeye Türklerin gelmelerini takiben üzüm bağlarının yanı sıra meyve ve sebze bağlarının yaygınlaştığı anlatılıyor. Günümüzde yeşili, ağacı ve suları bol bir bölge olarak dikkati çeken Gesi’de eski bağ evlerinin yerini bugün villa tipi yapılar almaya başlamış bile. Bağlarıyla ünlü Gesi’nin belki de en ilginç özelliği “kule tipi” güvercinliklere sahip olması. Bölgede “burç” adı verilen Gesi güvercinlikleri 2-3 metre genişliğinde ve 8-10 metre yüksekliğinde kule benzeri odacıklar şeklinde inşa edilmiş. Genellikle silindir ya da kare planlı olan bu kuleler taştan yapılma olup üstleri güvercinlerin girebileceği şekilde açık bırakılmış. Bir kale burcunu andıran bu yapılarda güvercinlerin gerçekten koruma altında oldukları söylenebilir. Alt tarafında güvercinlik sahibinin yiyecek vermek ve gübre toplamak amacıyla girmesine olanak sağlayacak şekilde küçük bir kapısı bulunan bu yapıların içinde güvercinlerin yuva yapmalarını kolaylaştırmak amacıyla nişler oluşturulmuş. Derindere mevkiinde Gesi Bağları’nın hemen üzerindeki vadi yamacına inşa edilmiş olan güvercinlikler içine güneş girebilecek şekilde hepsi bir yöne bakacak şeklide yapılmışlar. Böylece güvercinlerin soğuktan etkilenmelerinin önüne geçilmeye çalışılmış. Kapadokya bölgesi ve Kayseri’de de rastlanan kaya içine oyularak oluşturulmuş güvercinliklerin 200 yıllık bir geçmişleri olduğu bilinmektedir. Gesi Bağları kule tipi güvercinliklerinin ise daha eskiye dayandıkları tahmin edilmektedir. Bir zamanlar önemli bir gelir kaynağı olan güvercinlerin sayısı gün geçtikçe azalmış. Güvercinlikler bugün neredeyse işlevlerini tamamen yitirmiş durumdalar. Güvercinlerin buraları terk etmelerinin en önemli nedenleri arasında, son yıllarda hızla artan tarım ilacı kullanımının kuşların zehirlenmesine yol açması ile suni gübre kullanımının yaygınlaşması sonucu artık doğal gübreye gereksinim kalmamış olması gösteriliyor. Bölgede güvercinlerin gübresinden başka etinden de yararlanıldığı söyleniyor. Anadolu’da güvercin eti yenmesi örnekleri olmakla birlikte yaygın bir durum değil. Dinen etinin yenmesi yasak olmamakla birlikte, Müslümanlar inançları gereği güvercinleri kutsal bir kuş olarak görülmüşler ve güvercinlere karşı hep sevgi ile yaklaşmışlardır. Ancak eski dönemlerde yöresel olarak farklı kültürlerin de etkisiyle güvercin etinin yendiği durumlarla karşılaşabiliyoruz. Gesi bölgesinde eski dönemlerde güvercinler aynı zamanda yöre halkı için önemli bir protein kaynağı oluşturmuş olduğunu öğrenmekteyiz. Güvercin etinin pişirilme tekniği ayrıdır. Usulüne uygun yapılmazsa sert olur. Ancak Kayserililer bu sorunun da çözümünü bulmuş. Güvercin yavruları palazlandıktan sonra uçmaya başlamadan biraz evvel yani etleri daha sertleşmeden alınıp yemeklik olarak kullanılmışlar. Hatta anlatılana göre bölgenin en önemli yemeklerinden biri olan Kayseri mantısının en lezzetlisi de bu yavruların kemikleri ayrılmadan satırla kıyılan etlerinden yapılırmış.





Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 700
favori
like
share
lordmaster Tarih: 03.08.2009 11:10
teşekürler
KaRaKıZ Tarih: 03.08.2009 11:09
gıccık
lordmaster Tarih: 03.08.2009 11:05
sordummu
KaRaKıZ Tarih: 03.08.2009 11:04
ankaralıyım ben
lordmaster Tarih: 03.08.2009 11:00
gayseriii