Güneş, dünyaya olan özlemini gidermek için yaklaşmıştı ona. Korkuyla özlem arasında gidip gelen yakınlaşmaların en fazlası buydu işte. Onların sevgisi böyleydi; dokunmadan, öpüşmeden öylece birbirlerine bakıp aşkı yaşamaktı. Biliyorlardı, uzun süreli beraberliklerin ayrılık getirdiğini, hüzün getirdiğini sonunun ölüm olduğunu biliyorlardı. Onların sevdası masumiyet denen beyaz, ipek dokulu pelerinlerle sarılıydı. Bunca asır böyle korumuşlardı sevdalarını ve böyle devam etmeye yemin etmişlerdi.
Ne vakit Güneş uzaklaşsa Dünya'dan gözyaşları düşüyordu yeryüzüne, şimşekler çakıyordu kalbinde. Kolay değildi onun için yine uzun mesafeler vardı yareniyle. Dayanırdı ama hiç umudunu yitirmez mavi gökyüzünü sığdırırdı kalbine. Pamuk pamuk bulutlarla da desenler çizerdi üstüne. Bazen karamsarlığa kapılır; simsiyah bir örtü çekilirdi kalbine. Garip bir serinlik dolaşırdı yüreğinde; ‘Acaba' derdi. Bir an da yıldızlar parlamaya başlar, ay gözükürdü yükseklerde, Güneş sevdiğinin sesini duymuş; ‘Ben hala buradayım' dediği yıldızlardan kolye yapıp gönderirdi. Onların aşkı, mesafelere boyun eğmeyen, birbirlerine dokunmaya çekinen, bakışlarıyla değil sonsuz yürekleriyle anlaşabilmenin tek emsaliydi. Güneş hiç üzülmez miydi? Onca uzun yalnızlığın ortasında, yaşamının yarısını düşünürken üzülmemek imkânsızdı. Büyük patlamalar olurdu içinde; hiddetlenir, sıkılır, küfürler yağdırıp kalbine atardı her seferinde. Kimse yaklaşamazdı ona; birisi süzse onu, bakış atsa, yanına yaklaşıp dokunmaya kalksa aşkından aldığı güçle yakar küle çevirirdi onları. En iyi bildiği duygu; sadakatti. ‘Gerçekten seven asla ihanet etmez eğer ediyorsa zaten o sevmenin ne demek olduğunu bilmiyor', derdi. Aşk ateşiyle yanıyordu yüreği, yalnızca bekliyordu. Yarenine kavuşacağı günü tüm benliğiyle bekliyordu.
İkisi de sevmenin ve sevilmenin ne demek olduğunu seziyorlardı. Kavuşamamanın acısını kalplerinin bir köşesine koysalar da gocunmuyor, ders çıkarıyorlardı. Demek ki daha hazır değillerdi. İkisinin de bu hayattan öğrenmeleri gereken birçok şey vardı. Eksiktiler, Güneş Dünya'ya karşı Dünya da Güneşe karşı eksikti. Eksikler birliktelikte büyük boşluklar açardı ve o boşluklar saçma sapan maddi zevklerle doldurmaya çalışırken soğukluk başlar kutsal diye nitelenen aşk bez parçasına dönüşüp yalnızca ihtiyaç olarak kalırdı. Aşk fırtınalı bir deniz olup içine sığdırdığı sevdaları yok eder ayrılık kapısının habercisi olurdu.
Temkinliydiler. Kendilerine karşı açılan fırsat kapılarını görmeye çalışıyorlardı. Ancak o kapının kim tarafından açıldığını bilmeden hareket edip bocalıyorlardı. Öğrenmeye çalışıyorlardı. Güneş; hakkı, sakinliği, ağlamayı, Dünya; sabrı, güveni, sadakati öğrenmeye çalışıyordu. Yolları uzundu, ayrılık günleri uzundu lakin son hepsinden daha bahtiyar ve de mesuttu.
Biliyorlardı, aradıklarının buralarda olduğunu biliyorlar ancak uzaklarda arayıp yıpranıyorlardı. Bilmedikleri buydu işte, onlar kendilerini başkalarında ararken kendilerinin farkında olmuyorlardı.
Güneş ve Dünya büyük aşkları için hazırlanırken zaman fütursuzca ilerliyor, kendisine verilmiş olan görevi tamamlamaya çalışıyordu. İnsanlık bütün bu olup biteni görüyor yine de ahmakça hareket edip sonsuz mutluluğu ellerinin tersiyle itiyordu.


Kubilay Özer

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 274
favori
like
share