Gülistan Şehri Öyküsü - Derin Duygular - Tülay Bilgin - Duygu Seli - Yaşam Hikayeleri - Öykü
Ben bir garibim, dağ taş gezerim. , At üstünde şehir şehir gezerim. Kendime hep bir yer arar dururum.
Kimsesiz yalnızım. Gülistan şehri varmış namı diyar.
Atımın terkisine atladım gündüz gece demeden dağları dereleri aştım bir akşam gülistan şehrini vardım.
Bir handa, konaklamak için yerleştim. Allah ne verdiyse yerdim içtim.
Hancı; ‘bana gül reçeli ikram etti'. Reçeli yedikten sonra, güle olan aşkım daha da bir artı.
Gülleri görmek için kendini sokağa attım. O gün gezdim, dolaştım, şehirde hiç gül göremedim.
Yolcu;
‘ Allah'ım nedir bunun hikmeti. Cihanın namını duyduğu bu gülleri ben neden göremiyorum'.
Konakladığım hana döndüm. Hancıyla sohbet ettim, geç bir saat olmuş, farkına bile varmadım. odasına çıktım. İbadet edip. Allaha dua ettim ve yattım.
Horoz sesleriyle sabaha gözlerini açtım, kalkınca dışarıdan mis gibi bir hava geldi burnuma duyar. Hemen aşağı indim.
— Hancı; şimdi dışarı çık ta bak.
Dışarı çıktım, hava alaca karanlık, herkesin eteğinde gül var. Sokaklar mis gibi gül kokuyor. Az daha yürüdüm. Gül bahçelerini görünce şaşırdım! Güller açmış! Bunlar has gül.
- Bizim bildiğimiz güllerden değil. Kadınlar, kızlar gül topluyorlar.
Güneşte yavaş yavaş yükseliyor. Zaman o kadar yavaş geçiyor ki, kızlar gül bahçesinin güllerini toplayıp bitirdiler.
Dikenler, kızların ellerini yırtsa da, hiç aldırmadan hızlı hızlı gülleri topluyorlar. Gül çuvallarını doldurup gülleri, güllerle tartıyorlar. Tüccar gülleri gelip alıyor.
‘Sandık içinde bir hazine burası'.
Bir taşın üzerine oturup, gülleri izliyorum. Bir taraf tanda güneşin doğuşunu seyrediyorum.
—Muhabbet bağına girdim bugün, gülleri derdim buğun; diye türkü söylemek geliyor içimden.
Kızlar bana bakıp gülüşüyorlar.
Bir taraftan da hızlı hızlı gülleri topluyorlar.
Güller güneşin sıcak ışınlarına dayanamayıp yerlere dökülüp ziyan oluyor diye, güneş doğmadan toplanması gerekiyor. Gül şehrinin güllerini kim ziyan etmek ister. Gül yaprakları çok değerli. Asırlara varan mazisi olan güllerin özel yeri var bu şehirde.
Komşular hemen gül suyu ikram ettiler. ‘Gül suyunu ağır ağır içiyorum'. Harika bir tadı var. Mis gibi kokan güller, bir anda abı şarap gibi damağında harika bir içecek bir tat olu veriyor.
‘Ne bereketli toprak. Ne güzel şehir'
bir an düşündüm.
‘İyi ki geldim güller diyarına'.
- İnsan güller diyarına düşünce yediği içtiği gül oluyor. Yaşadığı yer güzel olunca insanı bir huzur kaplıyor'.
Bu arada, güneş doğdu. Bir eve misafir oldum. Kahvaltıda süt ve ev ekmeği vardı. Kadınlar ekmeklerini fırında pişiriyorlardı. Taze taze kızarmış ekmek bal, enfes bir kahvaltı yaptık.
Kızlar bir yerde toplandılar. Ne oluyor, diye bende gittim. Türkü sesleri geliyordu.
—kapıya vurdum içeri girmek istedim, önce almak istemediler. Yaşlı bir nine içeri aldı beni.
—Bak oğul biz burada halı dokuruz. Bir halıyı dört kişi, dört, beş ayda dokuruz. Erkeklerde halı pazarında halıları satarlar. Bununla geçim ederiz biz. Hadi gari sen işine bak, bizde işimize dönelim.
Her işin emekle olduğunu görmüş insanlar durup dinlenmeden çalışıyorlarmış ‘vay be demiş içinden'.
Hana dönmüş.
Hancı hoş geldin yolcu;
- Beğendindi buraları.
—Beğenmem mi! ne sıcak insanları var. Bu memleketin insanı hem sevgi dolu, hem çalışkan.
—Hancı; boş duranı Allah'ta sevmez kulu da. Senin misafirliğin üç gün, ondan sonra ne yapacağını düşündün mü? Bur da senin eline bir iş verirler,
Yolcunun bir günü kalmış.
—Daha karar vermedim. Sabah ola hayrola bakalım, Mevla ne göstere.
—Hele sen benim bir karnımı doyur da, aklım başıma bir gelsin.
—Hancı bizim buranın tandır kebabı meşhurdur, dur hele sana bir ziyafet çektireyim, misafirlik bitmeden. Yanında da, maşrapada buz gibi üzüm hoşafı getirin, yolcuya. Güzelce karnımı doyurdum.
Odasına istirahata çekildim. Düşünmeye ihtiyacı vardı. Bu şehir çok güzel. Yalnızım kimsem yok.

Ömrümü bereketli kıl Allah'ım. Dua eyledim yüce yaratana sığındım.
Gülistan şehrinde kalmaya karar verdim.
Sabah gün doğarken kalktım. Mis gibi hava horoz sesleri bülbüller şakıyor.
Hancıya gittim.
— Bana bir iş ver ben burada kalmak istiyorum dedim.
—Hancı
— benim işim zordur.
—Yolcu:
—Hangi iş kolay ki? Bende onlar gibi olmak istiyorum.
—Tamam, bir deneyelim. İşe avluyu süpürmekle başla.
Hiç hissetmediğim duyguları hissediyordum.
Avluyu Süpürürken. Bir taraftan gül toplayan kızları kadınları düşünüyordu. Dünya gül, acılarda diken. Gülün güzelliği ne kadar muhakkaksa, dikeninde insanın canını acıtması o kadar gerçek. Dikenin canlarını acıtmasına rağmen, hissetmeden toplamaları onu çok etkilemişti. İnsan sevince ama gerçekten sevince. Diken yırtsa da acıtmıyor, insanın canını.
Kalbi ona, bu aşktandır dedi.
Bir de baktı işi bitmiş.
—Hancı yanıma gel.
Yolcu emir almaya alışık değil ama. Gül ve diken aklına gelmiş koşar adımlarla gitmiş hancının yanına
— Çarşafları değiştir bakalım.

Kirli çarşafları alıp yerine yenisini sererken bir anda her şeyin durmadan yenilendiğini fark ettim. Bu şehirde hayatım farlı başladı. Farklı devam ediyor.
Kirlenen çarşaflar temizleriyle yenilenirken, ben kendimi yeniliyor muyum diye düşündüm.
Yüce güç insanlara her an güzellikler bahşediyor. Tabii ki Görmek isteyene, tıpkı gül ve diken gibi.
Dünya'da sarıldığın ne varsa, aşkla sarılınca dikeni, insanın canını yakmıyor.
Mesela hiç emir almaya alışık değilken, emir almak hoşuma gitmeye başladı. Derin, ama güzel düşüncelere daldım.
—Çarşafları değiştirdim. Hancı başı.
—Şimdi mutfağa in geliyorum.
Hancı patatesleri etleri yolcunun önüne verdi. Bunlar hazırlanacak. Yolcu önlüğü taktı bıçağı eline aldı başladı çalışmaya. Etleri doğradı patatesleri soydu. Aşçı başı yemekleri yaptı.
Öğle vakti oldu yemek saati gelmişti. Servis için hancı yolcuyu yukarı çağırdı. Yemekler, servis yapıldı. Sıra kendilerine gelmişti. Çalışanlar oturup bir muhabbetle yemeklerini yediler. Sıra bulaşıktaydı. Dağ gibi bulaşık! Kolları sıvadı besmelesini çekti, tastamam işini bitirdi. İlk günüm böyle geçti.
Akşam oldu. Yorgun ama mutlu bir gündü oldu benim için.
Hancı yolcunun odasına bir demet gül gönderdi.
- Odam mis gibi gül kokuyordu. Güllere bakarken dalıp gittim. Gününü düşündü, ne gündü. Emeksiz hiç bir şey yok. Han, yolcular, hanın işleri, mali işler. Küçücük şu handa ne emekler var, parayla satın alınamaz, bu emekler. Kalbi ona cevap verdi. ‘Aşktandır'. Yüreğinin tekrarladığı, bu söz onu çok etkiledi.
‘Gerçek aşk nedir? Sordu kendine'.
Yorgunluktan bitkin düşmüştüm ama duasını hiç bırakmıyordum. Duamı yaptım yüce yaratana sığındım. Deliksiz bir uyku çektim. Gözümü horoz sesleriyle açtım.
Gün doğmadan kalktım gül bahçelerine gittim gülleri seyrettim, kokladım, ciğerlerimi mis gibi havayla doldurdum. Selam sabah eyledim. Hana geri döndüm.
Hancı: atların bağlandığı yeri temizle.

Atların güzelliği, onun atlarla arasında bir bağ oluşturdu.
Atlara olan ilgisi, kendine tek ve düzenli yapacağı iş seçiminde yardımcı oldu.
Koşarak hancının yanına bir nefeste gittim,
— hancı başı ben sizden sadece atların bakım görevini istiyorum.
Hancı:
—Zeki delikanlısın. Seçici olman güzel, her işi yapmaktansa bir işi yapmak güzeldir.
Şimdi işine dön.
Atların tımarı, bakımı, yemlenmesi, sulanması derken yaptığım iş beni mutlu ediyordu.
Bir söz var ki aklından hiç gitmiyordu. Aşktandır. Bu sözü ona, kalbi söylemişti. Kalbine sordu aşk nedir? ‘Karşılıksız adanmaktır'.
Atın biri o anda kişneyerek bir çifte indirdi ama olduğu yerde bayıldı kaldı. Kendimi yatağımda buldum. Gözümü açtığımda yatıyordum.
— Ne oldu bana diye sordum?
Atın çiftesi seni öldürüyordu!
Kendimi yatağa bıraktım ve bir ay sonra iyileşe bildim. Ayağa kalktığında doğru atların yanına gittim ve onlara daha temkinli ama bir oka dar da, aşkla yaklaştım. Kalbi ona: ‘aşk budur dedi'.
Gülistan şehrinin gül mevsimi bitmişti. Artık gül yoktu.
- Gezinirken kötü bir koku geldi burnuma. Gül yaprağı yığınıydı. Şaşırdı Uğruna onca yol kat edip gelmişti, artık onlar kötü kokuyordu. Dalında bakmaya kıyamadığım güller pis kokuyordu, eline aldı baktı ezilmişlerdi. Ağladım.
Yaşlı bir adam geçiyordu, sordu ne yapıyorsun? Güllerin haline ağlıyorum. Yaşlı adam şaşırdı. Onun gül sevdalısı olduğunu bilmeyen yoktu.
—Üzülme! Güllerin gül yağı oluyor şişeleniyor nice insanlar onunla misk kokuyor.
—Beni oraya götürür müsünüz?
Gülleri, gül yağı olmuştu ama özü gibi değildi.
Kendi bu şehre geldiğinde güller gibiydi, şimdi öyle değildi, her şey hızla değişiyordu.
Güllerde öyle olmuştu.
Yaşlı adama, teşekkür edip oradan ayrıldım. Hana dönerken boynum bükük kaldı ve kalbinin sesi yine aklına geldi.
Atlarını tımarladı.
O gün üzgündü. Akşam oldu hancının dikkatini çekti.
— Yolcu sana ne oldu dedi.
Yolcu:
- Güllerim soldu.
—Hancı:
Üzülme sana bir gül diyarı söyleyeyim mi. Bilvanis'te Orda öyle güller var ki, ama orası da burası gibi, her kez göremez.
— Sabredeceksin.
— Bir şartım var buraya geri döneceksin.
— Sahi sen kimlerdensin?
— Ben kimsesiz bir garibim.
— Hancı
- -Sen aslı pak nesli pak birisine benziyorsun.
— Hancı
—Orası çok uzak, atla bir ayda ancak gidersin. Yol hazırlıklarına başla. Senin yanına birisini vereyim, gidin ve gelin.
Akşam oldu. Gece uykusunda, yaşlı bir adam çok fena dövmüş, sanki bütün kemikleri kırılmıştı. Aniden gözlerini açtım: Bu bir rüyaymış. Kan ter içinde kaldım.
Yolcunun gül aşkı onu yine yollara düşürmüş. Meşakkatli yolculuk hazırlığına başlamıştım.
Hancı ve gül şehrinin gül insanları bir tas su dökmüşler yolcuyu yol edip, dua etmişler.
At sırtında uzun bir yolculuk başladı. Azığımız su ve ekmekti. Bir bilinmeyene doğru yola koyulmuştum. Gideceğim yeri çok merak ediyorum, neyle karşılaşacağını bilmiyordum.
Gündüzleri yol alıyorlar geceleri dinleniyorduk. Yol arkadaşı pek konuşmayı sevmiyordu.
Yolcunun kalbinden sesler. Gelmiyordu.
Yollar, yeşil bağlar, sıralı dağlar geçtiler.
Haftalardır at üstünde yolculuk yapıyorduk. Arkadaşım uzun yolculuğa dayanamadı. Yol arkadaşım dayanamamış ve hakkın rahmetine kavuşmuştu. Arkadaşının namazını kıldım. Bir köyde defnettim.
Kaldım bir başına, her zamanki gibi. Yolculuğuma devam ettim. Yolum bir kasabaya uğradı.
‘ Burada biraz dinleneyim, öyle devam edeyim' diye düşündüm.
—Sordular: nerden gelir nereye gidersin yolcu?
—Gülistan şehrinden, Bilvanise giderim.
—Yolun az kalmış, orası bir derya.
—Nasıl?
—gidince erersin muradına. Sen hele bir uyu dinlen gidersin.
Sabah oldu. Atını okşadı, ona yolu bilmediğini kendisini onun götüre bileceğini söyledi atın kulagına. At şahlandı ve yola çıktılar. At bir ulu bir çınarın dibinde dinlenmeye durdu.
Ulu çınarlar beni hep çok etkiler. Çınarın dibinde dinlendim serinledim. Çınarı dikenlere rahmet okudum.
Tekrar yoluna devam ettim. At köyü bulurdu.
—Yolcu: bir köylüye sordu. Burası neresi?
—Bilvanis köyü.'Bulduk'!
Attan indim bir kapıdan girdim. Elinde bir sandık. İçinde gül yaprağı,
Gül kokusu etrafı sarmış.
—Âşıklar ölmez diyerek. Sandığı uzattı.
Yolcu; şaşırdım! Güle âşık olduğumu nerden bildiler. Yoksa kalbimi mi okuyorlar?
Bir oda, gösterdiler, bir dinlen hele dediler. Namazımı kıldım.
—Hadi hazır mısın? Gidelim.
—Hazırım
—Bir odaya girdik beni rüyamda döven kişiydi bu. Gül ağacından yapılmış tespihi hediye etti bana.
Çok şaşırmıştım. Sadece seyrediyor ve dinliyordum. Tane tane konuşuyordu.
- —Zikir etmek kalbi ıslah etmektir. Çalışmaya başlayan kalp, tıpkı sat gibidir; sahibi başka şeyle meşgul olsa da o çalışmaya devam eder.
—Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Öğle vakti oldu.
Kâselerden tahta kaşıkla çorba içtik. Kalbim bana: ‘işte muhabbet bağına şimdi girdin' dedi.
Her kez bir işle meşgul oluyordu. Hancının sözü aklına geldi; boş duranı Allah'ta sevmez kulu da. Hemen koştum bir işte ben tuttum. Böyle günler haftaları kovaladı. Gül şehrinde bir huzur bir mutluluk, bırakıp gidemiyordum.
Beni yanına çağırıp bana
—sözünde durmalısın.
— Hadi hayırlı yolculuklar Allaha emanet ol.
Benim söz verdiğimi nerden bilmişti, dilim tutuldu bir an şok oldum.
—Hancıya da selamımızı götür.
Hemen hazırlandım gül sandığımı aldım yola koyuldum. Yol uzun ve meşakkatli idi.
Gitmek içimden hiç gelmiyordu, mecburum gitmeye. Atım ve ben geldiğimiz yerden dönüyorduk. Bir ara rahatsızlandım çok ağır hastalandım.
Bir köye gece vakti girdik. Atım beni bir kapının önünde yaşlı bir adamın kollarına bıraktı. Hemen köyün yaşlı ebesi geldi ve bana çok ağır olduğumu ama Allahın izni ile iyileştireceğimi söyledi. Hemen otlardan, karışım hazırladı. Bana bunu bir ay içmem gerektiğini söyledi.
Eyvah! Benim yolculuğum uzayacak, diye düşündüm. Yataktan kalkamıyordum. Atım ne durumdaydı?
Yoksa ona damı bir şey olmuştu? Diye tam kalbimden geçirdim, atım camdan yanıma geldi. O güzel gözleriyle bana baktı.
Yaşlı adam bana çorba ikram etti, köyde içtiğim çorbanın aynısıydı.
—Bana seni buraya atın mı getirdi diye sordu? Evet dedim.
—Şimdi iyileştin, yoluna devam ede bilirsin.
Yaşlı ebeyle helalleştim. Ebe bana hayır dua etti.
Yolculuk başladı. Meşakkatli ama bir oka darda, muhabbetli idi.
İçim yanıyordu bu ateş nedir acaba, hastalıktan mı kalmıştı diye düşünürken. Kalbi ona: ‘Bu aşktır, muhabbettir' dedi.
Yüreğimden hiç eksik etmediği dualarımı, oradan oraya aşkla savruluyordum. Gülistan şehri aklına geldi bir an, çok özlediğini anımsadı. Aslında şimdiye kadar hiç aklına gelmemişti. Atına hadi götür beni gülistan şehrine dedi.
Kalbide kor gibi yanmaya devam ediyordu. Su kenarında durdular. Su içti ama geçmiyordu ateşi.
Yemeğini yedi.' Ellerini göğe doğru açtı YARAB bana acısını tattırma bilvanis'teki güzel kulunun ondan önce benim canımı al diye dua etti'.
Gül şehrine az kalmıştı uzaktan görünüyordu.
Gece olmuştu, odasına girdi bir türlü uyku tutmuyordu. Kalktı abdest aldı kalbi Allah diye bir saat gibi durmadan çalışıyordu. Her işi her daim kolay oluyordu.
Sabah oldu hancı
—Hoş geldin, yalnız geldin dedi.
Yolcu daha hiç azını bile açmamıştı. Kalbi; ‘Hancının kalbi konuşuyor dedi'.
—Hoş bulduk.
— Selamlar getirdim o diyarlardan sana,
—Aleykümselâm
Yolcu:
Arkadaşım uzun yolculuğa dayanamadı.
—Başın sağ olsun
—Dostlar sağ olsun.
—Kimi kimsesi yok muydu?
Hancı
—Senin gibi kimsesizdi.
Hancı:
—Sana güzel bir yemek getireyim, yemeğini ye aklın başına gelsin.
Yemeğimi yedim, işimin başına döndüm. Bir daha' Bilvanise gide bilimiyim acaba'. Allah'ım yine nasip et.
Atları tımarlamayı çok özlemişim.
Kış geliyor hava soğuyordu.
—Hancı:
— Senin başını bağlamanın zamanı geldi. Bundan sonra, Sana bir yuva kuralım.
Çalıştı çabaladı zor kış şartları yolcuyu hiç sarsmıyordu çünkü o âşıktı.
Hancı yolcuya bir gün ocak başında gülün hikâyesini anlattı. Gülün hikâyesinin çok eskilere dayandığını H.z Muhammenden geldiğini onun güzel kokusu olduğunu anlattı.
—O kokuya ve güle neden âşık olduğumuzu; anladın mı?
Sen özüne âşıksın oğul.
Sanır mısın âşık ne huri ister ne cennet, âşık Cemalullahı ister. Muhammedli orda yaşamak ister. Sevdaya vurgun kullar. Yani;'âşıklar ölmez'.
Yolcu:
Daha da, anlamlanıyor hayatım.
Bülbül güle âşıkta niye âşık olduğunu bilmiyormuş meğer.
Günler aylar bir birini kovalarken.
Yaz geldi. Küçük bir ev aldım.
Güller açmış, bülbüller dalında şakıyordu. ‘Bu yıl başka olacak diyor kalbim'.
Bir gün gül bahçesine gitmek için yola koyuldum kar buz çeşmesinden buz gibi su içtim.
Kızlar gülüşüyorlardı kulağıma istemeden, fısıltılar geldi. Gülistan şehrinin Gülizar adında güzel bir kızı varmış. Babası kimselere vermezmiş.
Kızı çok hastaymış.
Oradan ayrıldım gül bahçesine indim. Güller açmış mis gibi gülleri koklarken yanımdan birisi geçti.
Yüzünde şeffaf bir örtü vardı. Boyu uzun yüzü güneş gibi parlıyordu örtünün altından. Bir daha bakamadım. Yanımdan ayrıldı.
Bende hana döndüm. Hancıya başıma gelenleri anlattım.
—Hancı:
— Oğul işin zor.
—Allah büyüktür baba.
Gülizar o günden sonra yavaş yavaş iyileşmeye başladı babası buna çok sevindi.
Hancı, Gülizar'ı istemeye gitti ama nafile. Gülizar'ın babası eve bile almadı. Bu durum yolcu ve hancıyı çok üzüldü.
Yolcu yaratanına sığındı bu işi bir tek rabbinin emriyle olacağını biliyordu.
İyileşmek üzereyken, Gülizar yeniden ağır hastalanmaya başladı. Bu durum Gülizar'ın babasını derinden yaraladı. Gülizar'ın annesi, babasına konuyu açtı.
Bak bey kızımızın hayatını o delikanlı kurtarmaya başlamıştı gel kızı, istemelerine izin verelim.
Bir kızı vardı, oda çok değerliydi. Kızını vermeyi kabul etti.
Hancıya; ulağıyla haber gönderdi. Gülizar hanımı istemeniz için sizi çağırıyor, ağam.
Yolcu şaşırdı! Bu kadar çabuk beklemiyordu.
—Hancı hemen hazırlanalım. ‘Kızının babası caymadan gidelim'.
Yolcu odasına gitti gül sandığını aldı. Kendince süsledi ve bir sandık gül lokumu sardı.
Karşılaştığı gül bahçesine gidip gül derdi.

Kızı istemeye gittik. Gülizar hasta yatağında yatıyordu onu öyle görünce dizlerim titredi bir an yere düşecektim babam tuttu. Anne ve babasından Gülizar'ı Allahın emri peygamberin kabliyle istedik.
Hediyeleri Gülizar'a sundular. Yüzünde bir ışık belirdi. Gülleri kokladı vazoya koydurdu. Gül lokumundan bir tane yedi. Yavaşça ayağa kalktı. Hediyeler için teşekkür etti ve hoş geldiniz dedi. Gülizar'ın babasının gözleri çakmak çakmak oldu. Annesi belli etmemeye çalışsa da her halinden belli oluyordu. Gülizar'ın yüzü ayın on dördü gibi parlıyor, sesi insanı okşayan bir nezaketle çıkıyordu.
Gülizar'ın babası hemen bir deve kesilmesini emretti.
Deve yatırıldı, babayiğitçe bir pehlivan deveyi bir çırpıda kesti.
— Mübarek olsun. Gazanız belanız def olsun.
— Tencereler kuruldu kazan kazan yemekler pişti. Bütün ahali yedi içti teşekkür etti.
Gülizar iyice iyileşmişti.
Gülizar'ın babası ve benim manevi babam, düğün hazırlıkları yaptılar. Benim aldığım küçük evi kabul etmediler. Gülizar'ın babası benim yanımda yaşayacaksınız dedi.
Bu hayatı kabul etmem kolay olmayacaktı.' Bana biraz mühlet verin'
- Gülizar'ın o dantelâ güzelliği karşısında mağlup oluyordum. Şu garip yolcuyu Aşk savuruyordu oradan oraya.
Hancı; üzgün elinden bir şey gelmiyor. Ben çaresiz.
Hancı:
—Birde, Gülizar'la konuşsan.
hemen hazırlandım Gülizar'la konuşmaya gittim. Gülizar odayı hazırlattı. Gül şerbeti ikram etmelerini söyledi.
Yolcu:
—Gülizar; senin fikrin benim için önemli. Burada kalmak istiyor musun?
Gülizar:
—senin için uygun olursa evet istiyorum.
Gül şerbetini içti ve izin istedi.
Yolcu
—Kararımı verdim.' baba kabul ediyorum '.
Buna en çok sevinen. Gülizar'ın babası ve annesi oldu.
Kırk gün kırk gece düğün oldu. Fakirler doyuruldu, gençler eğlendi.
Gülizar'la yolcu, dünya evine girdiler. Gülizar tamamen iyileşti.
Gülizar'ın çocuğu olmuyordu.

- Gülizar için büyük bir gül bahçesi yaptım. Her renk gül vardı. Gülizar ençok kırmızı gül seviyordu gül bahçesinde gezmek, en çok sevdiği şeydi.
Yolcu; Bunun yanı sıra ağa babasının işlerini de yapıyordu.
Yolcunun hep sol yanı acıdığında, köy aklına geliyordu. İçindeki kor, her geçen gün büyü yordu. Bunu içinde hep saklıyordu. Sağ yanında da Gülizar'ın aşkı vardı. Ama Gülizar'ın üzüntüsü büsbütün derinden yaralıyordu. Mevla onlara çocuk bahşetmiyordu.
Yıllar geçti annesi vefat etti. Açılar Gülizar'ı yaralıyordu.
Gülizar:
—‘Sen olmasan bu acılara katlanamazdım iyi ki varsın yanımdasın'.
Büyük bir servet yükümlülüğü ağır geliyordu ama yolcu dualarını hiç eksik etmiyordu.
Dualarına rağmen. Allahın bana bir evlat vermemesi düşündürüyordu. Çünkü her isteğini vermişti yaradan. ‘Bunda bir hayır var' dedi kalbi. Kalbi yıllar sonra konuşmuştu. Gözleri doldu.
Yüreğimin acısı iyice artmıştı. Bilvanise gitmek bir kerede daha ziyaret etmek istiyordu.
Gülizar'la otururken bir kış akşamı ona hayatımı anlattım. Bana durma git gör hasretin dinsin dedi. Ona var gücümle sarıldım. Allaha ısmarladım ve vakit kaybetmeden yola çıktım. Yol uzundu sol yanım yanıyor, sağ yanım sızlıyordu. Gözlerimi tutamıyordum gözyaşlarım sel olmuştu.
Yollar bu defa çarçabuk meşakkatsiz geçmişti. Köye geldim. Sanki buradan hiç ayrılmamıştım.
Mis gibi manevi bir hava. Sanki cennet. Ebedi burada kalmak istedim.
Bana senin dönmen lazım dediler. İçimdeki burukluğu, anlatamam . Boynumu büktüm gerisin geri dönmek için yola koyuldum. Yollar bitmek bilmiyordu.
Gülizar'ın içinde bir sıkıntı vardı. O gün sabah olduğunda yaz günü olmasına rağmen. Gül bahçesi solmuş güller ölmüştü.
Yolcu yolun sonuna yaklaşmıştı, bir an atının üzerine düştü.
Atı eve kadar geldi. Gülizar'ın kollarına yığıldım. Gülizar inanamadı, yolcu ölüyordu. Dünyası karardı. Karşısında gül bahçesi harap, kollarında yolcu can veriyordu. Bitkindi konuşamıyordu. Onu görenler koşup geldiler yolcuyu alıp bir yere yatırdılar. Salası okundu, namazı kılındı, ebedi yolculuğuna uğurlandı. Yolcunun duası kabul olmuştu. Bir zaman sonra Bilvanis ten bir haber geldi. Bilvanis'te sevdiği insan vefat etmişti.
Gülizar bu haberi yolcuya söylemek için kabristana gitti. Kabrine sarıldı
Sevgililer sevgilisi göç etti dedi.
O günden sonra gül bahçesi yeşermedi. Gülizar'ın rahatsızlığı tekrar artı.
Gülizar Aşkı Yolcudan öğrenmişti. Karşılıksız adanmanın güzelliğini onunla tatmıştı. Sabahın seherinde Gülizar ebedi hayata gözlerini yumdu. Yolcunun kabrinin yanına defnedildi. ‘AŞIKLAR ÖLMEZ'di.


Tülay Bilgin

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 350
favori
like
share