Nehirler geçiyor ömrümün içinden şimdi. Sana doğru akıp gelen nehriler. Kimi zaman hırçın, kimi zaman sakin, sessiz akıyor sana doğru. Katıp sevgiyi ve ümidi, özlemi ve öfkeyi akıyor sularım ömrümün içinden ömrüne doğru. Sen de hissediyor musun ömrünü bir nehrin yarıp geçtiğini? Hissediyorsan eğer gülüm, hissediyorsan eğer, serin tut sularını. Setler çekme bırak aksın dilediğince. Aksın ki, nehirlerim kurak bir iklime akmasın. Aksın ki, çöl sıcaklığı yakmasın sularımı. Yarılan ömürlerimizin dinsin sızısı. Kimi zaman kasırgaya dönüyorsa sularımız, yatağını bulduğundandır korkma. Ben korkmuyorum artık ne kasırgadan ne fırtınaya tutulmuş zamanlardan. Seviyorum taşan nehirlerimi, yatağını şaşırmış deliye dönen sularımı, öpüyorum alnından fırtınaların ve döndükçe başımı döndüren kasırgaların. Çünkü biliyorum, nehirlerle yapılan bir ömrün, nehirlerle yarılan bir ömrün yağmurlarla yükselir suları, karlar eridikçe vurur kıyıları. Benim de yağmurlar yağıyor çok zamandır ömrüme. Kaç mevsimdir hatırlamıyorum, biriken karlar eriyor. Fırtınam bundandır, kasırgam bundan. Senin adına da konuştuğum için kızmıyorsun umarım bana. Belki de ömrünü yaran nehirlerin yok, fırtınaların ve kasırgaların yok senin. Belki de ben öyle olsun istiyorum; karışacak bir nehrim olsun diye. Ama senin de ömrünün içinden geçen nehirlerin sesi çalınıyor kulaklarıma ve sular yatağını buluyorsa eğer, neden sana doğrudur bu akış?
Dostluğu nasıl tanımlar filozoflar bilmiyorum ama, ben içinden nehirler geçen ömrümün, ömrüne olan duyarlılığıdır diyorum dostluk. Ömrümün ömrünü hissedişidir yani. Bu yüzden nehirlerimin nehirlerine, ömrümün ömrüne dönüktür yüzü. Sularımın bu yüzden sana akmaktadır yönü. Belki suların daha çok kabarmıştır senin. Belki fırtınaları daha bir hırçın yapar oralar. Dört duvara çarpıp geri mi gelir sana. Daha da büyür, daha da acıtır mı duvara çarpıp gelen fırtına. Bakma böyle sorduğuma. Çaresizliğimdendir. Ama lütfen, lütfen sev fırtınalarını. Esas sevmezsen acıtacak seni. Sevmezsen boğulacak ömrün nehirlerinle. O nehirler ki, kendi ellerimizle açtık yataklarını. O nehirler ki, çatlayan dudaklarına aktı ömrümüzün. O nehirler ki, bizi zengin edecek hazineyi saklar sularında; yaşayamadığımız yarımlıklardan kolyeler, güvenden ve samimiyetten yüzükler, aşktan ve umuttan küpeler ve daha neler neler...sev fırtınalarını, yenilme sakın. Hazineye varacak zamanın habercisidir fırtınalar...hazine avcısı demek doğru olur mu bilmem bize, çünkü kendi hazinemizdir aradığımız; birazını bir yerlerde unuttuğumuz, birazını birilerine çaldırdığımız...
Ve kimi zaman öyle sakindir ki sularım. Fırtınalardan çıkmış olmanın yorgunluğu çöker omuzlarına. Bırakır kendini yatağına, yol alır bildiğince. Fırtınalarımı dizginleyen bir yumuşaklıktır sakinliği nehirlerimin. Fırtınalarımın kan kardeşidir, yol arkadaşıdır durgunluğu sularımın. Fırtına öncesi sessizliğidir nehirlerimin. Bu yüzden, eğer baskın yerse ömrüm bir gün; suçu, sessizliğimin fırtınalara yataklık etmesindendir. Belki de, bu baskın ödediğim bedel olacaktır; içinden nehirler geçtiği için ömrümün.
Usul usul nehirler geçiyor ömrümün içinden. Sana doğru usul usul...usul usul yıkıyor yaralarımı ömrümün.
Bırak nehirler geçsin ömrünün içinden. Bırak fırtınalar dolsun sularına. Bırak usul usul yol alsın nehirlerin fırtınadan önce ve de fırtınalardan sonra. Bırak yağmurlar yağsın ki yatağına, susuz kalmasın ömrün. Sev fırtınalarını ama durgunluğunu da.


Usul usul akmayı bilmiyorsa nehirlerin boğulur fırtınalarda ömrün.


Fırtınalardan korkuyorsa nehirlerin kurak bir iklim olur ömrün.


Ölümün sessizliğinde boğulur bu kez de ömrün. Hazine sessizliğe gömülür...


İçinden nehirler geçiyor ömrümüzün; senin, benim ve diğerlerinin....serin tut sularını...

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 375
favori
like
share