İstanbuldaki Manastırlar
Trullo Manastırı (Ahmet Paşa Mescidi)
Fatih, Çarşamba'da Fethiye Camiine yakın Koltukçu ve Beyceğiz sokaklarının çevrelediği alandadır. Bu mabedin Bizans dönemindeki Hagios İoannes Prodromos Trullo Manastırı olduğu iddia edilirse de, Prof.Dr. Semavi Eyice bu binanın küçüklüğünden dolayı, içinde konsil törenlerinin geçtiği yazılı olan Kubbe” anlamındaki Trullo Manastırı olamayacağını ileri sürmektedir. Binanın kesin yapım tarihi de bilinmemektedir.

Fatih Sultan Mehmed İstanbul'u fethettikten sonra patrikhaneye Pammakaristos kilisesini tahsis ettiğinde buradaki rahibelerin barınması için de bu küçük mescidin bir kadınlar manastırı şeklinde kullanılması için tahsis etmiştir. Bu tarihten itibaren bu kızlar manastırına "Büyük Saray"ın kubbeli büyük salonlarından biri olduğu da ileri sürülen esas Trullo ile bir ilgisi olmamasına rağmen "Trullo Manastırı"”denilmeye başlanmıştır.

İnşaat tekniğine göre XI-XII.Yüzyıllara ait olan bu kilise 1586'ya kadar Patrikhaneye bağlı kalmış ,Patrikhanenin Pammakaristos Manastırından taşınması üzerine de Vezir Hırami Ahmed Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.

Kilise kapalı Yunan Haçı planlıdır. Narteks üç bölümlü olup üzeri çapraz tonoz ile örtülüdür. Orta mekanın üzeri dört payenin taşıdığı etrafında yuvarlak kemerli pencerelerin açıldığı yüksek ve yuvarlak kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Yarım yuvarlak olan apsis üçüzlü pencerelidir. Apsisin iki yanında biri yonca,diğeri ise kare şeklinde küçük yuvarlak apsisli diakonikon ve prothezis hücreleri yer almaktadır. Binanın dış duvar örgüsü orta bizansda çok sık görülen tuğla taş karışımıdır.

Camiye çevrildikten sonra narteksin güney duvarında bir kapı açılmış, birçok pencereler duvarla kapatılmış ve çatıya ahşap bir minare eklenmiştir. Cami 1930'da harap olduğu gerekçesiyle ibadete kapatılmış bu yüzden de hızla viraneleşmeye başlamış ve 1946'da da son cemaat yerine dönüştürülmüş olan narteks yıkılmıştır. 1966-68 yılları arasında Vakıflar Başmüdürlüğünce Y.Mimar İlban Öz'ün kontrolluğunda restorasyonu yapılmış ve tekrar ibadete açılmıştır.

Myralion Manastırı (Bodrum / Mesih Paşa Cami)

Laleli'de Sait Efendi Sokağı'ndadır. I. Romanos Lekapenos (920-944), VIII.Yüzyılda burada var olan bir kilisenin yıkıntısı üzerine yaptırdığı özel sarayını daha sonra bir manastıra dönüştürerek Myralion adını verir.

İmparator bu manastırın altında bir de bodrum yaptırarak burasının aile mezarı olarak kullanılmasını istemiştir. Nitekim 922'de ölen karısı Theodora ve 932'de ölen büyük oğlu Kristoforos buraya gömülmüşlerdir. I. Romanos tahttan indirilip Kınalıada'da yaşadığı sürgünde, 948'de ölünce vasiyeti gereği karısı ve kızının yanına buraya gömülür. Daha sonra VII. Konstantin ile evlenen kızı Helena da 961'de ölünce ailesinin yanına gömülür ve böylece aile mezarlığı tamamlanmış olur.

II. Romanos (959-963) kız kardeşi Anna'yı bu manastıra kapattırmış, daha sonra da prenses burada rahibe olarak ömrünü tamamlamıştır. I. İsaakios Komnenos (1057-1059) tahttan indirilince karısı Katerina ve kızı Maria da bu manastıra rahibe olarak girmişlerdir.

Orta Bizans dönemine ait bu manastırdan günümüze sadece bir duvar parçası gelebilmiş kilise ise II. Bayezid (1481-1512)'ın sadrazamı Mesih Paşa tarafından camiye çevrilmiştir.

Kilisenin dış duvarları taş tuğla karışımı yapılmış olup kapalı Yunan Haçı plânlıdır. Ortadaki sütunların taşıdığı orta kubbe etrafı pencereli yüksek bir kasnak üzerindedir. Bu kubbeyi dört tarafından dört beşik tonoz destekleyerek orta mekanda bir yunan haçını oluştururlar. Batıdaki üç bölümlü narteksden Naosa geçilir. Naosun doğu yanı dışarıya doğru üç cephelik bir çıkıntı yapan bir apsis içten yarım yuvarlaktır. Bu apsis’in iki yanında yonca planlı pastoforion hücreleri yer alır.

1911'deki Mercan'dan Laleli'ye kadar uzanan büyük yangında harap olan bina uzun müddet kullanılmamış ve adeta yıkılmaya yüz tutmuşken 1950 ve 1965'de çevresi temizlenmiş ve restorasyon çalışmaları yapılmıştır. 1985'de ise Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarılarak tekrar cami olarak hizmete açılmıştır.

Pantepoptes Manastırı (Eski İmaret)

Fatih'te Haydar Mahallesi'nde, Haydar Cad. ile Astar sokağının arkasında Haliç'e nazır dik bir yokuş üzerindedir. Bizans İmparatoru I.Aleksios Komnenos (1081-1118)'un annesi Anna Komnena tarafından, her şeyi gören İsa'ya (Pantepoptes) ithaf edilerek 1081-1087 yıllarında inşa edilmiştir.

Anna Komnena 1100 yıllarında bu manastırda inzivaya çekilir ve kısa bir müddet sonra burada ölür. II. Aleksios Komnenos (1180-1183) kendisine karşı yapılan bir ayaklanmadan sorumlu tuttuğu Patrik Teodosios Boradiotes'i bu manastıra kapatmıştır. I.Andronikos Komnenos ise (1183-1185) kumandanlarından Andronikos Lepardes'in gözlerine mil çektirip kör ettikten sonra yine bu manastıra kapatmıştır.

İstanbul'un fethinden sonra Fatih, Pantepeptos Manastırını İmaret (zaviye) ve medreseye, kiliseyi de camiye dönüştürmüştür. Bu fonksiyon Fatih Camii yapılana kadar devam etmiştir. 1918 yılındaki büyük yangından burası da etkilenir ve uzun müddet bakımsız kalır. 1954'de özel bir Kuran kursuna tahsis edilen bina içeride bir takım değişikliklere uğramıştır. Daha sonraları boşaltılan binayı 1970'li yıllarda Y.Mimar Fikret Çuhadaroğlu tarafından restorasyonu yapılarak günümüzdeki durumu sağlanmıştır.

İnşaat sırasında düzgün bir zemin sağlamak için binanın altına yapının ölçülerinde sonradan sarnıca dönüştürülen bir mahzen yapılmıştır. Kapalı Yunan Haçı plânında inşa edilmiş olan kilisenin orta mekanını dört fil payeye oturan etrafında yuvarlak kemerli pencerelerin açıldığı yüksek kasnaklı bir kubbe örter. Bu kubbenin dalgalı mahyasının üzerine oturan kubbe kiremit ile kaplıdır. Dışarıya köşeli olarak uzanan apsis içeriden yuvarlaktır. Apsisin iki yanında ise üzerleri çapraz tonoz ile örtülü ve kendi apsisleri olan diakonikon ve prothesis hücreleri bulunmaktadır. İç ve dış nartekslerin üzerleri çapraz tonozdur. İç narteksin üzerinde dışarıya sütunlarla açılan bir galeri mevcuttur.

Kiliseye bitişik olan manastırdan ise günümüze hiçbir kalıntı gelememiştir.

Konstantin Lips Manastırı (Fenari İsa Cami)

Aksaray'da Vatan caddesi üzerindedir. Geç Roma dönemine ait bir mezarlık arazisinin üzerine İmparator VI. Leon (886-912) döneminde donanma komutanı Konstantin Lips tarafından Thotokos (Tanrıyı karnında taşıyan,kutsal batın) Meryem'e ithaf edilerek yaptırılmıştır. “

Moni tu Libos olarak isimlendirilmiş olan manastır Haziran 907'de görkemli bir törenle açılmıştır. Latin istilasinden sonra kilise ve manastır VIII. Mihail Paleologos (1261-1282) zamanında yeniden önem kazanır ve İmparatorun ölümünden sonra eşi Teodora mevcut kilisenin güney duvarına bitişik olarak İoannes Prodromos'a atadığı ikinci bir kilise yaptırarak manastırı da ihya eder. Adeta bir aile mezarlığı olarak düşünülen bu yapı kompleksine İmparatoriçe 1303'de ölen Teodora, annesi, 1295'de ölen kızı Eudoksia, 1306'da ölen oğlu Konstantinos, 1328'de ölen İmparator II. Andronikos, III. Andronikos'un 1324'de ölen eşi Eirene ve VIII. İoannes Palaiologos(1425-1448)'un eşi Anna buraya gömülmüşlerdir.

Kilisenin batı ve güney tarafını saran "L"”biçimli ek bina da XIV. Yüzyılda inşa edilerek kompleks daha da büyütülmüştür. Fetihten sonra terk edilen kilise II. Bayezıd zamanında Osmanlı ulemâ ailesi olan Fenârizâdelerden Alaeddin Ali Efendi tarafından güneydeki kilise mescide, manastır da zaviyeye çevrilmiştir. Bu sırada dış narteksin güneydoğu köşesine bir minare ve güney kiliseye de mihrap yapılmıştır.

1633'de bu bölgede çıkan yangın sonucunda harap olan külliyeyi 1636'da Sadrazam Bayram Paşa tamir ettirmiştir. Bir müddet sonra da manastır hücreleri Halveti tekkesi olmuştur. Bu tekkenin ilk şeyhi olan İsa el-Mahvî'nin ismine izafeten de Fenari İsa denilmeye başlanmıştır. 1831'de Mihrişah Valde'nin vakfından olması dolayısıyla tekrar bir onarım geçirir. 1918'deki yangında ne yazık ki bir daha yanar ve uzun yıllar metruk halde kalır. 1929'da burada bazı arkeolojik araştırmalar yapılırken bulunan taşa kakma şeklinde yapılmış Ayia Eudoksia ikonası Arkeoloji Müzesine kaldırılmıştır. 1947'de bina olarak Ayasofya Müzesine bağlanır. Daha sonra Vakıflar Başmüdürlüğüne bağlanan bina 1960 yılında önemli bir restorasyon çalışması geçirir.

Konstantin Lips Manastırı kısa devir farklarıyla yapılmış birbirine bitişik üç bölümden meydana gelmektedir. Kapalı Yunan haçı plânlı beş bölümden meydana gelen birinci kilisede devşirme olarak mezarlıktaki mermer lahit parçaları bolca kullanılmıştır. 1633 yılında geçirdiği yangında muhtemelen yunan haçının meydana getiren dört taşıyıcı sütun çatlamış olduğundan binanın üst yapısını destekleyen ,kesme taştan iki büyük kemer inşa edilmiştir. Dışarı taşkın olan apsisin üzerinde dolaşan mermer silmedeki Grekçe kitabede kilisenin Meryem'e ithaf edildiği yazılıdır. Esas Apsisin iki yanında dışarıya yuvarlak kemerli uzun pencerelerle açılan kendi küçük apsisleri olan iki hücre bulunmaktadır. Evvelce esas mekanın güney tarafındaki ahşap bir merdivenle kubbenin dışına çıkılmaktaydı. Burada daha evvelce hiçbir Bizans kilisesinde rastlanmayan, kubbenin dört tarafında dört küçük şapel bulunmaktadır. 1929'daki bu binadaki çalışmalarda bu hücrelerin birinde Azize Eudoksiya'nın bir ikonası bulunmuş ve Arkeoloji Müzesine gönderilmiştir.

Ioannes Prodromos'a adanan VIII. Mihail Paleologos'un eşi Teodora tarafından yaptırılan ikinci kilise son Bizans döneminin kullanılan plân tiplerinden olan Dehlizli tip olarak inşa edilmiştir. Kare bir kitle halindeki orta mekânın üzeri kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Bu kubbe 1831'deki tamirde değiştirilerek Osmanlı mimari tipine uygun bir kubbeye dönüştürülmüştür. Dış cephe XIII-XIV.Yüzyıllarda Bizans sanatında çok kullanılan tuğla bezemelerle inşa edilerek süslenmiştir. Her iki binayı da "L" şeklindeki sonradan eklenen Paraklesion 'un aeltındaki dehlizde toplam sayısı 20'yi bulan lahit bulunmakta iken bunların büyük kısmı binanın boş kaldığı 1930-1960 yılları arasında muhtemelen define arayanlar tarafından parçalanmış ve büyük kısmı yok olmuştur.

Pammakaristos Manastırı (Fethiye Cami)

Çarşamba semtindeki bu yapı grubu yanyana biri küçük iki kiliseden meydana gelmiştir. XIII.Yüzyıl sonunda Bizans sarayının ileri gelenlerinden Mihail Glabes Tarkaniotes tarafından daha evvel burada mevcut olan ve İoannes Komnenos'un karısı Anna Dukaina'nın yaptırıp sonra yıkılan kilise üzerine yaptırılmıştır. Binanın cephesini süsleyen bir frizin üzerindeki manzum kitabede Tarkaniotes'in adı açıkça yazılıdır.

Mihail Tarkaniotes bu manastır ve kiliseyi 1293'den önce tamamlamış olmalıdır, zira bu manastıra rahip olarak atanan rahip Kosmos 1294'de XII. Ioannes adı ile Patrik olmuştur. 1310-15 yıllarında Tarnaniotes'in ölümünden sonra eşi Maria Dukaena kilisenin güney kısmına mezar kilisesi olarak kullanılmak üzere bir paraklesion yaptırır.

İstanbul'un fethinden sonra Patrik II. Gennadios tarafından Patriklik makamı olarak seçilir ve Havariyun kilisesinden buraya taşınılır. Patrikhane olarak kullanıldığı dönemde kompleks büyük ölçüde genişletilir, yemekhane, fırın, mutfak ve hücreler ilave edilip çevre duvarları yenilenir. Bu dönemde Azize Euphemia, Salome, İoannes Khrysostomos'un rölikleri ile İmparator I. Aleksios Komnenos’un kemikleri Pantokrator kilisesinden buraya getirilir. Patrikhane buradan Ayi Dimitri kilisesine oradan'da 1612'de şimdiki yeri olan Aya Yorgi'ye taşınmıştır.

XVI. Yüzyılın sonunda boşaltılan manastır III. Murad (1574-1595) tarafından camiye çevrilir ve "Fethiye Camii" adını alır. Saray Mimarı Dalgıç Ahmed Apsis'in şeklini mihrabın yönüne uygulayabilmek için değiştirir ve ileriye doğru köşeli bir çıkıntı yaparak mihrabı buraya yerleştirerek üzerini küçük bir kubbe ile örter. Bu değişim sırasında apsisdeki freskler yok olur. Esas girişi yanına da bir minare yapılır.1641'deki yangında zarar görürse de hemen onarılır.1845-46'da Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından tekrar tamir ettirilir. 1938'den sonra Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından önemli bir onarım ve tamir çalışmaları Y.Mimar Süreyya Yücel'in yönetiminde yapılır. Bu restorasyonda kilisenin mozaik ve freskler üstlerindeki sıva tabakaları temizlenerek ortaya çıkarılır. Kubbeden içeriye rutubet girdiğinden bütün kubbe kurşunları yenilenir. Bu çalışmalar süresince de bina ibadete kapatılır. 1960'da Amerikan Bizans Enstitüsü tarafından tekrar bir onarım görür mozaik ve fresk restorasyonu yapılarak, Osmanlı döneminde yapılan kemer sökülür yerine orijinalinde olduğu gibi sütunlar yerleştirilir. Bu bölüm bu restorasyon çalışmasından sonra Ayasofya Müzesine bağlanır,esas bina da cami olarak tekrar ibadete açılır.

Pammakaristos manastırı kilisesi Kapalı Yunan Haçı planında bir yapı olup üç nefli üzeri çapraz tonozlu bir naosdan orta mekana geçilir. Naosdaki sütunların yerini Osmanlı devrinde camiye çevrilirken kaldırılıp binayı sağlamlaştırmak için altı köşeli payeler almıştır. Orta mekandaki dört büyük sütunun üzerini etrafına 12 pencere açılmış olan yüksek kasnaklı bir kubbe örtmektedir. Orta mekanı örten 5 m. çapındaki kubbe dört kemerin üzerine oturan dört pantantifle taşınmaktadır. Kubbe kasnağı dıştan, ince yarım sütun demetlerine binen kademeli kemerler ve dalgalı testere dişli tuğla kornişlerle süslenmiştir. 1949'da yapılan çalışmalarda naosun altında 28 sütunlu bir sarnıç çıkartılmıştır.

Mikhael Glabas'ın karısı Maria tarafından yaptırılan büyük kilisenin güney tarafına yapıştırılmış olan ikinci şapelin planı kapalı Yunan haçı şeklindedir. Narteksin üzeri 2.30 metre çapında bir kubbe ile örtülüdür. Yarım yuvarlak apsis’in iki yanında iki küçük hücre vardır. Orta mekanın üzeri yine etrafına sekiz pencere açılmış yüksek kasnaklı bir kubbe ile örtülüdür. Kubbenin içinde ortada pantokrator İsa yan taraflarda ise Tevrat Peygamberlerinin resmedildiği mozaikler süsler. Cami olduğu devirde bu mozaikler tahrip edilmemiş ve üzerleri kapatılmıştır. Apsis yarım kubbesinin içinde ise ortada İsa bir tarafında Meryem diğer tarafında da Vaftizci Yahya'nın resmedildiği mozaik vardır. Kemer ve tonozlarda ise çeşitli azizler resmedilmiştir.

Binanın cephesi son devir Bizans mimarisinde çok sevilen bir sistem olan dekoratif tuğla örgüdür. Cephe pencere ve sağır kemerlerle hareketlendirilmiştir.

Studios Manastırı (İmrahor İlyas Bey Cami)

Yedikule ile Samatya arasında, ana caddenin hemen arkasındaki bu manastır ve kilise İstanbul'daki en eski Bizans dini yapısı olması bakımından önemi büyüktür.

Vaftizci Yahya'ya (İoannes Prodromos) ithaf edilmiş bu yapıyı Konsül Studios 454 de kendi mülkü olan arazi üzerinde yaptırmıştır. Bu manastırda yaşayan keşişlere, nöbetleşe olarak gece-gündüz ayin yapmalarından ötürü uykusuzlar (akometoi) denilmiştir.

Bu manastır ve kilisenin en büyük şöhreti sonradan aziz ilan edilen Theodoros Studites'in (798-826) buraya baş keşiş olması ile başlar. 700 kadar keşişin içinde yaşadığı bu manastır devrinin en büyük teoloji merkezi idi. Bu manastırda hazırlanan ikonalar, minyatürler ve el yazmalarının kültür tarihinde çok önemli bir yeri vardır. Bizans İmparatorlarının törenlerde Altın Kapı'dan geçtikten sonra bu kapının iç tarafında bulunan bu kilisede ibadet etmeleri bir Bizans geleneği olarak Fetihe kadar sürmüştür. Latin istilasına kadar da kilisenin günü olan 29 Agustos'da bütün saray halkı burada toplanarak ibadet ederlerdi. Ayrıca zor duruma düşen Bizansın ileri gelenleri de canlarını kurtarmak için bu manastıra sığınırlardı. Hatta buraya üç İmparator da sığınmıştır. Bunlar V. Mikhael (1041-1042) ,I. Isaakios Komnenıos (1057-1059) ve Malazgirt savaşında Alpaslan'a yenilen IV. Romanos Diogenes (1068-1071) dir.

Latin istilası sırasında tahrip olan ve içindeki çok değerli eşyaların çalındığı bu kilise ve manastırı II. Andronikos Palaiologos'un kardeşi Konstantinos Palaiologos 1293'de tamir ettirip etrafını da yüksek bir duvarla çevirerek eski ihtişamına kavuşturmuştur.

Fetihten sonra kapatılan bu manastırın kilisesini II. Bayezid'in İmrahoru İlyas Bey Camiye çevirerek etrafına ona akar sağlamak için Langa'da bir hamam ve dükkanlar yaptırarak Vakıf kurar ve bu devirden sonra da onun ismiyle anılmaya başlar. 1782'deki büyük Samatya yangınında büyük zarar gören binayı III. Selim (1789-1807)'in harem hazinedarlarından Nazperver Kadın tamir ettirir ve kendi adının yazıldığı bir tamir kitabesi koyar. 1894 depreminde zarar gören bina 1908'de çatısı kar birikmesinden dolayı çöker 1920'de büyük bir yangın geçirir ve kendine akar olan hamam ve dükkanlar da yanar. Bir daha da onarım görmez, sadece son cemaat yerinin sol tarafı kapatılarak küçük bir mescit haline getirilir ve bina Ayasofya Müzesine bağlanana kadar bu işlevi sürdürür.

Studios Manastırı kilisesi hıristiyanlığın ilk dönemlerinde yapılan bazilikaların helenistik tipinin bir örneğidir. Kuzey duvarı kısmen duran,bizans devrine ait olan narteks avluya dört mermer sütunlu bir revak ile açılmaktadır. Evvelce bu narteksin iki yanında yukarı kata çıkışı sağlayan merdivenlerin bulunduğu duvardaki izlerden anlaşılmaktadır. Narteksden ana mekana üç kapı ile geçilmekte idi. Orta mekan her sırada yedişer tane olmak üzere yeşil breşten yapılmış sütunlarla üç nefe ayrılmış idi, bugün bu sütunlar çeşitli nedenlerle yıkılmıştır. Yan neflerin üzerinde ise bu galeri vardı. Apsis içeriden yarım yuvarlak dışarıdan ise üz köşeli olup Osmanlı devrindeki tamirlerde açılmış olan Barok tarzında pencereler vardır. Zemin ise dekoratif desenleri içeren mermer plaklarla kaplıdır. Binanın üst örtüsü erken devir Bizansın klasik çatı örtüsü olan çift meyilli ahşap çatı ile kaplı olmalıdır.

Eski kaynaklarda içerisinin zengin mozaiklerle kaplı olduğu yazılı olmasına rağmen bugün bunlardan hiçbir iz kalmamıştır. Kalan mimari parçalardan çok zengin bir taş işçiliği olduğu anlaşılmaktadır. Bu manastırın yanında bir sarnıç bulunuyordu. Bu sarnıç plastik atölyesi olarak kullanıldığında çıkan bir yangın sonucu yanmıştır. Buna bitişik bir de küçük bir apsisi olan iki sütunlu bir ayazması vardır.

Khora Manastırı (Kariye Camii)

Edirnekapı'dadır. Bizans'ın en önemli manastır kiliselerinden biri olan Khora, İmparator I. Konstantinus şehir surlarını inşa ettirdiğinde sur dışında kalıyordu. Grekçe "açık arazi" ve "kent dışı" anlamına gelen Khora kelimesi bu yüzden bu komplekse konmuştur. Fetihten sonra da buraya yeni bir isim aranırken Osmanlıca'daki "Karye" yani kent dışı anlamına gelen kelime buraya uygun görülerek Bizans'daki gelenek devam ettirilmiştir.

Binanın ilk yapılışının IV. Yüzyıla ait olduğu iddia edilirse de bu döneme ait bir buluntu günümüze gelmemiştir. Elimizdeki en erken arkeolojik bulgular VI. Yüzyıla aittir. Bu da ana apsisin altındaki temel kalıntılarından anlaşılmaktadır.

Günümüze kadar gelebilen bina, Komnenoslar dönemine ait iki safha halindedir. I. Aleksios Komnenos'un kayınvaldesi Maria Dukaina tarafından eski kalıntıların üzerine değişik bir mimari tarzda 1077-1081 arasında inşa ettirilmiştir. Bu kilise dört sütun tarafından taşınan küçük kubbeli Kapalı Yunan Haçı planında bir yapı olup Kurtarıcı İsa'ya (Soteros) adanmıştır. Daha sonra Aleksios'un küçük oğlu İsaakios Komnenos 1120'de binada büyük değişiklikler yapmış, dış duvarları olduğu gibi bırakmış fakat kubbe ve doğu bölümlerini tamamiyle değiştirmiştir. Bu arada esas mekanda kendisi için bir mezar yeri hazırlatmış olup, duvarda mozaikle yaptırttığı İsa tasvirinin yanına kendi portresini de eklemiştir.

Latinlerin İstanbulu işgali sırasında burası da büyük ölçüde zarar görmüştür. Latinlerin şehri terk etmelerinden sonra Sarayın ileri gelenlerinden, Bizansın son zamanlarındaki en aydın ve bilgin kişisi olan Theodoros Metokhites 1321 senesine kadar devam eden bir inşaat ile burayı büyük ölçüde tamir ettirip genişletir ve güney kısmına ek bir şapel (Paraklesion),kuzeydeki iki katlı kanat ile batı cephesi önüne bir dış narteks ilave ettirir. Metokhites'in manastırın içinde misafirlerini kabul edip onlarla ilmi görüşmeler yaptığı bir dairesi ile yakınında bir sarayı vardı.

İmparator II. Andronikos (1282-1328) tahta çıkınca gözden düşmüş ve sürgüne gönderilmiştir. Sürgünde iken saray tarafından bütün emlak ve parasına el konulduğu için dönüşünde İmparatordan Khora'da keşiş olarak yaşamak için izin istemiş ve bu arzusu kabul edilmiştir. Ömrünün geri kalan kısmını burada fakir bir keşiş olarak tamamlamıştır. Pareklesionun freskleri ile dış narteksdeki mozaikler de onun devrine ait olup, kendi portresini de iç kapının üzerindeki İsa tasvirinin ayakları dibine yerleştirmiştir. Kubbeyi yeniden yaptırtan Metokhites kilisenin içini renkli simetrik damarları ile adeta bazı figürleri andıran mermer levhalarla da kaplatır. Palaiologos'un sarayına yakın olması bu manastırın önemini daha da arttırmaktadır. Bu sülaleye ait birçok kişi de buraya gömülmüştür.

Fatih'in İstanbul'u kuşatması sırasında Sarayburnu'nda bir kilisede muhafaza edilen Luka'nın yaptığı Meryem ikonası da emniyetli olduğu düşüncesiyle buraya getirilir. Fetihden sonra uzun müddet boş kalan bu manastır II. Beyazıd zamanında Sadrazam Atik Ali Paşa tarafından 1495-1511 camiye çevrilir. Bu sırada ana apsisin yöne değiştirilerek mihrap yapılır, çan kulesi yıkılır ve onun yerine de minare inşa edilir. Kilisenin yanına sahabelerden Ebû Saîd el-Hudrî'ye ait bir makam-kabri yapılır.

1648 ve 1766 depremlerinden büyük zarar gören bu manastır kompleksi ikinci depremin akabinde Mimar İsmail Halife tarafından onarılmıştır. 1875'de İstanbullu Rum Mimar P. Kuppas'ın yönetiminde yine bir tamir geçirir. Bu onarımda batı cephesindeki dışındaki kemerlerin üstleri düz bir mahya hattıyla kesilmiştir. 1894 depreminde yine tahrip gören binanın minaresi de yıkılmış olup hemen onarımı yapılmıştır. 1568 yılında İstanbula gelen Avusturya elçiliği papazı Stephan Gerlach kitabında mozaik ve freskoları anlatmaktadır. Bu senelerde mozaiklerin üzerleri açık idi daha sonra XVII.Yüzyılda üzerleri sıva ile kapatılmış ve 1945 senesinde Müze haline getirilince burada Amerikan Bizans Enstitüsü 1948 yılında çalışmaya başlayarak mozaik ve freskleri temizlemeye başlamıştır. Daha sonra Dumbarton Oaks da restorasyon çalışmalarında bulunmuştur. Kültür Bakanlığınca da ele alınan restorasyon çalışmaları ile mozaik ve freskler tamamen çıkarılmış, ve çevre düzenlemeleri ile araştırma kazıları yapılmıştır.

Kariye çevresinin düzenlenmesi ,arkadaki bahçenin çiçeklenip yer döşemelerinin yapılması, otopark ve buradaki evlerin restorasyonu ile tarihi dokuda tam bir bütünlük sağlamayı Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'nun Genel Müdürü Çelik Gülersoy buraya büyük bir para finansmanı yaparak sağlamıştır.

Günümüzdeki mevcut bina mimari bakımdan çok çeşitli devirlere işaret ediyorsa da ana mekana giriş dış ve iç nartekslerden sağlanmaktadır. Dikdörtgen şeklindeki iç narteksin iki tarafı kubbe ile arası ise çapraz tonozla örtülüdür. Ana mekanda dört fil payeye oturan dört kemer ortadaki yüksek kasnağında pencereler açılmış olan kubbeyi taşımaktadır. Apsis içinde ince sütunlara oturan yuvarlak kemerli üç pencere bulunmaktadır. Apsisin iki yanında küçük birer apsisleri olan diakonikon ve prothezis hücreleri vardır. Güneydeki ek şapelde ve batıdaki dış holde mevcut olan nişler saray mensuplarının gömüldüğü mezar yerleridir. Ek şapelin altındaki üzeri tonozlu bir bodrum bulunmaktadır. Bu paraklesion'un apsisi ince sütunlu üçüzlü pencere sistemi ile aydınlığı sağlamaktadır. Pencerelerin üzerinde apsis yarım kubbesi bulunmaktadır. Burada arazi meyilli olduğu için dışarıdan apsis çıkıntısı büyük bir kemerle desteklenmiştir. Paraklesion’un genel örtüsü beşik tonoz olup sadece orta kısımda küçük bir kubbe bulunmaktadır.

Kariye'nin mozaikleri ve freskleri "Başkent Üslubu" dediğimiz Bizans Rönesansının en muhteşem eseridir. Bu mozaik ve freskleri için söylenebilecek en doğru söz Duvardaki Kutsal Kitap'dır. Tevrat ve İncil'de geçen bütün olaylar bir birlik içinde işlenmiş adeta duvarlara resimlerle yazılmıştır. Dış narteks Meryem'in bütün hayatını anlatır, Annesinin hamileliğinden ölümüne kadar olan bütün hayatı buradadır. İç narteks ise İsa'ya ayrılmıştır. Burada da onun doğumu öncesi annesine gökteki bir melek tarafından gelen mutlu haber ile başlayıp, doğumu, yaşamı, mucizeleri ve ölümü resmedilmiştir. Narteksin sağ tarafındaki kubbenin içinde İsa elinde İncil ile Khalke İsa'sı tarzında tasvir edilmiş olup etrafındaki altın mozaik zemin bölümlere ayrılarmış ve her bölümün içinde onun Tevrat'da yazılı olan nesli ayakta olarak resmedilmiştir. Bu kişilerin üzerlerinde isimleri yazılıdır. Sol taraftaki kubbenin içinde Meryem kucağında çocuk İsa ile gösterilmiştir. Onların da etrafında Tevrat'da adı geçen atalarının portreleri üzerlerinde isimleri yazılı olarak yer almaktadır.

Naos'a girişin her iki tarafında ise Aziz Petrus ve Paulus çerçeve içinde resmedilmişlerdir. Kilisenin esas mekanı nartekslerdeki bu zenginliğe karşı çok sadedir. Apsis'in karşısında Naos kapısının iç tarafında yukarıda Koimesis (Meryem'in Ölümü) sahnesi yer almaktadır. Bu zengin mozaik Ölü Meryem adeta bir İmparatoriçe'nin ölümü gibi zengin bir yatakta yatarken resmedilmiş olup, göklerden inen İsa onun ruhunu kundağa sarılmış bir bebek şeklinde kollarına almış ve yukarıya göklere götürmek üzeredir. İsa'nın babası Tanrı'nın yanından aşağıya inişi etrafındaki hâlenin iç ve dışının meleklerle dolu olmasındandır. Mozaiğin iki tarafındaki mimarinin içinden insanlar ve bunlara karışmış, başlarında hâle olan azizler çıkıp hepsi yataktaki Meryem'e bakmaktadırlar.

Naosun sağ duvarında ayakta Meryem kucağında çocuk İsa'yı tutarken resmedilmiştir. Meryem'in bu şekilde tasvirine Aziz Luka tarafından yapıldığına inanılan "Hodegetria" canlandırmasıdır. Üzerlerindeki ise yarım yuvarlak çerçeve içinde başmelek tasviri vardır. Bu payenin paralelinde ise elinde incil tutan İsa resmedilmiştir. Her iki mozaiğin de üzerlerindeki yazılardan "Chora" kelimeleri okunmaktadır.

Paraklesiondaki freskler ise son derece zengin olup burada,Yuhanna İncilinin "Vahiy" bölümünü adeta duvarda okunmaktadır. Pareklesion yarım kubbesinin içinde muhteşem bir Anastasis (Mahşer) sahnesi canlandırılmıştır. Gökyüzü sanki buruşturulmuş bir tomar gibi olup melekler tarafından taşınmaktadır. Mahşerde anlatıldığı gibi ay ve güneş beraber gösterilmiştir. İsa göklerden inmiş etrafında gökyüzünü tasvir eden yıldızların olduğu vücudunun bütününü kaplayan bir hale içinde ilk dirilecek olan Meryem ve Vaftizci Yahya'yı mezarından çıkarıp onları gökyüzüne yanına götürmek üzeredir. Ayaklarının dibinde ise Cehennemin bekçisi olan Şeol zenci bir figür olarak tasvir edilmiş olup el ve ayakları bağlıdır. Etrafı ise cehennemin anahtarları ile doludur. İsa'nın iki yanında ise Dört İncil yazarı ve 12 sıptdan seçilmiş 144 000 kişiyi temsil eden figürler resmedilmiştir. Bunun üzerindeki tonozda ise cehennem ırmağı olan striks nehri koyu kırmızı renkte gösterilmiş olup, ebediyyen cehennemde kalacak olan günahkarlar bu nehire melekler tarafından sıra halinde gönderilmektedirler. Orta mekandaki kubbenin içinde Meryem kucağında çocuk İsa ile canlandırılmış olup kubbenin etrafını Azizler çevrelemektedir. Pantantiflerde ise dört İncil yazarı önlerindeki kürsülerin üzerlerinde İncil metinlerini yazarken tasvir edilmişlerdir.

Paraklesion'un güney duvarındaki bir nişin içinde Bizansın ileri gelen zenginlerinden Mıchael Tornikes ve karısı Eugene'nin mezarı yer almaktadır. Tornikes öylesine kibirli bir kişidir ki mezarının üzerindeki kitabesi kendisini öven cümleler yer almaktadır.

Hagios Andreas Manastırı

(Koca Mustafa Paşa Camii)

Kocamustafapaşa'dadır. Bugünkü caminin yerinde VI.Yüzyılda yapıldığı sanılan ve Havarilerden Hagios Andreas'a adanmış bir manastır bulunuyordu. Bu devre ait bazı sütun başlıklarından başka bir mimari parça günümüze gelmemiştir.

İkonaklazma akımı sırasında 20 Kasım 766'da idam edilen Giritli aziz Hosios Andreas'ın rölikleri daha sonra buraya getirildiği için Bizans halkı tarafından burası "Hosios Andreas en te Krisei" olarak adlandırılmıştır.

Bu manastır İkonaklast devirde büyük tahrip görmüş olup I.Basileus (867-886) zamanında büyük bir onarım geçirmiştir. Latin istilasında yağma edilen bu manastırı Haçlıların Bizansı terk etmelerinden bir müddet sonra VIII. Mihael Palaiologos'un (1261-1282) yeğeni ve Protovestiarios İoannes'in eşi Prenses Teodora adeta yeniden yaptırırcasına birtakım ilavelerle tamir ettirmiştir. Bu manastırı Bizansın bir kültür merkezi haline getiren Teodora yaşamının son yıllarını burada geçirmiş, çok hürmet gösterdiği Patrik Arsenios ölünce onu buraya gömdürdüğü gene kendisi de 1300'de öldüğünde buraya gömülmüştür. Kısa bir müddet sonra II. Andronikos Palaiologos (1282-1328)'un kısı Sırp Kralı Uroş Milutin'in eşi Simonida da buraya gömülmüştür.

Bugünkü Koca Mustafa Paşa Camii'nin esasını bu tamir oluşturmaktadır. Manastırın kilisesi Bizans mimarisinin dehlizli tip plan şemasındadır. Üç kubbeli bir narteksden esas mekana geçilmektedir. Ortada dört payeye dayanan ve dört kemere oturan bir kubbe bulunmaktadır. Bu kemerlerden doğudaki ileriye doğru ,bema kısmını bir beşik tonozla örterek uzanır. Diğer üçü pencerelerle dışarıya açılan bir tympanon duvarı ile kapatılmıştı. Bina camiye çevrildikten sonra bu tympanon duvarlarından kuzey ve güneyindekiler kaldırılarak buraya yarım kubbe yapılmıştır. Bu kubbeli orta mekanı üç taraftan tonozlu dehlizler sarmaktadır. Ana apsisin iki yanında iki küçük hücrenin müstakil apsisleri bulunmaktadır. Apsis yarım kubbesi Osmanlı devrinde mihrabın buraya yerleştirilmesi zaruretinden değişikliğe uğramış, buradaki iki sütun kesilmiş, yanlardaki dehlizlerin tonozları kaldırılmış ve üzerlerine yarım kubbeler yapılarak yan mekanların orta bölümle birleşmesi sağlanmıştır.

Fetihten bir müddet sonra Vezir Koca Mustafa Paşa tarafından 1486'da camiye çevrilmiş ve 1491'e kadarda içeride tadilatlar yapılmıştır. Daha sonraki devirlerde burası bir külliye durumuna getirilip çeşitli ilavelerle günümüze gelmiştir.

Santa Maria di Constantinopoli
Manastırı
(Odalar Camii)

Karagümrük Salmatomruk'da Müftü ve Kasım odaları sokaklarının arasındadır. Prof.Dr. Semavi Eyice, büyük bir olasılıkla buranın Petra Manastırı veya I. Aleksios Komnenos'un yaptırıp öldüğünde de kilisesine gömülmesini vasiyet ettiği "Philanthropos Manastırı" olabileceğini tahmin etmektedir.

Binanın kalıntılarına bakıldığında yüksek bir mahzen üzerine birbiriyle irtibatlı onaltı hücreden meydana gelen bir manastır olduğu tahmin edilebilir. IV. Haçlı seferi sırasında 1203-1204 tarihlerinde bir yangında yanmıştır. Latin istilası sonrasında iyice harap hale gelen manastır ve kilise yeniden yapılmışsa da 1622'de buraya gelen Kardinal Demarchis yazdığı raporunda binanın harap durumda olduğundan bahsetmektedir.

Bu kiliseye ait olan Meryem ikonası Venedik balyosu tarafından satın alınmış ve Galata'daki Sen Pietro kilisesine verilmiştir. 1636'da kilise ibadete kapatılmış olup 1640'da Sadrazam Mustafa Paşa tarafından mescide dönüştürülmüştür. 1919'daki Salmatomruk yangınında bina yanmış ve bir daha tamir edilmemiştir. 1933 senesine ait eski bir resminden, sadece dört duvarı ile şerefesi yıkık bir minaresinin kaldığını görüyoruz. 1960'lı yıllarda binanın içine yapılan gecekondular ile tamamen ortadan kalkmıştır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1185
favori
like
share