Aşkta Kimseler Sürgüne Gitmez - Duygu Özüişçi

Çok olmasa da korkuları vardı umutları ile dost olmuş Badin’in. Bilindik ve soğukkanlı korkulardı…
Bajar ayaklarına ateş edilmiş, hayal ülkesinden gelmiş bir delikanlıydı. Bileklerinden yollara tutulmuştu. Arınıp sözcüklerden bin bir hayalin peşinde dünyanın dışına çıkmıştı. Kendini unutturmayı minnet borcu bilmişti yabancılara. Bir gün bir yabancı onun sesine sarıldı.
Herkesin geçirebileceği bir gündü; acıların yırtıcı bir kuş olduğu, yolların saldırdığı bir gün… İkisi de birbirine yabancıydı bir aynada, düşlerinde yasaklıydı sevişmeleri.
O günden sonra Badin’in nefesi buğulandı, yüreği zehirlendi. Usulca bırakmıştı aynaya öpücüklerini ve yaralı bir şekilde düş evine yerleşmişti. Mahcuptu konukluğuna ;çığlık atarcasına. Kıskanarak temize çekti öpücükleri.
Bajar ise dalgın ve hülyalı, kimsesizdi. Bir o kadar karanlık, sessiz ve bir kalenin içinde gizliydi. Hayatın kokusunu alıyordu hiçbir hedefi olmadan. Kafasının bir yerinde bir göl taşıyordu; yaşanmış her şeyi unutarak. Onun gözbebeği meleğimsi bir beyazlığa bürünmüştü, gözünün içinde bir melekle bakıyordu.
İkisi de hissediyordu aşkın kanayan tarifsizliğini. Kimseleri yoktu bu dünyada; düzenleri de tarifleri de… İşleri güçleri geçmişteki ihanetlerinin boyutlarını hesaplamak, hayatın dokusuna karşı susmaktı. Zaman bencilce harcanıyordu ve zorla kapatılmışlardı zamanın lanetine. Kocaman bir eksiklik vardı gündelik yaşam biçimlerinde. Yarım kalmış yaralarını onarmayı planlıyorlardı.
İlk önce Badin duydu gözünde kararan garip sessizliği. Severdi sessizce gökyüzünün sabahına maruz kalmayı; ama bu sessizlik misafirdi şaşıp kaldıkları aşka. Geçmişteki ihanetlerinin boyutlarını hesaplamaktan vazgeçti ve teslim oldu aşka. Hayatı sahiplenmiş cesur fısıldamalarla, gizli umutları taşıyan bir mesaj attı Bajar’a “Sevgi yoluna çıktım ben ve seni sevdim.”
Dinmedi, tepeden tırnağa mahcup kıldı Badin’i bu sessizlik. Yaşlanmaktan korkuyor, yoruluyordu sözcükleri taşımaktan, cesaretsiz ve ümitsizdi hayata ilişirken. Bajar’ın sözleri kendine ulaşmasın diye usulca telefona sessizlik maskesi taktı.
Gökyüzünün kızıllığını ve renklerin sevişmesini izlemeye koyuldu. Kafasında şiirsel sorular vardı; “ Bu dünya zehirli miydi? Bu dünya dokusuna kazınmış ışıklar, bu yürüyüşlere katılan yaşam, bu isyanı müjdeleyen cesaret zehirli miydi?”
Hava merhametini göstermiş güneş almaya başlamıştı. Acının ötesinde bir intihar duygusuyla telefonu açmaya karar verdi Badin. Telefonu açtığında anlamlı, omuzlarında yük taşıyan aramalar vardı. O talihsiz yolunu şaşırmış aramalardan sonra; bir mesajın geleceği belliydi ve o an yakınlaştıkça Badin tutuşuyordu. Ilık bir kan gibi yağıyordu gözyaşları vücuduna. Korkuyordu ve telaşlıydı. En saf halini takmış, yitirdiklerini önüne almış bir şekilde mesajı açtı. Mesaj aşkın aynasında sahipsiz bir yüz gibi dolaşan Bajar’dan gelmişti. Mesajı bir kere sonra bir kere daha okudu. Mesajın gözlerinden, masumluğundan öpüyordu. Sevinç çığlıkları ata ata bir daha okudu mesajı; “ Sevgi yoluna güller döşediğimi fark etmedin mi senin için. Not: Seni vakitsizce seviyorum.”
Artık dışındaydılar cam fanusun, dünya temizlenmişti. Uzaklarında hiç kimse kalmamıştı, herkes yakınlaşmıştı; çünkü aşk köprüler yapmaktan çok köprüler yıkmaktı.

Duygu Özüişçi

Beğeniler: 2
Favoriler: 0
İzlenmeler: 254
favori
like
share