ya kıymetli hocalarım okudum eski zamanlarda savaşlarda savaşla hiç alakası olmayan kadın ve çocuklar da esir olarak alınır sonra mal olarak muamele görürlermiş. İslam dinininde bu acaip uygulamaya cevaz verdiğini öğrendim. Ama benim sormak istediğim şu...

Yani savaşta esirlik olayı tarihi bir olgu kadınlarda öyle yada böyle bu işin kurbanı napalım tarihi bir fenomen ama nasıl sorsam acaba... Savaşta esir edilen kadın cariye yapılıyor ev işlerinde şunda bunda istihdam ediliyor bunlar normal anlaşılabilir gibi geliyor da. Mesela sahibi kadını beğendi onunla yatmak istedi ama kadın buna yanaşmak istemiyor nolcak kadını sahibi zorla sahip olabilir mi. Bu noktayı islam fıkhına göre öğrenmek istemiştim de. Saygılarımla

ese1977 ese1977
Üyenin Yeni Konuları
Üyenin Populer Konuları
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 3815
favori
like
share
ese1977 Tarih: 19.08.2009 13:11
Kıymetli kardeşim nedense islami bir konuda hemen tepki veriliyor. Anlıyorum dinde fikir düşünce yorum yok olduğu gibi sana sunulduğu gibi kabul edeceksin. Ama yani bu suçlar şekilde ima niye. Ben herhangi bir kimseyi suçladım mı. Velhasıl konu her dini soru sorduğumdaki hali alıyor ama yani işime niye gelsin ben ticaret felan yapmıyorum ki reklam ve benzeri bir şey olsun. Yani açıklamalar çok açıkmı bir ali rıza hocanınkine bak bir diğerine. Neyse bazı şeylerin hikmetinden sual olunmaz.
bugulu-gözler Tarih: 18.08.2009 23:19
ese1977 soruyla amacin ne onu bilmiyorum bizim verdigimiz cevaplarla tatmin olmuyorsun yada isine gelmiyor..
bence isine gelecek sekilde cevap verecek sitelere sor bu soruyu arkadasim
ese1977 Tarih: 18.08.2009 23:09
"Peygamberle birlikte Benû Mustalık Gazası'na çıktık. Ve Arap tutsaklarından tutsaklar elde ettik. O sırada kadınlar iştahımızı çekti. Bekârlık çok güç gelmişti bize o günlerde. Ve azil yapmak istedik. İstiyorduk azil yapmayı Ancak, Peygamber aramızdayken ona sormadan nasıl azil yapacağız?' dedik ve gidip peygambere sorduk. Peygamber de azil yapmakta sizin için bir sakınca yoktur. (Yapabilirsiniz de. Yapmaya bilirsiniz de.) Ama bilin ki, kıyamet gününe değin meydana gelecek bir yavru, ne olursa olsun meydana gelir." (Bkz. Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Itk/13; Tecrîd, hadis no: 1596; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'n-Nikâh/127, hadis no: 1438; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n-Nikâh/49, hadis no: 2170.)



Mesela bu hadisin şekli nedir mesela burada esir kadınlarla yatılmak isteniyor ama galiba azil yani dışa boşalmakta isteniyor burada merak ettiğim bu gibi rivayetler ve islami genel prensiplerle esir kadınlarla evlilik gibi bir musaade ile mi olunuyordu. Aslında önemli bir ayrıntı gibi geldi bana... saygılarımla
keskinkilic_68 Tarih: 13.08.2009 08:40
okuduğun kaynaklar neler arkadaşım onları yazmadan İslam büyükleri hakkında konuşmamalısın.

Yoksa insanların aklında şüphe düşürmüş olursun.

zaten ilk sorduğun soru bile bi garip.
ese1977 Tarih: 13.08.2009 00:35
Teşekkür ederim çabalarınız için... Ben mezheplerin bu konuda ki içtihadını öğrenmek istemiştim. Zira savaşta özellikle günümüzde kadınların çoğunlukla da müslüman kadınların maruz kaldığı durumlar ortada. Bu konu biraz ince ve gerçekten hassas bir konu. Hz Ali' nin bile cariyelerden çocukları olduğunu okudum. Yani aklıma bu durum geldi. Cevaplayan arkadaşlardan çok teşekkür ederim...
bugulu-gözler Tarih: 11.08.2009 21:58
arkadasim bizdn cevap bu kadar gerisinide sen bulursun artik..
bu devirde öyle bir sey kalmamis kaldiki böyle seyler nikah olmadigi sürece zina olarak gecer zorla olan bir seyde tecavüzdür daha ne kadar aciklama olabilir
bugulu-gözler Tarih: 11.08.2009 21:57
Cariyeler ve Sömürülen Cinsellikleri



Köleler ve cariyeler konusu beni uzun zamandır düşündürüyordu. Bu konu üzerine birazcık eğilip de sancı çekmeyen, ızdırap duymayan bir ilim adamı düşünemiyorum. Benim bu çalışmayı yapmamda üç temel sebep var:

1.Bu konu Kur^'an'a ve sahih sünnete göre anlaşılamadı. Anlaşıldıysa da uygulamaya hakim kılınamadı. İstismar edildi, imanları zedeledi. Hala da zedelemeye devam ediyor.
2.Klasik kaynaklarımızda ve günümüzün temel kaynakları olarak niteleyebileceğimiz eserlerde cariyelik köleliği çağrıştırıyor. Cariyeler cinsel partner olarak algılanıyor. Bu yanlış bilgiden kaynaklanan tahribat korkunç denilebilecek seviyededir. Bu konu nice insanların zihinlerini bulandırıyor. Bu konu üzerinden yüce dinimize nice aşağılamalarda saldırılarda bulunuluyor.
3.Cariyeler tarihin olgusu değildir. Cariyeler dün vardı, bugün de yarın da olabilir. O halde cariyeler mevzusunun çok iyi bilinmesi, Kur'an'ın bu konudaki ölçülerinin sindirilmesi bize farz olan bir görevdir.


Bu üç sebep bu kitap çalışmasını yapmamıza neden oldu. Şimdi sizlere bu konuda kitabın özeti sayılabilecek bazı bilgiler aktarayım. Burada sadece konunun temel ayetleri verilecektir. Konunun çok geniş olmasından dolayı ayet ve hadis delilleri için kitaba bakılabilir.



Öncelikle cariyenin tanımıyla söze başlayalım. Cariye: Meşru harp esiresi demektir. Meşru olmayan savaşın neticesinde alınabilecek esirler, hürlerin esirleştirilmesi anlamına zulümdür ve bir hadis-i kutsiye göre Allah'a düşmanlıktır. O halde meşru savaş nedir? Toprak işgali, tabii kaynaklar edinme, egemenlik ve ırk hakimiyeti için yapılacak savaşlar meşru değildir. Meşru savaşın gerekçesi ve sınırları Mumtehine suresi 8 ve 9. ayetlerinde belirtilmiştir:



8. Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever.

9. Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurtlarınızdan çıkaranları ve çıkarılmanız için onlara yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.



Bu ayette üç tane kırmızı çizgi çizilmiştir:

1.Dinimizden dolayı bizi öldürmeye çalışanlar
2.Bizi yurdumuzdan çıkarmaya çalışanlar
3.Yurdumuzdan çıkarılmamıza çalışanlara destek verenler


İslam'da bu üç kırmızı çizginin çiğnenmesi savaş nedenidir. Zaten bunlar evrensel savaş nedenleridir.



Bakara suresi 191. ayet bu konuyu biraz daha açıyor. Konumuz savaş olmadığı için bu konuda ayrıntıya girmeyeceğiz.

191. Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir.



Savaşların kaçınılmaz sonuçları vardır. Bu sonuçlardan biri de esir almaktır. Mütecaviz savaşçıların stratejik hedefleri çökertildiğinde, savaşamaz hale getirildiklerinde ve onlara üstün gelindiğinde onlardan esir alınabilir. Onların güçleri çökertilmeden, tam galip gelinmeden esir alınamaz. Esir almayla ilgili Kur'an'daki ölçü Muhammed suresi 4. ayettir:



4. (Savaşta) inkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin.

Bu ayet o dönemde tüm dünyada mevcut olan köleliği dondurmuş ve kesin olarak noktalamıştır. Çünkü kölelik savaştan alınan esirlerden beslenen bir kurumdu. Ayet alınan esirlerin ya karşılıksız veya karşılıklı (fidye karşılığı) serbest bırakılmasını emretmektedir. Köleliği kaldıran bu ayet yepyeni bir sistem oluşturmuştur: Esirlik sistemi. Fakat günümüzde maalesef esirlik ile kölelik aynı zannedildiği için çeşitli yanlış anlayışlar ortaya çıkmaktadır. Kur'an-ı Kerim bu ayetle esirlerin köleleştirilmesini yasaklamaktadır. İnsanların Allah tealanın hür olarak yarattığı kullardır. Esirlik ise savaşla alakalı ve geçici bir statüdür. Dolayısıyla esirler köleleştirilemezler. Kur'an'da ve sünnette esirlerin köleleştirilmesiyle alakalı herhangi bir ölçü yoktur. Enfal suresinin 41. ayetine göre alınan esirlerin 1/5'i devlete 4/5'i de savaşan askerlere (ailelere) verilebilir. Çünkü İslamın amacı insandır. Bu insanların İslam'la tanıştırılması için bunlar Müslüman ailelerin yanına verilir. (Mücahit ailelere)



Esirlere yapılacak olan şey bellidir. Esirler ya karşılıksız ya da karşılıklı serbest bırakılmalarıdır. Burada yönetimler özgürdür. Fidye almak için ısrarcı da olunabilir. Peki fidyeyi kim verecek? Fidyeyi parası varsa esirin kendisi, ailesi veya bağlı olduğu devlet ödeyebilir. Fakat bu üç kaynak tarafından esirin fidyesi ödenmezse ne olur? Bu durumda Allah tealanın koyduğu iç mekanizmalar harekete geçecek. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

1.Zekat: Tevbe suresi 60. ayette belirtilen 8 sınıftan biri de esirlerin (boyunların) azad edilmesi fonudur. (ve fir rikab) Bilindiği gibi zekat İslam Devletinin topladığı vergidir. İslam Devleti zekatı toplar ve bu sekiz sınıf için harcar. Bu sınıflardan biri de esirlerin hürriyete kavuşturulmasıdır. Bu esirler toplumda bir problemdir. Bunların yiyecek, içecek, barınak, tedavi masrafları vardır.
2.Mükatebe: Bu yol Nur suresi 33. ayette belirtilen yoldur. Belirli bir fidye miktarı için anlaşma yapılır ve esir kendi fidyesini kazanmak için serbest bırakılır. Kendi fidye miktarını kazanıp ödedikten sonra salınıverir. (Hürriyetine kavuşur)


33. …Ellerinizin altında bulunanlardan mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın. Allah'ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin….



3.Kefaretler: Dinimizdeki bazı suçların kefaretlerin seçenekleri içinde esir azadı seçeneği de vardır. a- Yemin kefareti: Bilerek yapılan (ağız alışkanlığı olmadan) yeminler sorumluluk getirir. Böyle bir yeminine muhalefet edenin cezası; 10 fakiri yedirmek veya 10 fakiri giydirmek veya 1 esir azad etmektir. (tahriru rakabeh) bunlara gücü yetmezse 3 gün oruç tutmaktır. (bk. Maide 89) b- Zıhar kefareti: Zıhar; kendi hanımıyla cinsel ilişkiye girmemek için yemin etmeye denir. Bunun cezası: 1 esiri hürriyetine kavuşturmak (tahriru rakabe) buna gücü yetmezse ardı ardına iki ay oruç tutmak buna da gücü yetmezse 60 fakiri doyurmaktır. (bk. Mücadele 3-4) c- Yanlışlıkla bir mü'mini öldürme kefareti: Bunun cezası: Bir mü'min esiri hürriyetine kavuşturmak ve öldürülen mü'minin ailesine bir diyet ödemek. Buna gücü yetmezse tevbesinin kabulü için iki ay peşpeşe oruç tutmak (bk. Nisa 92)
Bu eyetlerde geçen (tahriru rakabe) hep köle azadı olarak tercüme edilmiştir ki bu yanlıştır. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de köleleştirmekle ilgili bir tek ayet yoktur. Bu ayetlerde geçen bu kelime savaş esirleriyle alakalıdır. Çünkü Muhammed suresinin 4. ayeti esir almayı serbest bırakmıştır. Ama bu esirler sürekli esarette tutulmaz yani köleleştirilemez. Çeşitli vesilelerle serbest bırakılmalıdır. Bu yollar başka ayetlerde gösterilmiştir.

4.Esir Azadı: Esirlerin azadıyla alakalı olarak yukarıdakilerden –bana göre- çok daha etkili bir yol daha var. O da beled suresinde geçen, herkesin yapamayacağı ancak seçilmiş erdemli kişilerin yapabileceği davranışlar belirtilirken esir azadından da (boynu hürriyete kavuşturmak) söz ediliyor. Peygamberimiz de esir azadıyla alaklı olarak şöyle buyurur: "Kim bir esiri azad ederse onun her bir organına mukabil, azad eden kişinin organı cehennemden azad edilir." Bu hadisi duyan sahabeler bu iş için yarışırlardı. Çünkü peygamberimizin diliyle yapılan vaatlerde hulf olmaz.
5.Nikah: Yukarıdaki yollardan başka esirlerin hürriyete kavuşması için bir yol daha vardır ki o da İslam toplumundaki kadın veya erkek esirlerin hürler ile –kendi rızalarıyla-evlenmesi yoludur. Kişi kendi cariyesiyle –eğer onun da rızası varsa- nikahlandığı an cariye hür olur. Kendi cariyesiyle nikah için mehir verilmez. Onun mehri fidye borcuna sayılır. Böylece bu nikah ile o cariye hür olur ve o kişinin hanımı olur. Kişi başka birisinin cariyesi (onun gözetimi altındaki harp esiri) ile evlenmek isterse ve bunu cariye kabul eder, cariyeyi gözeten aile de onaylarsa mehir cariyeye verilir. Böylece o cariye (esir) hürriyeti için lazım olan fidyesi için sermaye elde etmiş olur. Kur'an-ı Kerim'e göre cariye ile ancak nikahla beraber olunabilir. Ancak tarihte maalesef öyle bir yapı oluşturulmuş ki bu esirler köleleştirilmiş. Halbuki Allah teala o esirlerin karşılıklı veya karşılıksız salıverilmesini emreder. Ayrıca bu esirler köleleştirilmekle de kalmamış, kadın esirlerin (cariye) cinselliklerinden faydalanmak için konu bir şekilde Kur'an ve Sünnet ile irtibatlandırılarak müthiş bir sömürü yapısı oluşturulmuş. Nedir bu yapı: Bu sakat yapı şudur: Kişilerin dilediği kadar cariye edinebilmesi sistemidir. Halbuki Kur'an'a göre evli olan veya hür bir kadınla evlenmeye gücü yeten Müslüman bir erkek cariyeyle evlenemez. Fakat geleneksel fıkhımızda bunların hiçbirinden bahsedilmez. Tüm bunlara mukabil geleneksel fıkıh maalesef cariyelerle nikahsız birlikteliklere olanak sağlamış ve ortaya çok acayip oluşumlar çıkmıştır. –Afedersiniz- "avrat pazarları" kurulup bu köleleştirilen kadınlar orada satılmışlardır. Örneğin Osmanlı zamanında İstanbul'da benim tespit edebildiğim kadarıyla birkaç yerde "avrat pazarı" vardı. Yüzlerce cariye getiriliyor güzel olanları pazara düşmeden satın alınıyor, diğerleri de pazarda satılıyorlardı. Pazardan cariye satın alan kişi bir adet döneminden sonra onunla –rızası aranmadan ve nikahsız olarak- dilediği şekilde birlikte olabiliyordu. Yani onu odalık olarak kullanıyordu. İstediği zaman onu tekrar pazara götürüp satabiliyordu. Onu alan diğer kişi bir adet dönemi sonra onu odalık olarak kullanabiliyor ve bu iş böyle devam edip gidiyordu. Maalesef Kur'an ve Sünnetten uzak oluşan fıkıh bu facialara neden olmuştur. Bunlar insanın tüylerini ürperten, dehşetler içinde bırakan tarihi uygulamalardır. Yani şeriatın gölgesi altında ve şeriat adına fuhuş meşrulaştırılmış ve alenen uygulanmıştır. Oysa Kur'an'a göre kişi cariye ile asla nikahsız cinsel ilişkiye giremez. Zaten evli biri ve hür biriyle evlenmeye gücü yeten biri cariye ile evlenemez. Ama fıkıhtaki cariyelerle alakalı hükümler Kur'an ve sünnetten çok uzakta ve dehşet vericidir. Mesela fıkha göre kişi dilediği kadar cariyeyi mülkiyet yoluyla elde edebilir ve onlarla nikahsız, mehirsiz dilediği kadar birleşebilir. Bu cariyeyi istediği zaman satabilir. Ayrıca bu işler için cariyenin rızasına da bakılmaz. Cariye sahibinin rızası yeterlidir. Fıkha göre cariye maldır mal sahibi de olamaz. Buna benzer daha nice feci ve Kur'an'a taban tabana zıt fikirler maalesef din adına pek çok kitaplara girmiş durumdadır. Mesela bu fikirleri; Taberi, Kurtubi, Fahruddin Razi, Kadı Beydavi vb. gibi tefsirlerde yer yer bulabileceğiniz gibi ana fıkıh kitaplarında da rahatlıkla bulabilirsiniz. İşin daha feci olan yanı ise şudur: İnsanın omuzlarını çökertecek vicdanını sızlatacak bu feci yapı öteden beri bütün ilahiyatçılarımızı rahatsız ettiği halde günümüz temel kaynaklarına da aynen girmiştir. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan İslam Ansiklopedisinin köle ve esir maddelerinde klasik kaynaklardaki bu fecaatler aynen tekrar edilmiştir. Yine Diyanetin bastırdığı "Kur'an Yolu" tefsirinde de hatalar aynen devam ediyor. Bunların temel nedeni kölelikle esirliğin birbirine karıştırılmasıdır. Dolayısıyla ilgili ayetler açıklanırken bir kültürel cinayet işleniyor ve esirlerle ilgili ayetlerde günümüz tefsirlerinin birinde şöyle deniyor: "İslamın hedefine uygun olarak günümüzde kölelik kurumu ortadan kalktığı için bu konuyla ilgili hükümlerin uygulanmasına fiilen ihtiyaç kalmamıştır." Bu bir cinayettir.Çünkü bu ayetlerin kölelikle ilgisi yok. Bu ayetler kıyamete kadar devam edecek "savaş esirliği sistemiyle" alakalıdır. İslami bir devlet yapısı içinde savaş olsa esirlik ve cariyelik hükümleri aynen günümüzde de geçerlidir. Ve bu sistem modern geçinenlerin hayal bile edemeyecekleri kadar modern ve insani bir sistemdir. Savaş ve esirlik insanların olduğu yerde kaçınılmazdır. Burada karıştırılmaması gereken şey kölelikle cariyeliğin aynı şey olmadığıdır. Dolayısıyla esirlik bir mazi olgusu değil hal olgusudur.


Konuyu kısaca özetleyelim.

Bir cariye ile nikahsız ilişkiye girilemez. Yani cariye asla odalık olarak kullanılamaz. Bu hüküm Kur'an'ın 4 ayetiyle sabittir.
Evli bir kişi veya hür bir kadınla evlenebilecek gücü olan bir kişi cariye (savaş esiri) ile evlenemez. Bu hüküm Kur'an'ın 5 ayetiyle sabittir.
Her cariyeyle nikah yapılamaz. Bunun için bazı şartlar vardır. a. Hür bir kadın ile nikaha gücünün yetmiyor olması lazım. b. Cariyenin fuhuş suçu işlememiş ve gizli dost (metres) edinmemiş olması lazım c. Cariyenin evlenmeye rızasının olması lazım d. Hukuken cariyenin ailesi sayılan ailenin de onayı lazım e. Mehri cariyenin kendisine vermek lazım Bütün bu şartlardan sonra cariye ile nikah yapılabilir. Ancak tüm bunlara rağmen Allah teala cariyeler ile evlenilmesini tavsiye etmiyor. Tüm bu şartlar uysa da "Sabrederseniz daha hayırlıdır" diyor ama onlarla evlenmeyi de yasaklamıyor.
Kişi savaş sonrası kendi gözetimi altına verilen cariyesiyle (savaş esiriyle) evlenecekse cariye de bunu kabul ederse nikah yapılır ama mehir gerekmez. Onun mehri fidyesine sayılır. Nikah ve zifaftan sonra cariye artık hür olur. O kişinin hanımı olur. Hürriyete kavuşması için çocuk doğurması şartı yoktur. Yani "ummü veled" İslami değildir.
Hür kadınlar da erkek esirlerle evlenebilir.
Müslüman cariyelerin tesettürleri aynen hür kadınlarınki gibidir.
Kur'an'ın hiçbir yerinde esir-cariye alım satımından söz edilmez.




Prof. Dr. Ali Rıza Demircan
ese1977 Tarih: 11.08.2009 15:31
Verdiğiniz cevaplar için çok teşekkür ederim arkadaşlar. Ama bu soru benim kendi kafamdan çıkan bir soru değildi. bir çok yerde bu soru ile karşılaşıyorum. Ta islamın başlangıcından beri bir çok islami şahsiyetin cariyelerle ilişkileri olduğunu okuyorum. Benim de aklıma yani zorla bir kadına sahip olma olayı ile islam yada herhangi bir dini emrin ters düşmesi gerekir diye düşündüm buda beni bu soruya götürdü. Yani cariyeler var sahipleriyle evlilik olmadanda islam tarihi boyunca cinsel beraberlikleri olmuş bunun hükmü dindeki yeri nedir öğrenmek istedim. o kadar saygılarımla
bugulu-gözler Tarih: 09.08.2009 03:50
ese1977
Mesela sahibi kadını beğendi onunla yatmak istedi ama kadın buna yanaşmak istemiyor nolcak kadını sahibi zorla sahip olabilir mi. Bu noktayı islam fıkhına göre öğrenmek istemiştim de. Saygılarımlacariyelerle ilgili kafamda ufak bir soru varda

eger biraz düsünseniz böyle bir soruyu sormazdiniz sizce hani bir din böyle bir seyi kabul edebilir,bunu sorgulamaniz bile hata.. kaldiki islamiyette böyle bir sey olacak...