[FONT="Arial Narrow"]Almanya'da yapılan bir araştırma erkeklerin özellikle az pişirilmiş, kanlı etleri, acılı, baharatlı ve ağır yemekleri; kadınların ise sebze-meyveleri, tavuk, balık gibi beyaz etleri, tatlıları ve genelde hafif yiyecekleri tercih ettikleri yolundaki toplumsal cinsiyet klişelerinin gerçeklerle örtüştüğünü ortya çıkardı..


Nişantaşı, Teşvikiye restoran ve kafelerinde, kentin lüks alışveriş merkezlerinde öğlen saatlerinde yemek yiyenler çoğunlukla hanımlardır. Belli bir düzeyin üzerinde geliri olan ev hanımları genellikle arkadaşlarıyla buralarda buluşup birlikte yemek yiyerek günlük programlarına başlarlar. Bu nedenle mekânlar mönülerini hanımların tercihlerine göre düzenler.

Yağsız ızgara etler ve salata seçeneklerinin zenginliği yemek listelerinin ortak özelliğidir.

Hanımların tercih ettikleri bu şık restoranlardaki düşük kalorili yemeklere, fiziklerine çok önem verenler hariç, erkekler pek ilgi göstermez.

Öte yandan, New York'un en ünlü steak restoranı Peter Lueger'de kapıdan içeri girdiğimde, tıklım tıklım restoranda bir iki kadın dışında müşterilerin tümünün erkeklerden oluştuğu hemen dikkatimi çekmişti.

Erkeklerle kadınların yemek tercihleri arasındaki bu farkı, hanımların manken gibi görünme özlemlerine bağlıyor ama erkeklerin tercihine pek akıl erdiremiyordum.
Geçtiğimiz günlerde, gözlemlerimi bilimsel açıdan kanıtlayan bir araştırma raporu elime geçti. Rapor, iki cinsin yiyecek seçimlerinin ardında bedensel farklılıkların mı yoksa sosyokültürel gerekçelerin mi yattığını inceliyor.
Almanya'nın Stuttgart kentindeki Hohenheim Üniversitesi sosyoloji dalı öğretim üyeleri Jana-Rückert- John ve Rene John bu araştırmayı 20 bin Alman üzerinde yapmışlar. Önce erkeklerin eti, özellikle de az pişirilmiş, kanlı etleri, acılı, baharatlı ve ağır yemekleri, kadınların ise sebze-meyveleri, tavuk, balık gibi beyaz etleri, tatlıları ve genelde hafif yiyecekleri tercih ettikleri yolundaki toplumsal cinsiyet klişelerinin gerçeklerle örtüştüğünü saptamışlar.
Ortalama tüketim miktarları bile belirlenmiş. Buna göre erkekler günde ortalama 103 gram, yani ortalama 53 gram et yiyen kadınların neredeyse iki katı et, sosis, salam ve sucuk tüketirken, kadınlar günde ortalama 270 gram, erkekler ise sadece 222 gram meyveyle yetiniyor.

İnce bir bedene sahip olmaları için kız çocuklar küçük yaştan itibaren birtakım yiyeceklerden uzak durmaya, erkekler ise hayattan daha çok keyif almaya yönlendiriliyor.

Peki, yeme içme konusunda farklı tercihlerin gerçek nedenleri neler? Acaba hep söylendiği gibi, erkekler daha fazla ete ihtiyaç mı duyuyor? İnsanlık tarihine bakılırsa, bir zamanlar et, hiç de bugün öne sürüldüğü gibi erkeklere özgü bir gıda ürünü değil. Atalarımız ilk insanlar, kadın erkek birlikte avlanıp yiyecek topluyor ve aynı yiyeceklerle besleniyorlardı. O dönemlerden kalan kemikler üzerinde yapılan araştırmalar bunu ortaya koymuş.

Aynı görevleri üstelenen kadın ve erkeklerin kemiklerinin eşit biçimde aşınmış oluşundan uzmanlar bu sonuca varıyor.
Ancak, bütün aile bireylerinin katıldığı sürek avından, erkeklerin tuzak ve pusu kurarak avlanmayı üstlenmesiyle yemek alışkanlıkları değişiyor. Nihayet, tarımın başlaması ve atalarımızın yerleşik düzene geçmeleriyle kadınla erkeğin beslenme biçimindeki farklılık daha da belirgin hale geliyor. Artık avlanmayı bütünüyle erkek üstleniyor ve et, onu elde edenin bir ayrıcalığı oluyor.

Alman uzmanlardan Rene John'a göre, kadınlarla erkeklerin
sofrada farklı tercihlere yönelmelerinin fiziksel ve biyolojik bir gerekçesi yok; bu olgu toplumsal nedenlere dayanıyor. "Eğer fiziksel gerekçeler söz konusu olsaydı, kanlı eti kadınlar yemeliydi. Çünkü kadınların organizması demire erkeklerden daha fazla ihtiyaç duyar," diyor John.

Öte yandan, beslenme uzmanları vücut yapılarındaki farklılık nedeniyle erkeklerin kadınlara göre daha fazla enerji tükettiklerini saptamışlar. Daha az enerjiye gereksinim duyan kadınlar ise genellikle düşük kalorili, ancak mineral ve vitaminler açısından daha yoğun gıdaları tercih ediyor. Ancak bu, gerçek beslenme alanındaki kalıplaşmış eğilimleri tek başına açıklamaya yeterli değil.

Gıda ürünlerinde bugünkü çok çeşitliliğe eski kuşaklar sahip değillerdi. Bu çok çeşitliliğinin salt karın doyurma dışında bir de toplumsal işlevi var, sosyologlara göre. Tabağımızdaki yemek aynı zamanda cinsiyetimizi de vurguluyor. Araştırmada ilginç bir gözleme yer verilmiş. Kadınla erkek buluşup ilk kez birlikte yemeğe çıktıklarında kadınlar daha çok salata türü yiyecekleri, erkekler ise kanlı biftekler ya da kızartma etleri tercih ediyorlarmış.

Özellikle havaların ısındığı bu bahar günlerinde tanık oluyoruz.
Kadın mutfakta diğer yemekleri pişirirken, erkek balkona çıkmış mangal yapıyor; mangal görevini erkekler kadınlara bırakmıyor.
Uzmanlar statü açısından bunun değişik nedenlerini ortaya çıkarmışlar. Erkek ateşe egemen olduğunu açık havada mangal yaparak herkese gösteriyor. Ayrıca, mangal yapmak bir hobi; her gün tekrarlanan ve kadınlara özgü bir görev sayılan yemek pişirmeden farklı olarak, bir keyif, boş zamanı değerlendirme etkinliği.

Kuşkusuz modern toplumlarda ideal vücut ölçüleri ve kadınla erkekten beklentiler değişiyor.

Zayıflama ve sağlık konuları sadece kadınlara özgü olmaktan çıktı. Pek çok insan eski kalıplaşmış cinsiyet rollerine göre de hayat sürdürmüyor.

Ama görülen o ki, klişe roller bilinçaltında da olsa davranışlarımızı yönlendirmeye hala devam ediyor.
İşte Nişantaşı kafelerinde kadınlar salata yerken, erkeklerin daha çok steak house'ları tercih etmelerinin tarihsel nedenlere dayanan öyküsü kısaca bundan ibaret..



Ahmet Örs

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 325
favori
like
share