Önsöz Kabilinden Bi Yazı - Cenk Pekcanattı



Biz fotoğrafçıların, “Fotoğraf Felsefesi ve Kuramı” hakkında pek fazla kafa yormadığı aşikâr! Kimi konuya ilgi duymayıp gereksiz, kimi karmaşık buluyor. Fakat teknik meselelerle ilgili bitmek tükenmek bilmeyen fotoğraf sohbetlerinde bazen iş “entelektüel budalalık” etmeye ve “nassı” oluyorsa hava atmaya gelince işler değişiyor. Öncelikle Susan Sontag, Roland Barthes muhabbetiyle açılış yapılıyor. Zaten bunlar kadrolu; başka isimler bilinmiyor. Bir taraf bir kitabın ismini anıyor. Diğeri “Aaa! Ben o kitabı biliyorum” deyip, “Sen bunu biliyor musun?” diye soruyor. Bu geyik böyle don lastiği gibi uzayıp gidiyor. Ortaya özgün hiçbir fikir atılmıyor, mevcut kuramlara insanların kendi çapında da olsa katkıda bulunabilmeleri için fikir teatileri de olmuyor. Güzel Sanatlar Fakültelerine gelince; hepsi hakkında bir şey söylemem mümkün değil. Bilmiyorum… Fakat benim öğrenci olduğum yıllarda akademide aldığımız (almaya çalıştığımız) “Fotoğraf Felsefesi ve Kuramı” dersi başlı başına makale olacak ayrı bir konu. Duruma az biraz değinecek olursam. Pek bir değerli hocamız ekseriyetle derse teşrif etmez, ettiği zamanda gözümüzdeki o ışığı görmediğini söyleyip ardından haftalarca sırra kadem basardı. “Ya hoca yoktu ya da gözde ışık…” Bu çıkarımı yaparken neden bir “nihilist” olduğumu da anladım. Demek kökleri taaa mektep yıllarına dayanıyormuş. Madem böyle bir eksiklik var o zaman bu ve takibindeki aylarda birazda felsefi ve kuramsal takılalım dedim. İlk olarak masaya yatıracağım konu fotoğrafın epistemolojik durumuyla ilgili…

Ele aldığımız konu zor, karmaşık, felsefe ve kuram çoğumuzda alerjik, ama inanın bu konu çok can alıcı… Bundan ötürü makalemi hazmı kolay olsun diye birkaç parçaya böldüm. Aslında kaç parçaya böldüğümü bende bilmiyorum. Doğaçlama takılacağım. Maksat masumane; bu yazıyı okuduktan sonra hamlaşmış beyinlerin ertesi günü ağrımasını, sızlamasını istemiyorum. Bu ilk bölümde şöyle bir ısınıp konun özüne inmek için esneme hareketleri yapacağız. Konu hakkındaki mevcut kuramlara biraz değineceğim ki, gelecek aya dersinize iyi çalışıp ta gelin. Hata ya da hatalarını/mı bulun eleştirin. Hatta verin veriştirin ki; gelişelim, gerekirse değişelim.

Makalenin bu ilk bölümünün sonunda “Penguen” adlı haftalık mizah dergisinden bir alıntı var. Bu Kaan Sezyum’a ait bir tespit. “Estetik” konusundaki, katıldığım bu tespit zaaamiamızın iyiden iyiye mizah konusu olduğunun adeta bir göstergesi… Sanırım önsöz gibimsi bu kısımda sizlerle paylaşacaklarımda bu kadar…

Fotoğrafın Epistemolojik Durumu Üzerine Ufak Bi’ Kafa Yormaca Girişimi ya da “Yahu Ne Diyo Bu Adam?”

1. Bölüm

Derin Bir Mevzuya Giriş

Diğer görsel temsil biçimlerine kıyasla fotoğrafın neden ‘bir zamanlar’ epistemolojik olarak daha değerli ve geçerli olduğu üzerine hiç düşündünüz mü?, “Hoppala!.. ‘Epistemolojik’ ne demek ki; değeri ya da geçerliliği sorgu – sual olunsun?” Dediğinizi duyar gibiyim. “Bir de neden bir zamanlar tırnak içinde?” Öncelikle ilk sorunun cevabını vereyim. Daha yazımın hemen başında birçoğunuzun kafasını karıştıran kelimenin anlamı “bilgi kuramı ile ilgili” demek. Gelelim 2. sorunun cevabına, bir zamanlar tırnak içerisinde çünkü Photoshop’un ilk sürümünün piyasaya çıkışının üzerinden geçen yaklaşık 21 yıllık süreçte fotoğrafın epistemolojik değeri bir önceki dönemden daha da fazla yara aldı, hatta bence değerini ciddi ölçüde yitirdi. Konvansiyonel fotoğrafçılığın hâkim olduğu süreçte de “fotomontaj teknikleri” kullanılarak fotoğrafın doğası gereği sahip olduğu bilgi ve kanıt değeri suiistimal ediliyordu edilmesine… Örneğin: Lenin Ağabeyin, kurmay ekibinde yer alıp, sonradan kendine muhalif olan elemanların çekirdeklerini çıkarttırıp reçel yaptırttığı, ardından da fotomontajla kendinin de yer aldığı güruh fotoğraflarından bu ex-yoldaşları sildirtip faili meçhulün hakkını Allahına kadar vermişliği rivayet olunur. Fakat fotomontaj ciddi bir “meleke” gerektiriyordu. Fotomontaj uygulamaları Photoshop’u açıp iki tuşa basarak bir fotoğrafı manipüle etmeye hiç benzemiyordu. İyi sonuçlar için karanlıkoda da zahmetli ve uzun bir çalışma sürecine ihtiyaç vardı. Bundan ötürüde her baba yiğidin harcı değildi. Veba salgını gibi de her yana yayılıp durmuyordu. Photoshop’un mevcut olduğu süreçteki bu salgını fark etmeniz içinse basına yansıyan haber başlıklarına şöyle bir göz atmamız yeterli:

“ABD'nin Suriye Fotoğrafları 'Fotoshop' Çıktı!”, “Mars'taki İnsan Görüntüsü Fotoshop Çıktı!”, “AKP’nin Manisa’daki Klonlanmış Seçmenleri”, “İnternet Reklamında Photoshop'a Dikkat!”, “Sendika Kavgasında Fotomontaj Skandalı”, “İran'ın Füzeleri Fotomontaj Çıktı”, “Erdal Acar, FOTOMONTAJ Yaptırmış” , “Yol Üstü Genelevleri Fotomontaj Çıktı!”

İçimden bir ses yazımın ilerleyen safhalarında bu son başlığa bir şekilde de olsa lafın dönüp dolaşıp geleceğini söylüyor.

Şimdi dönelimde, dalalım yeşil ördek gibi asli mevzuumuzun serin mi serin derinliklerine… “Neden bir suç mahalinin fotoğrafı “meşru kanıt” kabul edilirken, aynı mahalin “yağlı boya” resmi veyahut “kara kalem çizimi” meşru bir kanıt değeri taşımaz?” Siz bir de bu soru üzerinde düşüne durun… Ben konunun derinliklerine inmeye devam edeyim. Fotoğrafların meşru ya da gayri meşru bağlamda kanıt oluşturdukları su götürmez bir gerçektir. Fotoğrafın birer “meşru kanıt” olarak kullanılması, fotoğraf malzemesinin keşfedildiği ilk yıllara kadar da uzanır. Amerika’daki Sivil Savaş Dönemi’nde fotoğrafların mahkemelerde birer kanıt olarak kullanıldığı gözlemlenmektedir. Fotoğrafların meşru kanıt oluşturması ile ilgili tarihteki en önemli vakalardan biriside 1871 Paris Komünü deneyimidir, barikatlardaki göstericilerin fotoğrafları, Paris Polisi tarafından delil olarak kullanılmış ve yakalanan göstericiler idam edilmişlerdir. Fotoğraflar gayri resmi olarak ta birçok alanda kanıt oluşturabilirler. En basiti buna, bizim ve sevdiklerimizin geçmişte neye benzediklerinin görsel birer kanıtı olan aile albümü fotoğrafları örnek olarak verilebilir.

Kanıt değeri taşıma özelliğine sahip yegâne görsel araç tabi ki sadece fotoğraf değil, Lascaux ya da Altamira’daki mağara resimleri, buralarda bir zamanlar insanoğlunun yaşadığının antropolojik birer kanıtıdır. Oturduğunuz evin yanındaki boş araziye bakan duvara yapılmış yampiri tebeşir çizimleri o civarlarda takılan veletlerin hınzırlıklarının birer göstergesi olurlar. Fakat diğer tüm görsel temsilleri tek tek göz önünde bulundurduğumuzda fotoğrafın kendine özgü epistemolojik rolü hala nevi şahsına münhasırdır. Söz konusu diğer tüm temsillerden farklı olarak fotoğraflar betimledikleri nesneye dair direkt kanıt oluştururlar. Güvenmeye daha yatkın olmamız nedeniyle de, fotoğrafın epistemolojik karakteri, en kusursuz çizim veya resimle kıyaslandığında tartışmasız daha ağır basar.

Fotoğrafın bu özelliğinin en tipik açıklaması; nesnenin tabiatı gereği zaten “gerçekçi” bir araç olmasıdır. Kuşkusuz bu kulağa doğru gibi gelse de, *Cohen ve Meskin’e göre ‘fotografik gerçekçiliğin’ neye/nelere bağlı olduğuna dair bir teori önermeksizin bu iddiayı değerlendirmemiz bir hayli zordur. Fotoğrafın epistemik rolünü açıklama maksatlı “fotografik gerçekçiliğe” dair mevcut bazı yaklaşımlar, maalesef geçersiz bazı iddialara dayanmaktadır. Örneğin: Gerek **Andre Bazin’in ‘yeniden sunum’ teorisindeki inanılması güç “fotografik görüntü nesnesin bizzat kendisidir.” İddiası, [Bazin, 1967] gerekse ***Kendall Walton’ın – fotoğrafların tasvir ettikleri objeleri tam anlamıyla görmemizi sağladıklarını iddia ettiği – fotoğrafların “transparan” olduğu iddiası [Walton, 1984] bu konudaki genel kanının aksine ve yanlıştır. [Cohen ve Meskin, 2004] Fotografik gerçekçiliğe dair metafizik açıdan daha az sorgulanası birtakım teorilerde mevcuttur. Mesela ****Gregory Currie kendi teorisinde temsili ve sinematik gerçeklikle ilgili karışık bir benzerlik açıklaması yapar. [Currie, 1995]. Bu açıklama çok tatmin edici olmamakla birlikte fotoğrafın epistemik durumunu açıklamak konusunda azda olsa ümit vaat etmemektedir. *****Nelson Goodman’ın görenekçi teorisi de fotoğrafın karakteristik epistemik rolünü açıklamak konusundaki ümidi vaat eden “resimsel gerçekçi” bir diğer bakış açısıdır. Sonuçta fotoğrafın epistemik durumu ya tam olarak anlaşılmamış ya da yanlış anlaşılmıştır; gerçekçilik görüşünün uygulanışı fotografik temsilin sadece bazı ayırt edici özelliklerini sınıflandırmaya yaramıştır.

Bende makalemin bundan sonraki kısmında önce fotoğrafın epistemik durumu ile ilgili kapsamlı Cohen ve Meskin kuramına değinip, ardından da kendi ekleme ve önerme/lerimde bulunacağım. Benim önerme/lerimde “insan faktörü” sadece bir izleyici olarak kalmayacak; “etken” olarak fotoğrafın epistemolojik durum üzerindeki etkilerini ele alacağım. Cohen ve Meskin’in yaklaşımlarına odaklanmamın sebebiyse mevcut kuramların üzerine söylenmiş, geliştirilmiş ve oldukça yeni olmasıdır. Kaldı ki önemli bir bölümüne de katılmaktayım.

Kim Ola ki Bu Amcalar?

*Aaron Meskin: Leeds Üniversitesi’nde görevli felsefe profesörüdür. İlgili olduğu alanlar imgelem, sanatsal stilin doğası, çizgi ve grafik romanların ele aldığı meselelerin estetiği üzerinedir.

Jonathan Cohen: Kaliforniya Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde Doçent Doktordur. İlgili olduğu alanlar rengin doğası ve renk deneyimi, zihin felsefesi, ruhbilim felsefesi, dil felsefesidir.

**André Bazin: Fransız film eleştirmeni ve film kuramcısıdır.

***Kendall Walton: Michigan Üniversitesi’nde görevli bir felsefe profesörüdür. Başlıca çalışmaları sanatın teorik olarak sorgulanması, zihin felsefesi ile ilgili meseleler, metafizik ve dil felsefesi üzerinedir.

****Gregory Currie: Felsefe Profesörü, Nottingham Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanıdır.

*****Nelson Goodman: Karşı olgusallar, matematikteki bağlantıları inceleyen bir mantık dalı olan mereoloji, tümevarım sorunu, gerçek dışıcılık ve estetik alanlarındaki çalışmalarıyla tanınmış Amerikalı felsefecidir.

Not: Mümkünse gelecek aya kadar bu isimlerle ilgili ufak tefek araştırmalar yapın. Ne yazmışlar ne çizmişler? Konuyu kavramak konusunda faydalı olacaktır.


I.Bölümün Referansları:

[Bazin, 1967] Bazin, A. (1967). What Is Cinema? University of California Press, Berkeley. Translated by Hugh Gray. – Sinema Nedir? Kaliforniya Üniversitesi Yayınları, Berkeley. Çeviri: Hugh Gray

[Cohen and Meskin, 2004] Cohen, J. and Meskin, A. (2004). On the epistemic value of photographs. Journal of Aesthetics and Art Criticism, 62(2):197–210. – Fotoğrafların Epistemik Değeri Üzerine, Estetik ve Sanat Eleştirisi Bülteni, 62(2):197–210.

[Currie, 1995] Currie, G. (1995). Image and Mind: Film, Philosophy and Cognitive Science. Cambridge University Press, Cambridge. – Görüntü ve Zihin: Film, Felsefe ve Kavramsal Bilim. Cambridge Üniversitesi Yayınları, Cambridge.

OH – Yes! – Kaan Sezyum

Radikal gazetesi dijital fotoğraf yarışması açtı. Katılımcı fotolarına bakınca (memleket olarak çiçek manyağı olduğumuz ortaya çıkıyor.) En çok oy alan fotolar hep makroyla çekilmiş, lale ve gül fotoları. Estetik olarak pekte ilerlemiyor muyuz ne?

Penguen, Yıl:6 – Sayı: 310


Cenk PEKCANATTI

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 2085
favori
like
share