[COLOR="silver"]İkisi de ne kadar az zamanlarının olduğunun farkında. Gel gör ki, insan tam anlamıyla bir muamma. Tek kelime bile etmiyorlar. Sebebini bilmeden, sadece birbirilerinin yüzlerini seyrediyorlar.

Bu nasıl bir gece? Siyah ve lacivertin en güzel tonu, nasıl karışmış böyle. Bu yumuşak renk tesadüften o kadar uzak ki. Gece, kendisini huzura daha da yaklaştıran renk için dolunaya çok şey borçlu.

Yalnız renkler değil sesler de çok uyumlu. Yeşil çınar ağaçlarının telaşsız hışırtısı ve acele ile akan cılız derenin sürekli sesi. Bu güzellik dere kenarında yaşayan kurbağalara, çıkarttıkları sesler için çok şey borçlu.

Buluştukları yeşil bahçe köyün hemen dışarısında. Ne garip, kız güneşin ilk ışıkları ile yine bu bahçede olacak. Anası ile vişne toplaması gerekiyor. Anası, yaşlı bir güneydoğu kadını. Kızının şu an yün yatağında herkes gibi uyuduğunu sanıyor. Cesaret en ufak bir şüphe kırıntısı tarafından yok edilebilir. Fakat bu kız tüm kalbi ile inanıyor.

Olağanüstü haller insanların farkında olmadan, istemedikleri şekillerde hareket etmelerine sebep oluyor. Galiba bu yüzden, genç adamın ağzından çıkan ilk kelimeler iltifat veya hatır sormak için değildi. Sitemli olduğu vurgularından anlaşılan bir soru cümlesi.

"Doğru olduklarına inanmak istemiyorum. Duyduklarım doğru mu?"

"Eğer sözlendiğimden bahsediyorsan doğru."

"Nasıl olur? Evet, ben burada değildim, ama hiç hissetmedin mi kalbim hep buradaydı."

"Olanlardan ben mesul değilim. Bana hiç sorulmadı bile. Bir gece yarısı hiç düşünmeden yanına gelmişim. Hala beni mi sorguluyorsun?"

"Hayır. Sana değil kızgınlığım. Bir an düşünemedim."

"Geldiğini duyunca ferahladım. Ya sen daha İzmir'deyken evlendirselerdi beni. Ama geçti, geldin artık, çözersin durumu. Abim seni çok sever. Seni destekler. "

"Peki nasıl olacak, üniversiteyi bitirmeme daha çok var. Evlenmek için müsait değiliz."

Sessizlik... İçerisinde bulundukları ruh halleri rüzgârı, çınar ağaçlarının hışırtılarını, kurbağaları bile duymalarını engelliyordu. Bu cümle kızın inanmışlığını sorgulamasına neden olacak gibiydi.

"Tek çaremiz İzmir'e geri dönmemen."

"Nasıl olur, onca emek boşuna mı gitsin? Şurada üç yılım kaldı mezun olmama."

İnsan... Gerçekten tam bir muamma. Bu genç adam kendisinden istenmediği halde yıldızları yere indirmekten, dünyayı durdurmaktan bahseden kişi değil miydi? Şimdi ise aşkını diplomaya mı tercih ediyor?

"Beni şaşırtıyorsun. Durumumuzu hemen ailelere belli etmezsen bir daha kavuşmamız imkânsız. Bırak okulu. Hem babanda istememişti gitmeni, tüm bu köyü, o kadar malınızı bırakıp şehre gitmeni istemiyordu."

"Evet, babama bile karşı çıkmıştım. Mimar olmak benim çocukluk hayalimdi. Benden okulu bırakmamı nasıl istersin?"

"Ne olacak sen mimar olunca?"

"Nasıl soru bu? Sevdiğim işi yapacağım. İçlerinde mutlu ailelerin kurulması için güzel evler yapacağım."

"Ben kerpiçten bir evde doğdum."

Bu cümle genç adamı gerçekten etkiledi. Ve kız devam etti.

"Vicdanım rahat değil. Böyle gizlice buluşmak ne dinimize ne kültürümüze uygun. Bir daha gelmeyeceğim."

Erkeğin son bir şeyler söylemesine izin vermeden hemen kalktı kız. Arkasına hiç bakmadan uzaklaşıyordu.

Hayat ne kadar garip? Nedir şimdi sorun? Bu durumda suçlar kimlere ait? Neden bekleyin diyemiyor bu adam. Bekleyin üniversiteyi bitirip geleyim. Saçma ama olacakların hemen olması gerekli.

"Başlanmış bir iş yarıda bırakılamaz. Ben üniversiteye çoktan başladım. Ve o daha öncesinde vardı. Bana bütün kalbi ile inandı. Şimdi onu yalnız mı bırakayım? Bir yolu mutlaka olmalı. Senden vazgeçemem. Aşk sadece bir kere olmalı. Bunun için çalışmalı. "

"Öylece gitti, bu gece uyuyamayacak. Olsun, bir gece uyuyamasın. Yarın çok mutlu olacak nasılsa. Bir ömür boyu mutlu olacak. Kalacağım, seninle kalacağım. Hep yanında olacağım. Bir yolunu bulup, üniversiteyi de bitireceğim. Karamsarlık yok. Ve hayatım burada devam edecek. Doğduğum topraklarda. Kerpiçten evler içerisinde seninle. Ve Allah bizimle.."


Murat Cem Şeker

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 326
favori
like
share