BİR SİNYAL GELİR minik bir bebeğin kafatasının içinden.




Sodyum ve potasyum iyonları yer değiştirir.




Elektrik akımı hızla yayılır. Gideceği yere, göz açıp kapayıncaya kadar ulaşır.




Yüz siniri, mesajı alır. Yedi bin sinir hattından oluşan ağın, sadece belli bölgelerine iletir sinyali.




Belirli hatlar, belirli kaslara mesajı aktarır.

Ağzın etrafında, yanaklarda, gözlerin çevresinde kaslar oynaşır.

Kaslarla beraber deri harekete geçer.

Bebek gülümser.

***

Olayın geçtiği yer, varlık âleminin en olağanüstü eseridir: insan yüzü.

El kadar bir alanda, kâinat estetiğinin bütün orantıları özetlenmiş, güzellik denen büyülü kavram bir cisme bürünüp belirmiştir. İnsan yüzünün bir benzeri yapılmaz. İsterseniz, sayısız sanatçıların hayalgüçlerinin ürünleriyle karşılaştırın insan yüzünü. Uzay filmlerindeki hayalî canlıları tek tek gözünüzün önünden geçirin. Hepsi de kaçınılmaz bir şekilde insan yüzünden yola çıkarak resmedilmiştir ve hepsi de çirkindir onların. İnsan yüzüne benzemeyen bir yüz, kimsenin ne elinden çıkar, ne aklından geçer. O güzellik ve benzersizlik, bir bebeğin yüzünde, insanlığın zekâ ve hayalgücü birikimine meydan okur.

***

Eğer insan yüzü bir portre gibi cansız ve hareketsiz bir güzellik sergileseydi, yine onunla rekabet edilmezdi. Fakat bir yüz hiçbir zaman hareketsiz kalmaz. O, en sakin ânında bile şekilden şekle girmekte, kendisine özgü o muhteşem diliyle konuşmaktadır.

İnsan yüzündeki hareketleri, biz derinin üzerinden izleriz. Çünkü yüzdeki hareketleri gerçekleştiren kaslar, diğer bütün kaslardan farklı olarak, deriyle de irtibatlandırılmıştır. Yüzümüz şekilden şekle girebiliyor ve sayısız anlamları dile getirebiliyorsa, bunun sebebi, yüz kaslarımızın bu özelliğindedir. Besbelli ki, insan yüzü, konuşturulmak istenmiş ve konuşacak şekilde düzenlenmiştir.

***

Yüz kaslarımız her an faaliyet halindedir. Onlar, yüzümüzde binlerce farklı anlamı dile getirirken, biz çoğu zaman bunun farkına varmayız bile. Bazan dilimiz bir anlamı ifade ederken, yüzümüz onun tersini söyler ve yalanımızı ele verir. Bir göz kırpma, bir tebessüm, bir öpücük, hiç düşünmeksizin yaptığımız şeylerdir; bu işlemleri gerçekleştirirken kafatasımızın etrafında nelerin olup bittiğini bilemeyiz. Oysa bir dostun yüzüne gülerken kullandığımız kaslar, hasmımıza kaş çatarken hiçbir işe yaramayacaktır. Kaşlarımızın inip kalkması da birbirinden farklı işlemlerdir; kasların biri onları yukarı kaldırır, bir başkası aşağı indirir. Gözkapaklarını iç taraftan kapatan kas başka, dışarıdan kapatan kas yine başkadır.

***

Yüz kasları arasında, gözlerin ve ağzın etrafına atılmış iki tane ilmek vardır ki, bunlar, yüz de dahil olmak üzere, vücudumuzun bütün kaslarından farklı şekilde düzenlenmiştir. Bu kasların hiçbir kemikle bağlantısı yoktur. Ağız etrafındaki kasın bu yapısı sayesinde biz o ve u seslerini telâffuz ederiz; öpmeyi mümkün hale getiren de yine aynı kasın bu yapısıdır. Gözlerimizi kısarken de, bu defa göz etrafındaki kaslarımızın kemiklerden bağlantısız şekilde yaratılmış olmasından yararlanırız. Küçük bir ayrıntı gibi görünen şeyler; ama hangimiz bunların herhangi birinden mahrum kalmayı göze alabilir

***

Bir insan yüzü, sadece kaşını, gözünü oynatmakla kalmaz. O konuşur.

Nasıl konuşur ve ne söyler

İşte onu anlatmaya sıra geldiğinde, bir bebeğin bir anlık ifadesini tercüme etmek için binlerce kelimelik sözlüklerin yetersiz kaldığını hissedersiniz.

Bir bebek gülücüğü deyip geçmeyin.

O gülücük için, o minicik vücudun derinliklerinde, sayısız hücreleri, organları ve sistemleri içine alan, son derece karmaşık ve o derece de kusursuz bir operasyon gerçekleşmektedir.

Gülen bebekse eğer, konuşan, kâinatın en göz kamaştırıcı sanat eseridir.

_____________________________________________________________________

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 402
favori
like
share