[FONT="Arial Narrow"]BİSMİLLÂHİRRAHMANİRRAHÎM
Besmele, herşeyin başlama noktası olup, mana açısından tüm alemlerin açığa çıktığı ve herşeyi kendinde toplayan “Cem” eden İnsan-ı Kâmil‘dir. Besmele, tüm alemleri kendinde toplayan “İnsan-ı Kâmil”in mana alemindeki karşılığı gibidir. Bu vücudun başı ise “B” harfidir. Bu “B” harfinden yani baştan (noktadan), herşey açığa çıkmaya başlamış ve büyük bir ilahi kasılma sonucunda ise, kademe kademe alemler ve boyutlar meydana gelmiştir.

İnsan, ama tabiki konumuz olan kamil insanın sırrı Fâtiha’dır. Fatiha suresinin başı ise, Besmele’dir. Allah’ın yaratma fiilindeki herşeyin ortaya çıkış noktası kalp noktası’dır. Öncelikle bu noktaya perde olsun diye, Sema’yı hiçlikten büyük bir ışıma ile açığa çıkarmış, daha sonra Arş’tan aşağıya kademe kademe, en alt varoluş planın olan Arz’a inmek sureti ile alemleri var etmiştir.

(Tabii bu iniş ve tabirler hep mânâ ve boyutsallık ifade etmektedir.)

İnsan, Rahman ve Rahim olan Allah’ın bir aleti olarak alemleri algılamak sureti ile onun temsilcisi ve onun isimlerini açığa çıkış mahali olan Halifesi’dir. Alemi seyrettiğimiz gözlerimizle çevreyi algılayışımıza bakacak olur isek, bu algının tam olarak Arapça’daki “B” harfini meydana getirdiğini görebiliriz. İleri doğru baktığımızda, başımız algı ve varoluş nokta’mızın bulunduğu yerdir. Öne, ileri doğru bakarsak da, gözümüzün önündeki 30-40 cm lik kısımı fuluğ bir şekilde neredeyse algılayamadığımızı, aynı şekilde de sağ ve sol yanlarımızda ise gene neredeyse hiç algılayamadığımız üçgen alanların oluştuğunu farkederiz. Bu algılamaya yukarıdan bakıldığında, başın nokta teşkil ettiği ve önünde ise net algı alanının sınırını çizen bir eğri çizginin bulunduğu bir oluşum karşımıza çıkmış olur. Bu oluşum “B” Arapça harfinden başka bir şey değildir. Bu şekilde insan hacime “B” harfi oluşturarak açılır ve gözünün nuru hacime yönelir, yani ışır. Bu onun Rahmaniyeti’ni oluşturmaktadır. Allah’ın “Hayy” ve “Hu” isimlerinden kaynaklanan bu ışıma, eğer her yeri kaplar ise, algılanacak ne farklı bir görüntü ne de varlıklar ve alemler kalır. Bu sebeple bu ışığın kendi çıkış noktasına haddini bilerek dönmesi ve kapladığı alanı boşaltarak, vücudu ile uyumlu bir güçte Fezaya ışıması gereklidir.

(Asıl itibarı ile haddi aşan bu ışıma Allah’ın tüm isimlerinin açığa çıkışı ile doğrudan bağlantılıdır. Ancak insanın vehmi benliği açısından bu ışıma otomatik bir şekilde insanda hükmetme hali oluşturur. Bu hal “Kadir” ismi ile bağlantılıdır. Eğer bir insan bu ışığı dengeler ve haddini bilerek ışıldarsa kulluğunu en iyi şekilde yapabilme şansına sahip olur.)

Tersi ise, bu içine doğru çekiliş ve zahirde alemlere yer açma fiili Allah’ın Rahimiyeti’ni meydana getirir. Böylece İnsan-ı Kâmil’in mânâ vücudu tüm isimleri ve alemleri varetme aracı olarak ortaya çıkar. Allah’ın Rahmaniyeti Celâli, Rahimiyet ise Cemali’dir.

Farklı boyutlarda varolan alemler, Hakikatin hiçlik noktasının kendisini perdelemek sureti ile varlık alanına kuvvetli bir ışık olarak çıkması, daha sonra kendi üzerine kapanarak, geri çekilmek sureti ile bir boş alan meydana getirmesi (Feza) ve bu boş alanda nokta ve nurunu kaplayan bedenler içinde (Bu bedenlerin yoğunluk farklılığı, farklı varlıkları ve algı farklılıklarını oluşturmaktadır. Farklı aynalar, alemi seyretmesi sonucunda oluşur.

(Aslında bu alan boş değildir. Sadece tanımsız hale gelmiş ve yoğunlaşmış sıvı şeklinde, gri hiçlik veya Levh-i Mahfuz olarak her varlığın fıtratı doğrultusunda çözümlemesini, yani “oku” masını beklemektedir. Bu alanın jel gibi sıvı olduğu, Kur’ân-ı Kerim’de yer alan Yasin/39-40 suresinde “Ay’a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür. Ne Güneş’in Ay’a çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.” Şeklinde kendisini göstermiştir. Surenin içinde dikkat edilirse özellik ile Ay’dan söz edilmiştir. Ay su gurubu burçların planetidir.)

Miraç’ını tamamlayan insan bu kalp noktası ile karşılaşır. Bu nokta itibarı ile nur kuvveti çok artacağı için, tüm yansımalarda Allah’ın vechini tespit ettiği bir kıyamet hali hasıl olacaktır. Bu nuru, eğer haddini bilmeyip tekrar kendi içindeki Ayan-ı Sabite noktasına çekemezse, onun alemi tabiri caizse başına yıkılır. Bu sebeple, bu noktaya ulaşması ondan Rahman ismini açığa çıkartmıştır. Yani herşeyin içinde yer alan nurun, kendinde de varolduğunu tespit etmiştir. Bu “Hu” isminin idrakını daha sonra beraberinde getirecektir. Bir insan ancak kendine yakın bulduğu kendinden saydığı şeye sevgi ve merhamet duyabilir. Düşünün ki özünün her varlık ve madde dahil herşeyde varolduğunu bilinç aleminde farkeden bir insan nasıl merhametli olmasın? Bunun akabinde insan kendi algı aleminin varoluşunu koruyabilmek için, mutlak surette Rahim ismini açığa çıkartmalı ve alanı (Fezayı) boşaltabilmelidir. Bu şekilde varolan herşeyi koruyan ve sakınan anlamındaki Rahim ismi açığa çıkmış olur. Uzun lafın kısası, kişi noktaya ulaşır ulaşmaz “Bismillâhirrahmanirrahîm” diyerek Allah’ın halifesi olma haline bürünür.

Bu hali ilk yaşayan Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) dir. Hz.Muhammed Efendimiz miraç’ını yapmak sureti ile kendindeki Ahmed ismine böylece ulaşmıştır. “Ahmed” ismi, Rahman ve Rahim isimlerinin mânâ aleminde birleşmesi sonucunda açığa çıkmıştır. Hz. Muhammed Efendimiz vahiy alırken Hz. Cebrail’e “Bu bilgiler nereden geliyor?” diye sorduğunda, Hz. Cebrail perdeyi aralayarak bakmış ve Efendimize dönerek “Senden Sana geliyor ya Muhammed” demiştir. İsevi’lik makamında bulunan ve Şah-ı Velayet diye bildiğimiz Hz. Ali (r.a.), Hz. Muhammed Efendimizden açığa çıkan Rahman isminin zahiren yansımasıdır. Yani Özündeki Allah’ın Ruhu’nun (Ruhullah) açığa çıkma mahalidir de denilebilir. Muhammed ismi ise, bu nuru yansıtandır ve Ruhullah’ın elbisesidir. Bu sebep ile, nuru içinde tutan ve alanı boşaltan yapısı ile Muhammed ismi Rahim’dir. Asıl olarak Peygamber Efendimizin mânâ alemindeki ismi, Ruh ve onu yansıtan olmak üzere iki yapının birleşmesinden, yani Ali ve Muhammed isimlerinin birleşmesinden oluşan “Ahmed” ismidir. (Velayet ve Risalet). Bu husus Lütfi Filiz’in “Noktanın Sonsuzluğu” isimli kitabında şu ifadelerle yer almaktadır;

“Muhammed isminden bir mim kaldırıldığında, geriye Ahmed, ondan elif kaldırıldığındaysa Ahad kaldığını ve Elhamdülillah’ın Entümülillah anlamına geldiğini, yani “O”nun, zuhurda Muhammed olarak görüldüğünü, idrak edebilmek gerekir.”

Bu noktaya bilinç aleminde ulaşan insanda “Muhammediye” hasıl olur. Bu yapı omurga olarak, sahiplerinin Peygamberler olduğu makamların sonuncusudur. Bu makamlardan geçilmesi sonucunda insan, ölmeden evvel yaşarken sonsuzluğa açılmış olur. Makamların bitimi olan “Cem” mertebesine varılması ve afak ile enfüsun birleşmesi sonucunda “Ahmed” ismi hasıl olmuş ve kişi sonunda Allah’ın has kulu olan ve tüm insanların kendi şahsiyetleri (Fıtrat) ile farklı renkleri varettikleri “Abdullah” makamı ortaya çıkar (Bir mutasavvıfın ifade ettiği gibi “Su içine konulduğu bardağın rengini alır.”) Hz. Muhammed Efendimiz bunu ifade etmek için “Benden sonra birisi gelecek, ismi babamın ismi “Abdullah”tır.” Demek sureti ile bu hakikate dikkati çekmiştir.
Bir insan Allah yolunda ilerledikçe takdirde varsa, bu makamlardan geçmek sureti ile kanımca “Ahmediye”ye ulaşır. En son ve güzel makam ise “Abdullah” makamıdır.
Herşeyin doğrusunu Allah bilir.

Sevgi ve Saygılarımla

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 456
favori
like
share