Aylardır yazmak yerine yazılanları okudum. Belki de sözcüklerim cümlelere hiç gülümseyemedi...Asık suratlı olmaktansa kaçtım,kaçtık...

Ama bu gece başka…

Bu pazar dostumla güneşinin batışını göl kıyısından izledik… Tüm anılarımız dillenirken biz bu sohbete hürmet edip sessizce dinledik… Uzun bir sessizlik sonrası masamızdaki ekmekten bir parçayı kuşlarla paylaştığımız an başladı bu yazı; ama satırlarım kalemle buluşurken yine nazlandı. Hayat gibi…

Kuşların lokma savaşını izlerken irkildim hatta bir ara hepsini doyurmaya çalışmanın telaşından yorulduğumu hatırlıyorum. Bir parçayı yakalayan olanca hızıyla onu kovalayan öteki kuşlardan kaçarken sudaki iz, baklava dilimlerini andırıyordu.

Ardından her zamanki gibi kadın kadına tiradımız başladı:

-Bu nasıl bir hayat ya, savaşa bak?

-Bu nasıl hayat mı, hayatın ta kendisi! İnsanlar farklı mı bir lokma için hepimiz savaşmıyor muyuz?

-Doğru, tek fark var biz biraz daha kibarız.

- Kibar filan değiliz! Kuşlar o kadar masum savaşıyorlar ki, en azından kaçak dövüşmüyorlar. Bir de insanları düşün?

- Düşünmesem!

- Kuşlar haklı!

-Bence de haklı!

Gülme krizi…

Arka masadaki çiftin gittikçe yükselen seslerine şaşkınlıkla bakan sadece biz değiliz. Kavga ederlerken dünya, biz, kuşlar umurlarında değil…Kadın ısrarla ‘Evimiz olacak!’ diye bağırırken adamın aynı tonlamada‘Nankörsün!’ demesinden bir anlam çıkarmak saçmalık ama tutamıyoruz kendimizi…

-Kadın daralmış galiba?

-Evlerinde daralsaymış daha iyi olurmuş!

-Evleri yokmuş işte ondan çemkirmiyor mu adama?

-Allah’ım ya, şu pazar gününde bir çemkirik kadınımız eksikti!

-Kadın haklı!

-Bence de haklı.

Yine gülme krizi…

-Balıklar göl canavarına benziyor. Yüzlercesi birden yüzeye çıkıyor baksana…

-O zaman göl canavarı hikayesi de düzmece! Demek ki yüzlerce balık yüzeye yükselmiş, görenler de göl canavarı sanmış: ))))

(Bu kez de bizim kahkahalarımız yüzeye yükseliyor)

- Tüm hikâyeler gibi işte… Ben de sanki on göl canavarı gördüm, beşiyle savaştım, ikisi beni yuttu kalan üçünü de yemişim gibi ‘balıklara bak, göl canavarına benziyor’ diyorum. Off, saçmalıyorum yaaa!

-Şu arka masadaki çemkirik kadın aklını karıştırdı senin, kıyamaaam.

-Dalga geçme! Dalga geçme!

-O kadına da üzülmüşsündür sen?

-Hayır, üzülmedim! Ne öyle biri olurum, ne de bana ‘nankörsün’ diyen bir adamla beraber olurum…

-Evliler mi acaba?

-Al işte, kadının hayatına istemeye istemeye girdik! Bize neee!

-Sadece kadının hayatına mı, bal gibi adamla kadının hayatlarının tam içindeyiz şekerim:) Bak şimdi de kadın adama ‘akşam oldu güneş gözlüğünü çıkarsana, senin numaralı gözlüğün nerede!’ diye söyleniyor. Sorun ne, bizimle uzun uzadıya paylaşmak ister misiniz, dememize ramak kaldı!

-Sorun belli: KADIN EV İSTİYOR. Ben evlenmeyeceğim ya!

-Dur, daha evli olup olmadıklarını anlayamadık.

-Evli değillerse sorun yok yani…

-Tabii ki!
: ))))))))))))

-Şaka bir yana düşünsene… Kim bilir ne hayallerle başladılar birlikteliklerine…Şimdiyse hiç tanımadıkları insanların gözleri önünde birbirlerini yok ediyorlar. Ve biz bu yok oluşu tahminler yürüterek izlemek durumunda kalıyoruz. Aşktan geriye talepler mi kalıyor?

-Duygusallaşma hemen! Denklem basit kadın ve erkek, su ve balık, göl ve kuş, lokma ve savaş!

-DOĞRU, HERKES HAKLI!

-Ha şunu bileydin!

Pazar gününden geriye kalan müthiş bir huzur, bol kahkaha, birkaç fotoğraf karesi, güneşin kızıl maskesi ve aslında hiç çözülemeyen hayatın denklemiyle yine ve yeniden yüzleşme…

BİNNUR EDİSAN

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 325
favori
like
share