Oğuz Düzgün

Güzel dilimiz Türkçe, yeryüzünün bütün coğrafyalarında konuşulan oldukça yaygın bir dil bildiğiniz gibi.
Diller yayıldıkları bölgelerin coğrafi özellikleri, yerel dilleri, tarihi olayları gibi tesirlerle, farklı farklı ses, yapı ve biçim elbiselerine bürünerek, farklı telaffuzlarla konuşulabilmektedir. Bu farklı telaffuzlar ve biçimler, standart kabul edilen dile yakınlıklarına ya da uzaklıklarına göre farklı isimlerle anılırlar. Ağızlar, şiveler ve lehçeler gibi sınıflamalar, bir dilin sınırları içinde olan ama o dilin çeşitli etkilerle oluşan farklı kullanımlarına işaret ederler. Akraba diller olarak sınıflandırdığımız diller ise, ortak bir dilin lehçelerinden tekamül eden, ama yeni bir duygu, düşünce, ses, kültür ve biçim boyutuyla farklı bir dil haline gelen müstakil dillerdir.

Bu akraba diller arasında benzerlikler çokça olsa da, iki farklı dilin konuşanları çoğunlukla birbirileriyle anlaşamazlar; ortak dilden oluşan bu yeni dillerle dertlerini birbirlerine anlatamazlar. Örneğin, Almanca ve İngilizce birbiriyle akraba iki dildir ama bu iki dili konuşan insanlar, yekdiğerlerinin dilini öğrenebilmek için dil kurslarına gitme gereği hissederler. Mevcut dil kullanımları, yeni karşılaşılan akraba dilin kodlarını bütünüyle çözmeye yetmez ve iletişim, bazı ortak-benzer kelimeler dışında oldukça imkansızdır. Bildiğimiz gibi, iki anahtarın boyutunun, markasının aynı ya da benzer olması, o anahtarların aynı kapıyı açacağını asla göstermez. Çünkü anahtarların kapının kilidinin yapısına uygun girinti ve çıkıntılara –şifrelere- sahip olması gerekmektedir. Diller ne kadar benzer olsalar da, farklı girinti ve çıkıntılara yani şifrelere sahip farklı anahtar sistemleridir. Bir dilin kilidini açabilmek yani onun anlam dünyasına girebilmek için, ortak şifrelere –dil yapılarına- ihtiyaç vardır. Mecazlar, dilbilgisi, ekler, sesler, kelimelerin formları bazen de cümle ve kelime yapısı oldukça farklılaşmış ya da değişmiştir. Bu iki farklılaşmış dil arasındaki ortak kökeni keşfetmek için iyi bir gramer eğitimine ihtiyaç vardır. Bu iki akraba dil arasındaki benzerliklerin mantığını kavrayıp, - karşılaşılan dili çok da iyi öğrenmeden- yeni dille ilişkiler ağı kurma melekesi ise, hem zeka, hem de yoğun bir eğitimin-kültürün varlığıyla orantılıdır ve bu iş herkesin harcı değildir.

Başta da söylediğimiz gibi Türkçemizin pek çok ağzı ve lehçesi bulunmaktadır. Televizyon, sanalalem (internet) ve de radyo yoluyla oldukça aşina olduğumuz Karadeniz, Doğu, Rumeli ağızlarının yanında Azeri, Türkmen, Gagavuz lehçe-ağızları (Bilhassa Azeri Türkçesinin başlı başına bir ağız olduğu söylenebilir) daha uzakta ise Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Uygur lehçelerini duymayanımız yoktur. Şunu da söylemek gerekir ki, kimi bilginler Türkçe’nin lehçeleri tabirini kabul etmezler. Bazı bilginlere göre ise Türkçe’nin Yakutça ve Çuvaşça olmak üzere iki lehçesi bulunmaktadır. Başka bazı bilginlere göre de bu iki lehçe, Türkçe’nin uzak lehçesi, diğer lehçeler ise “yakın lehçeleridir.” Daha 12. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud, pek çok Türk lehçesinden on bine yakın kelimeyi derleyerek, bu farklı lehçelerde kullanılan kelimelerin ortak bir dilin, yani Türkçe’nin hazinesine ait olduklarını ortaya koymamış mıydı?

Lehçeler aynı marka, boyut ve şifrelere sahip anahtarlar gibidir. Bu anahtarların anlam kapısını açmayı zorlaştıran klavları, çizikleri olabilir ama onlar da hafif bir törpülemeyle ortadan kaybolurlar. Yani farklılaşmaların mantığı kavrandığında değişik lehçelerin anlam şifreleri hemen çözülür. Bu demektir ki, Lehçeler arasında kurallı bazı değişimler olabilir. Örneğin, Y sesi C’ye, D sesi Ç’ye, D sesi ise T sesine dönüşebilir. Çin’de yaşadıkları acı olaylardan ve zulümlerden tanıdığımız Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin konuştukları Uygur Lehçesinde de bu değişimleri görmekteyiz. Mesela; Yiğit kelimesi Cigit’e, Diş kelimesi Çiş’e, Değiş- fiili Tegiş şekline dönüşebilir. Eklerde de bazı ufak değişimler olabilir. Örneğin, isimden fiil yapım eki olan –le eki, Uygur Türkçesinde –li şeklinde telaffuz edilir. Bir örnek vermek gerekirse, “cilt-le-mek” kelimesi Uygur Türkçesinde “cild-li-mek” şeklinde telaffuz edilir. Seslerdeki ve eklerdeki kurallı bazı ufak farklılaşmalar hakkında bilgi sahibi olduğumuzda, karşılaştığımız lehçeyi anlamakta hiçbir güçlük çekmeyiz. Hangi Türk lehçesini konuşursak konuşalım, az bir emek ve gayret göstererek diğer lehçeleri anlayabilir ve de o lehçeleri konuşanlar tarafından rahatlıkla anlaşılabiliriz.

Bu genel bilgilerden sonra, yazımızın başlığında işaret ettiğimiz, Türkçemizin henüz yeni oluşmakta olan bir lehçesinden ya da ağzından bahsedebiliriz sanırım. Bildiğimiz gibi ilk olarak 1950’li yıllarda Türkler, çalışmak ve para kazanmak gibi haklı amaçlarla Avrupa’daki bazı ülkelere göç ettiler. Öncelikle Almanya’ya, ileriki yıllarda da diğer bazı Avrupa ülkelerine yoğun bir Türk işçi göçü gerçekleştirildi. Babam da 60’lı yıllarda Almanya’ya göçenler arasındaydı ve diğer birçok Türk işçi gibi ilkokul üçüncü sınıf mezunuydu. Bu işçilerin pek çoğu herhangi bir okuldan mezun bile değildi. Köylerinden yola koyulmuşlar ve bu koca ülkeye ayak basmışlardı. Onlar eğitimleri ya da bilgileri önemsenerek Almanya’ya kabul edilmemişlerdi. Almanya için bu işçilerin bedensel güçleri ön plandaydı. Çünkü onların bilim adamlarına ya da filozoflara değil de haklı sebeplerle “iş gücüne” ihtiyaçları vardı. İş gücünü karşılayacak olan bu insanlar Anadolu’nun pek çok yöresinden adetleriyle birlikte bu yeni ülkeye gelmişlerdi. Karadeniz, Akdeniz, Doğu, Güneydoğu, Marmara, Trakya, İç Anadolu bölgelerinden kafileler halinde Almanya’ya göç eden Türkler, yöresel ağızlarını da ve o dönemin Türkçe kelimelerini de muhafaza ederek bu umut ülkesine gelmişlerdi. Bütün bu özelliklerini yeni kuşaklara da aktarmayı ihmal etmediler. Bugün Almanya’da hala daha Erzurum ya da Karadeniz ağzıyla Türkmanca lehçesi karışımı bir dil konuşan küçük çocuklarla karşılaştığımızda şaşırmadan edemiyoruz.

Biz bu yazımızda, özellikle Almanya’da yaşayan Türklerin dillerindeki bazı değişimlerden yola çıkarak yeni oluşmakta olan bir ağzın belki de lehçenin bazı özelliklerini sizlerle paylaşacağız. Bu yeni oluşan dili ister lehçe ister ağız olarak adlandıralım, kesin olan bir şey vardır ki, bu yeni Türkçe, standart Türkiye Türkçesinden farklı bir Türkçedir. Biz bu Türkçenin farklılığını ortaya koymak için “lehçe” tabirini kullanacağız ama Türkçe’nin bu yeni kolunun “ağız” olduğunu savunanların haklı olabileceği ihtimalini de bir kenara not edeceğiz.

Almanya’da yaşayan 3 milyon civarında Türk nüfusun varlığından haberdarız. Bilhassa yeni nesil, Almanca’yı anadilleri gibi akıcı konuşuyor. Real Schule, Gymnasium ve Üniversitelerdeki Türk öğrenci sayısının bir hayli artması da, gençlerimizin Almanca’yı bir Alman öğrenci kadar akıcı ve kurallarına uygun kullanabildiğini göstermeye yetiyor. Okulda, sokakta, işte, markette, sinemada, lokantada kısacası ev dışındaki her yerde Almanca konuşan-düşünen gençlerimizin Türkçelerinde bazı köklü değişimlerin olmayacağını söylemek imkânsız gibidir. (Evde de Alman televizyon kanalları ve internetle yoğun bir etkileşim halinde olan geçlerimizin Türkçelerinin değişmeyeceğini düşünmek oldukça safdillik olur.) Bu durumda, bu ülkede konuşulan Türkçe’nin, Türkiye’de konuşulan Türkçe’den farklılaşmaya başladığını, Alman dilinin de etkisiyle yeni bir ağzın ya da lehçenin oluşma aşamasında olduğunu hemen fark ederiz. Hatta bu yeni lehçe yer yer Türkiye Türkçesini bile etkilemektedir ki, birbirimize sıklıkla sorduğumuz “nasıl gidiyor?” soru terkibinin Almanca “Wie gehts (Ihnen-dir)?” sorusundan birebir çeviri olduğunu çoğumuz bilmeyiz bile..Meseleye Almanca açısından bakıldığında, Türklerin konuştuğu Almancanın da artık eski Almanca olmaktan uzaklaşmaya başladığını açıkça görebiliriz..

Şimdi de yazımızın başlığında “Türkmanca” olarak adlandırdığımız yeni oluşmakta olan ağzın ya da lehçenin bazı belirgin özelliklerinden bahsedelim isterseniz. Bu değişimin Türkçemizin geleceği açısından ne gibi tehlikeler içerdiğini, bilhassa dilimizin anlam ve mecaz boyutunun Almanya’da yaşayan yeni nesil tarafından nasıl unutulmaya yüz tuttuğunu örneklerle göstermeye çalışalım:

KELİME DEĞİŞİMLERİ

Türkmanca’da Türkçe bazı kelimeler artık neredeyse unutulmuştur. Bu kelimelerin yerine artık Almanca bazı kelimeler kullanılır. Bilhassa Almanya’da yaşayan son Türk kuşağı, bu konuda oldukça şanssızdır. Sayılar, gün, ay, mevsim isimleri, renk, sebze ya da meyve adları, selamlaşma ifadeleri vb. pek çok Türkçe kullanım yerini Almanca’daki karşılıklarına bırakmış durumdadır. Şimdi bu kelime değişimleri ile ilgili bazı örnekler verelim:

TÜRKİYE TÜRKKÇESİ ALMANYA TÜRKÇESİ

Tamam Okey

Merhaba Hallo-Merhaba

Allahaısmarladık Tschüs

Hayırlı sabahlar - günaydın Guten Morgen

Cuma Freitag

Yaz Summer

Temmuz Juni

Randevu Termin

Tatil Urlaub, Ferien

Bayram Fest

Eczane Aphoteke

Hastalık Krankheit

Sınıf Klasse

Ders Unterricht

İşçi Arbeiter

Sinema Kino

Salatalık Gurke

Bayan, hanım Frau

Bay Herr

Sarı Gelb

Kalem Schrift

Yazık Schade

Bilgisayar Computer

Kiralık Vermieten

Cep telefonu Handy

Şimdi bu kelimelerden birkaçını cümle içinde kullanalım:

Bugün terminim var.

Ali kranka çıktı.

Fest günü neredesin?

Şimdi mate unterrichtimiz var..

Okey dedik ya!

Ben gidiyorum artık, tschüss!

Bu freitag size geleceğiz.

Ben gurke yiyorum.

Bu konuda şimdilik bu kadarcık örnekle yetinelim. Yeni neslin büyük bir çoğunluğu Almanca’da kullandıkları kelimelerin ya da terimlerin Türkçe karşılıklarını bilmedikleri için, bu yabancı kelimeleri Türkçe’ye uyarlamaktadırlar. Bu insanlarımız kullandıkları kelimelerin günümüz Türkçesindeki karşılıklarını öğrenseler de, gündelik konuşma Türkçesinde, muhataplarınca anlaşılabilmek için, ister istemez Almanca kelimeleri sıkça kullanmaktadırlar.


DİLBİLGİSİ DEĞİŞİKLİKLERİ

Bir dilin asli yapısını bozan en önemli değişiklik, bahusus gramer-dilbilgisi yapısında gerçekleşen değişimlerdir. Avrupa’da konuşulan, Türkçe ile akraba bazı dillerin değişimi bu yönde olmuştur. Fince, Macarca, İsveççe, Estonca gibi dillerin Anglo-Sakson dillerinin de etkisiyle gramer yapıları köklü bir şekilde değişmiştir. Türkmanca lehçesi de Almanca’nın gramer yapısının tesirinden uzak kalamamıştır. Ancak bu değişimlerin bir kısmı henüz başlangıç aşamasındadır ve çok da yaygın değildir. Almanca düşünen ve konuşan Türkler, Türkçe’yi o yabancı dilin mantığıyla konuşmaya veyahut da yazmaya başladıklarında artık karşımızda yeni bir ağız ya da lehçe çıkmaktadır. Bu değişimlerden aklımıza gelenleri aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

1) Çok genel olmasa da yüklem, Almanca’da olduğu gibi cümlede ikinci sıraya getirilir.

Ben geliyorum oraya.

Şimdi bitti bu iş.

Çocuk ağladı derste..

2) Bildiğimiz gibi Türkçe’de özne kullanılmadan da yüklemin sonundaki şahıs ekleri sayesinde özne görevindeki şahıs zamirini hemen buluruz. Ancak Anglo-Sakson dillerinde özne olan şahıs zamiri muhakkak kullanılmalıdır. Türkmanca lehçesini kullanan Türkler, özne durumundaki şahıs zamirlerini kullanma konusunda oldukça muhafazakârdırlar.

Ben sizi schulede (okulda) gördüm.

Sen geldin mi stadta (şehre) ?

Onlar gittiler Türkiye’ye..

3) Almanca bazı fiillerin ve kelimelerin anlam derinlikleri, doğrudan doğruya o kelimenin karşılığı olan Türkçe kelimelere aktarılır. Şimdi bu konuyla ilgili birkaç örnek verelim:

Almanca’da “kennen” fiili “canlı cansız her şeyi tanımak” anlamına gelir ama bu “tanıma” “bilme” eylemini de içerir. Buradan yola çıkarak Türkçe “tanımak” fiilinin “bilmek” anlamında sıklıkla kullanıldığını duyarız. Türkçemizde ise bu fiil bilhassa “insanları bilme” anlamını ifade etmektedir. Aşağıdaki örneklerde ise canlı, cansız ya da insan, hayvan ayrımı yapılmadığını hemen fark edersiniz:

Ben bu dersi tanımıyorum-bilmiyorum.

Bu kalemi tanıdın mı?

O köpeği tanıdım..


4) Almanca ve İngilizce gibi dillerde dilleri ve milletleri ifade etmek için aynı kelimeler kullanılır:

türkische (millet), türkische (dil)

Türk öğrencilerin sıklıkla Türkçe öğretmenleri için “Türk Öğretmen” tabirini kullanmaları gösteriyor ki, Türkmanca lehçesinde Türk kelimesinin anlam tabakaları içine “Türk Dili” de eklenmeye başlamıştır. Bu çok genel bir durum olmamakla birlikte, önlem alınılması gereken hayati bir dil sorunudur.

5) Anne babadan birisinin Alman olduğu ya da evde Türkçe konuşulmadığı durumlarda ise Türkçe’nin gramer yapısı bütünüyle Alman dilinin grameriyle yer değiştirmektedir:

Ben seviyor seni.

Siz geliyor bura.

Annem okuyor kitap çok.

Öğretmen seviyor seni ben.

Ben istiyor gelmek.

6) Bildiğimiz gibi Türkçe kelimelerde dişi erkek ayrımı yapılmaz. Türkmanca’da ise Almanca’nın etkisiyle bu ayrımlara sıkça rastlanır. Kuzen-Kuzine, Sekreter-Sekreterin, Öğretmen-Lehrerin, Rektör-Rektörin gibi örnekler Türkmanca’da sıklıkla kullanılan kelimelerdir ve bu kelimelerin dişilliği, erilliği çoğunlukla belirtilir.

DİL İNCELİKLERİNİN KAYBOLMASI:

Türkmanca’da Türkiye Türkçesinde bulunan pek çok incelik kaybolmaya yüz tutmuş durumdadır. Örneğin küçükler öğretmenlerine “Siz” diye hitap etmeleri gerektiğini bilmemektedirler. (Halbuki Almanca’daki du-Sie ayrımının çok iyi farkındadırlar) Bunun yerine kendi aralarında kullandıkları “sen” zamirini kullanmaktadırlar. Türkçe’de akraba adlarına oldukça önem verildiğini bilmekteyiz. Ancak Türkmanca’da pek çok akraba adı unutulmuş ya da yerini Almancasına bırakmıştır. Türkmanca’da Türk atasözleri ve deyimleri gibi dilin anlam boyutunu temsil eden kullanımlara çok az rastlanılır. Almanca’dan çeviri deyimler ve atasözleri Türkçe olarak ifade edilir. “Ağaç yaşken eğilir”, “sakla samanı gelir zamanı”, “bakarsan bağ olur bakmazsan dağ” örneklerindeki gibi atasözleri Türkmanca konuşan birisi için ilk etapta çok şey ifade etmeyebilir. “Göze girmek”, “göze batmak”, “kulak kesilmek”, “açık kapı bırakmak”, “yangına körükle gitmek” gibi deyimlerin işaret ettikleri anlamlar Türkmanca konuşan birisi için oldukça yabancıdır. Bu kişinin bu konularda ciddi bir eğitime tabi tutulması gerekecektir. Yön ifadeleri tamamıyla unutulmuştur. Sağ, sol ifadeleri yerine recht, links tabirleri kullanılır..

ALMANCA’DAN TÜRKÇE’YE ÇEVRİLEN CÜMLE YAPILARI:

Daha önce verdiğimiz “Nasıl gidiyor?” örneğini burada da verebiliriz. Wie gehts ihnen-dir ? soru kalıbından çevrilen bu ifade “Nasılsın?” , “Halin, keyfin nasıl?” sorularına karşılık gelmektedir. “Yağmur yağıyor” ifadesi yerine kullanılmaya başlanan “Hava yağıyor” kullanımı “Es regnet” kullanımının etkisiyle oluşmuş gibidir.

EKLERDEKİ DEĞİŞİMLER:

Bilhassa nesne (akkusativ) hali eki olan –i eki kullanılmamaya başlanmıştır. Yönelme hali eki olan –e ekinin de kullanılmadığı örneklere rastlanmaktadır. Bazı Türkçe eklerse –özellikle yapım ekleri- unutulmaya yüz tutmuş durumdadır. Şimdiki zaman, geniş zaman ve gelecek zaman kullanımları Almanca’dan etkilenmiştir. –miş’li geçmiş ve –di’li geçmiş zaman kullanımları da birbiriyle karışmış durumdadır. Pek çok ekin kullanımı oldukça zayıflamıştır. Bazı artikellere karşılık olarak yer yer işaret zamirleri kullanılmaktadır.

Ben Stuttgart gittim.

Öğretmenim, ben ders bitirdim.

Ben oraya gelirim.

FİİLLERDEKİ DEĞİŞİMLER:

Türkçe fiillerin kullanımında da yer yer değişimlere rastlanır. Fiilin anlamı ya da yapısı Almanca’dan Türkçe’ye uyarlanır. Örneğin, “Bitirdim” yerine “Bittim” fiili kullanılır. Türkçe’de müzik aletlerini kullanmak anlamında “çalmak” fiili kullanılırken, Türkmanca’da Almanca’nın tesiriyle “spielen” fiilinden çeviri “oynamak” fiili kullanılır. “Tanımak” fiili canlı cansız her varlık için “bilmek” anlamında da kullanılır. Örneğin sınava girmek fiili yerine “test yazmak”, “film seyretmek” yerine ise tamamen Almanca’nın etkisiyle “filme bakmak” fiilleri kullanılır.

Bazen Almanca bir kelimeyle Türkçe bir fiil bir arada kullanılır. Krank’a çıkmak, termin almak, fahr yapmak (araba sürmek), schnell olmak (hızlı olmak), schreiben yapmak (yazmak), pause yapmak (teneffüs yapmak), übersetzen yapmak (tercüme etmek), diktat etmek (yazdırmak), prüfung yapmak (sınav yapmak), fliegen yapmak (uçakla uçmak), einkaufen yapmak (alışveriş yapmak), kennenlernen etmek (tanışmak), vertrag yapmak (sözleşme yapmak), kaufen etmek (satın almak)..


Bazı Almanca kelimelerse, Türkçe bazı yapım eklerini alarak fiilleşirler “Okeylemek”, “Dunkoflaşmak” örneklerinde olduğu gibi.. Hatta bazı hoyratça kullanımlara imza atarak, sırf değişik bir Türkçe kullanmak adına Almanca fiillerin sonuna doğrudan Türkçe ekleri ekleyenlere de rastlamaktayız.

YAZIMDAKİ DEĞİŞİMLER

Almanya’da verilen Türkçe ve Türk Kültürü derslerine devam etmeyen gençler, doğal olarak Türkçe metinleri Alman yazım sistemine göre yazmaktadırlar. Bu da telaffuz ve yazım hatalarına sebep olmaktadır haliyle. Yazımdaki belli başlı bazı değişimleri maddeler halinde özetleyelim:


1) Ş harfi yerine “sch” harflerinin kullanılması; Ben ischteyim, yere düschtüm…
2) I harfi yerine i harfinin kullanılması; akilli cocuk, sinifta kedi var, Aydin…
3) Z sesini ifade için S harfinin kullanılması; kusu, as, kasmak…
4) Türkçe kelimelerdeki Z harfinin “TST” şeklinde okunması, gazete (gatsete), özgür (ötsgür)
5) Türkçe kelimelerdeki “R” harfinin yumuşak ğ’ye yakın bir şekilde telaffuz edilmesi; radyo (ğadyo), Arda (Ağda), erik (eğik)…
6) Türkçe kelimelerdeki “v” sesinin “f” olarak telaffuz edilmesi; Vapur (Fapur), Vampir (Fampir), Vana (Fana)..
7) F harfi yerine V harfinin kullanılması; Vatih (Fatih), Vay hattı (Fay hattı)
8) V sesi yerine kimi zaman W harfinin kullanılması.. Aw, owmak…
9) J harfinin Y şeklinde telaffuz edilmesi; Ajda (Ayda), Ejder (Eyder)
10) Türkçe kelimeler yazıldığında “Y” sesini ifade etmek için J ya da İ harflerinin kullanılması..
11) Ç harfi yerine bazen C bazen de Ch harflerinin kullanılması; cocuk, oruch…
12) U yerine Ü,Ü yerinede U harflerinin kullanılması... Hatta Ü sesi yerine UE seslerinin kullanılması; Duezguen…
13) Ğ yerine çoğunlukla G harfinin kullanılması; ögrenmek, dogmak…
14) Eklerin yazımında ünsüz benzeşmelerinin dikkate alınmadan tek ek formunun yazılması, bakdı ya da bakdi, kaçdı…
15) Almanca’nın yazım kurallarından dolayı bütün isimlerin büyük harfle başlaması; Ali Okula giderken yanında bir Kitab götürdü.
16) Türkçe yazım kurallarının bilinmemesinden dolayı kesme işaretinin, de bağlacının, mi soru ekinin, ki edatının yazımları gibi özel bazı kurallara riayet edilmemesi…



VURGU VE TONLAMALARDAKİ DEĞİŞİM:

Bildiğimiz gibi her dilin bir müzikal yapısı vardır. Vurgular ve tonlamalar, dillerin ayrılmaz birer parçasıdır. Almanca’nın etkisiyle Türkmanca’daki vurgu ve tonlamalar oldukça başkalaşmıştır. Türkiye Türkçesinden habersiz gençler, Türkçe kelimeleri farklı bir vurgu ve tonlama yapısıyla konuşurlar. Bir Türk’ün konuşmasındaki vurgu ve tonlamalara dikkat ettiğimizde onun Almanya’da yaşayıp yaşamadığını kolaylıkla anlarız. Elbette Fransa, Amerika, Çin gibi yabancı ülkelerde uzun seneler yaşayan Türklerin Türkçelerinde de vurgu ve tonlama farklılaşmalarına rastlarız. Örnek vermek gerekirse, Almanya’da yetişmiş meşhur sanatçılarımızdan İsmail YK’nın Türkçesine benzer bir vurguyla konuşur Almanya’da yaşayan soydaşlarımızın çoğunluğu..


BU DEĞİŞİM ÖNLENEBİLİR Mİ?

Bu çalışmamızda anlattığımız dil değişimlerinin büyük bir çoğunluğu, Türkiye Türkçesinden ve Türk Kültüründen uzak kalmanın doğal bir sonucudur. Türkiye’den gelmiş Türkçe ve Türk Kültürü Öğretmenleri tarafından, Alman okullarında verilen Türkçe derslerine devam eden Türk gençlerinin, standart Türkiye Türkçesini ve Türk kültürünü özümsediklerini, şahsi gayretlerine göre, yukarıda bahsettiğimiz hataların yüzde seksen ya da doksanından uzak kaldıklarını memnuniyetle müşahede etmekteyiz. Bu da gösteriyor ki, Türkmanca dediğimiz yeni lehçenin gelişmesi, köken dilin öğreniminden uzak kalışla doğru orantılıdır. Eğer velilerimiz çocuklarını Türkçe ve Türk Kültürü sınıflarına yollamazlarsa, on-yirmi yıl sonra, gençlerimizin konuştukları Türkçe’nin, yarı Almanca yarı Türkçe bir ucubeye dönüşeceğine kesin gözüyle bakabiliriz. Bunun yanında gençlerimiz dolaylı olarak, Türkçe’nin beslendiği en önemli kaynak olan Türk kültür ve değerlerinden de uzaklaşacaklardır. Dilleri başkalaşmış, şiddet, uyuşturucu ve fuhuş bataklarına sürüklenmiş bir nesil istemiyorsak, bu konuya her şeyden çok önem vermemiz gerekiyor. Elbette hâkim kültür ve dilin etkilerinin dilimizde görülmemesi imkansız gibidir ama, bu etkileri en aza indirmek de bizim elimizdedir. Almanya’da yaşayan Türk gençlerinin Türkçe öğrenmelerinin önündeki bütün engellerin kaldırılması adına elimizden gelen bütün gayreti göstermeliyiz öncelikle. Ardından Türkçe ve Türk Kültürü derslerinin itibarını arttırmak için girişimlerde bulunmamız gerekiyor. Bu dersin seçmeli ders olması ve Türkçe’nin okullarda İngilizce ve Fransızca gibi yabancı dil olarak okutulmasını sağlamak hususunda, bütün Türk dernekleriyle ve ilgili Alman kurumlarıyla işbirliğine gitmemiz gerekiyor. Türkçe derslerinin kaldırılmasının ima edilmesi bile Türk Derneklerini hemen harekete geçirmeli, bu derslerin devamını sağlamak adına ivedilikle etkili lobi çalışmalarına girişilmelidir. Çocuklarımızın aile ortamında da Türkçe yayınları takip etmesini sağlamak anne babaların en birinci görevi olmalıdır. Gençlerimizin Türkçe kitap, internet, televizyon, gazete ve dergi gibi imkânlardan faydalanmalarını sağlamak adına elimizden geleni yapmalıyız. Türkiye’yle irtibatımızı koparmamamız ve çocuklarımızla birlikte sık sık Çanakkale, İstanbul, Ankara gibi tarihi ve kültürel öneme sahip şehirlerimizi ziyaret etmemiz oldukça önemlidir. Şunu da unutmamalıyız ki, çocuklarımız bizim geleceğimizdir ve yarının dünyasının nasıl olacağını anlamamız için bugünün çocuklarına verdiklerimize bakmamız yeterli olacaktır.


Alıntı

Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 941
favori
like
share
Sari Menekse Tarih: 18.08.2009 00:44
Türkcemiz Türkmanca kalmamasi icin acilen faliyete gecmeliyiz. Dilimiz degisiyor, bozuluyor buna cok üzülüyorum. Iki kültür, iki dil arasinda kalmak kolay degil. Tamamen düzeltmek cok cok zor. Her an konusurken bilincinde olmamiz sart. Tek basina olmaz bu is, herkes bir birine desdek olmasi gerek.
KaRaKıZ Tarih: 17.08.2009 14:46
teşekkürler