Kanat Çırp Hayallerine - Mustafa Sakarya
Faruk gecenin bir yarısı balkona çıkmış, canı sıkkın bir şekilde yıldızları seyrediyordu. Kırk bir yaşına gelmiş işsiz birisiydi artık. Daha kısa bir süre öncesine kadar büyük bir şirkette yönetici olarak çalışırken, yaşanan ekonomik kriz çalıştığı şirketinde kapanmasına yol açmıştı. Bakmak zorunda bir eşi ve üç yaşında bir oğlu vardı. Bugüne kadar çok yoğun bir çalışma hayatı olmuştu. Hatta öyle ki kendi özel zevklerine bile bir türlü vakit ayıramamıştı. Yazmayı , çok seviyordu, tasarı haline getirdiği birkaç öykü ve roman çalışması bile vardı. Bunun yanında hayvanları da çok seviyordu, özelliklede köpekleri. Bugüne kadar içinde tuttuğu en büyük hayali büyük bir köpek çiftliği kurup burada en sevdiği dostlarıyla beraber olmak ve bu mutlulukla romanlar yazıp yayınlatmaktı. Fakat şu an geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi vardı ve hayallerinin arkasından koşacak ne cesareti ne de parası.. Öte yandan hayatın bundan sonrasını artık dilediği gibi yaşamayı da çok istiyordu. İstese şuan ki iş tecrübesiyle kendine yine çok iyi bir iş bulabilirdi. Ama bu O’nu gerçek anlamada hiçbir zaman mutlu etmeyecekti. Kafası karmakarışıktı. Köpek çiftliğiyle ilgili danıştığı dostlarının tamamı neredeyse bu fikrine çok soğuk bakmışlar, hatta bu düşüncesini gülerek küçümseyenler bile olmuştu. Bu arada bankada ancak bir süre geçinebilecek parası kalmıştı. Hayatının dönüm noktasını yaşıyordu. İnsanların gözünde hoş gözükmek için sevmediği bir hayatı mı yaşayacaktı, yoksa cesurca hayallerine kanat mı açacaktı? Bir türlü karar veremiyordu. O sırada aklına yurt dışında uzun yıllar çalıştıktan sonra gelip köye yerleşen dedesi geldi. İleri görüşlüydü dedesi. Hatta köye ilk geldiği zamanlarda gençlerin kahvede oyun oynayıp bütün zamanlarını laklakla geçirdiklerini görünce çok üzülmüştü. Yurt dışından iyi bir emekli maaşı almasına rağmen, sırf onlara örnek olmak amacıyla köylülerin dönüp bakmadığı ne kadar kayalık ve dağlık arazi varsa buraları almıştı. Sonrada buralara devletten aldığı teşvikle bodur üzümler dikmişti.. Aradan geçen zaman o dağlar salkım salkım bağa çevirmişi.. Daha sonrada bu işe heveslenen köylülerin sayesinde köy o bölgenin en güzel ve en çok üzümünü yetiştiren köy olmuştu..
Faruk köye gelmiştir. Dedesine yapacağı işi anlatır. Dedesi O’nu güzelce dinlemiş içinde ki heyecanı ve isteğini görünce mutlu olmuştur. Gülümseyerek torunun gözlerine bakar ve derki “ Sevgili torumun, içinde emek olan ama sonu boş olmayan, içinde aşk olan ama bıkkınlık olmayan ve en önemlisi içinde bereket olan ama asla haram olmayan her iş senin için en iyi iştir. İnsan anca gönül verdiği işte çiçek üzerine çiçek açar. Sevmediği bir işte içten içe suyu çekilir ve sonunda da kuru bir dal olur çıkar. İşte bu sözler Faruk un kurmayı düşündüğü köpek çiftliğinin ruhsatı olmuştu.
Faruk köyden dönüp eve gelir, tam kapının önünde ev sahibiyle karşılaşır. O’na yapmayı düşündüğü çiftlikten bahseder, fakat sonrada çok pişman olur. Çünkü ev sahibi biraz şaşırmış bir şekilde “Yav oğlum, itinen, köpeğinen ne işin var.? Kendine şöyle eski işin gibi efendice bir iş bulsana” der.
Bu sözler artık hayallerine gözünü kara eden Faruk un canını sıksa da engel olmaz. İlk iş olarak şehre oldukça yakın bir oldukça virane bir inek çiftliğini kiralar ve biraz masrafla burayı köpek çiftliğine çevirir. İçinde inanılmaz bir mutluluk vardır, bundan sonra hayatını hep yapmak istediği şekilde geçirecektir. Elinde kalan son parayla da damızlık köpeklerini alır. Fakat bu köpekler oldukça pahalıdır çünkü hepsi çeşitli dallarda ödül almış secereli köpeklerdir ve ancak bunların yavrularını istediği fiyata satabilir.
Aradan 2 ay geçer …
Faruk bugün çiftliğe giderken çok mutludur zira dün akşam dişi köpeklerden layd yi doğum yapmak üzere bırakmıştır. Bu arada bütün parası bitmiş, bu ayki ev kirasını da ödeyememiştir. Çiftliğe varır, layd nin olduğu odayı açarken acaba kaç tane yavrusu oldu diye heyecanlanır. Fakat kapıyı açıp içeri girdiğinde şok olur! Maalesef layd yavrularını doğuramadan ölmüştür. Yıkılır, göz yaşları içinde dostunun başını okşar. Hem bu çok sevdiği köpeğini kaybettiği için, hem de bundan doğacak yavrularla ödemeyi düşündüğü birikmiş borçlarını ödeyemeyeceği için derin bir üzüntüye kapılır. “Acaba dostlarımın bu iş yapmama konusunda ki uyarılarını dikkate mi alsaydım, boş hayallerin ardından koşacağıma, oturup adam gibi bir işte mi çalışsaydım diye” kendi kendine kızmaya başlar. Fakat tam bu sırada dedesinin sözleri akına gelir, O’nun sabırla dağı taşı nasılda cennet bahçelerine çevirdiğini hatırlar. Kendi toparlar ve kendisine bu hayalini başarıncaya kadar çabalayacağına söz verir.
Üç y sonra….
Faruk sabah erken saatlerde dünyaya gelen sekiz yavruyu eline alırken keyfine diyecek yoktur. Aradan geçen zaman sonunda diğer köpeklerde yavrulamaya başlarlar. Büyüyen yavruları satar borçlarını öder. Bu arada sattığı köpeklerin kaliteli olması ve müşterileriyle kurduğu iyi diyaloglar ününün daha da artmasına neden olur. Kazandığı parayla büyük bir arazi alır ve devletten aldığı teşvik kredisiyle üzerine içinde pansiyonu, ve bir veteriner kliniği olan çok büyük bir çiftlik kurar. Artık müşterileri arasında sanatçılar, bürokratlar gibi bir çok tanınış sima vardır.
Faruk, akşam evde otururken kapı çalar, gelen ev sahibidir. Faruk ev sahibini görünce şaşırır. “Buyur Ali amca hayırdır!”der
Ev sahibi, Faruk un köpekleri çok yüksek fiyata sattığını duymuştur “La oğlum” der ev sahibi “ Bizim köydeki ala köpek kunulamış, getirsek senin orada iyi paraya satar mıyız?
Faruk ne diyeceğini bilemez bir an, sonrada biraz muzipçe “ Ya ali amca ne işin var senin, itinen, köpeğinen kala kala bunlara mı kaldın. Sen git ineğinle tavuğunla uğraş”
Ertesi gün Faruk, çiftlikte gelen bir müşterisiyle konuşurken O’nun tanınmış bir yayın evinin sahibi olduğunu öğrenir ve çok heyecanlanır. Hemen kendi çalışmalarından bahseder. Yayın evinin sahibi olan kişi, Faruk tan roman çalışmalarını kendisine göndermesini ister.
Kırk beş gün sonra….
Faruk elindeki kendi yazmış olduğu romanı okurken gözleri ışıl, ışıldır. Yayın evinin sahibi olan kişi, Faruk un çalışmasını çok beğenmiş bu kitabı yayınlatıp, ülkenin en büyük kitap evlerinde satılmasını sağlamıştır. Kitabı bir kenara bırakıp bütün bu yaşadıklarını düşünür. “Keşke” der içinden pişmanlıkla. “Keşke çok daha önce sevdiğim işi yapabilmek için cesaret edebilseydim. Keşke başkalarına güzel gözükmek için sevmediğim işte yıllarımı kaybetmeseydim.”Hemen yanı başındaki oğlunu kucağına alıp saçlarını okşamaya başlar. Oğlum” der “Hayattaki en önemli şey ne biliyor musun? Hedefini belirlemek. Ama bu hedef senin her gün aynı şevkle aynı aşkla yapacağın bir hedef olmalı. İster öğretmen ol, ister turşucu ama ne olursa olsun işini sev, sevki onu iyi yapasın. Birde sabırlı ve cesaretli olursan işte o zaman her iş sana boyun eğer…..


Mustafa Sakarya

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 301
favori
like
share