Sevgide Vardı Bir Zamanlar - Hasan Kamil Erkli
O geceyi Okan evinde yalnız geçirdi. Önce eve gelir gelmez müzik setine bir Beethoven koydu, daha sonra da bir kadeh konyak doldurarak koltuğa attı kendini. Zuhal’ın ve o yeşil gözlerin etkisini hala üzerinde hissediyordu. Telefonla Melih’i aradı. Melih’in kızı çıktı telefona, anne ve babasının sinemaya gittiğini söyledi. Daha sonra Kenan’ı aradı, telefona çıkan Aysel, Kenan’ın şehir dışında olduğunu söyledi. Anlaşılan kimseyi bulamayacaktı bu gece. Kaderine razı oldu, gazetesini aldı, kitaplıktan bir kitap seçti ve her gece yaptığı gibi günün son sigarasını içmek için, kül tablasını koyacağı sehpayı, yatağın yanına çekti. Uzun süre okudu, uykusu bir türlü gelmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Evliliğini düşündü. Beş yıllık evlilikte çocuk yapmadıkları için şanslı olduğunu geçirdi içinden. Kalktı, uymasına yardımcı olur düşüncesiyle, ılık bir bardak süt içti. Sonra yatak odasındaki aynada kendini süzdü.
—Hiç fena sayılmazsın oğlum, dedi kendi kendine. Gerçektende yakışıklı sayılırdı. Tekrar yattı.

Üç gün sonra, Zuhal, çalışmalarını tamamladığını ve hazırladığı eskizleri Okan’a göstermek üzere, onu ve ekibini reklâm şirketine çağırdı. Zuhal kampanya ile ilgili olarak, bir reklâm filimi çekileceğini, kampanyanın odak noktasının bu film olacağını belirtti. Film televizyonlarda yayınlanırken, kampanyanın yazılı basındaki reklâmlarla destekleneceğini anlattı. Ürünün piyasaya sürüleceği hafta da, sokak ilanları devreye girecekti. Okan çalışmaları beğendi. Hele bu çalışmaların, kampanyaya ayrılan bütçeyi aşmayacağını öğrenince sevinci daha da arttı. Toplantı sonunda Zuhal Okan’a;
—Bu kampanyanın başlangıcını kutlamamız lazım. Ama bu böyle şirket yemekhanesinde olmaz. Bu gece benim misafirim olurmusunuz, diye sordu. Okan bir an şaşırdı, kekeleyerek;
—Tabiî ki, diyebildi. Kaçta ve nerede buluşacağız?
—Ben gelir sizi alırım. İş çıkışı canımız nereye isterse oraya gideriz. Programsız eğlencelere bayılırım, diye yanıtladı Zuhal.
Mesai bitimine beş dakika kala Zuhal geldi. Gerçekten son derece çekiciydi. Sabah toplantıda giydiği elbiseyi değiştirmiş, siyah bir triko takım giymişti. Gülin onlara birer kahve getirdi. Bu arada Kenan telefon ederek, akşam tenis maçlarının olduğunu hatırlattı. Her hafta Perşembe akşamları yaptıkları maçlar, o an aklına geldi. Oysa raketini, giysilerini hazırlamış ve arabanın bagajına koymuştu. Kenan’dan özür dileyerek gelemeyeceğini, yerine Melih’i göndermeye çalışacağını söyledi. Arkasından Melih’i arayarak, kendisine yardımcı olmasını rica etti. Melih de dostunu kırmadı.
Beraberce şirketten çıktılar. Şirketin otoparkında,
—Senin arabanla mı, benimkiyle mi gideceğiz diye sordu,Zuhal. Okan gene şaşırmıştı.
—Benim için fark etmez, dedi. Bunun üzerine Zuhal çantasından arabasının anahtarını çıkardı, Okan’a uzattı. Önlerinde son model, bordo renkli bir BMW duruyordu. Okan’ın şaşkınlığı bir kat daha arttı. Şaşkınlığını gizlemeye çalışarak, arabanın kapısını açtı, Zuhal’i sağ ön koltuğa oturttu, direksiyona geçti ve;
— Nereye gidiyoruz, diye sordu.
Zuhal’in isteği üzerine, kalabalık olmayan şirin bir balık lokantasına geldiler. Lokantada her şey gerçekten mükemmeldi. Tertemiz masa örtüsü, bembeyaz peçeteler, bir mum ve bir adet sarı gül.
—Hangi balıktan hoşlandığını bilmiyorum. Ancak bu konuda bana güvenirsen, seçimi lütfen bana bırak, dedi Okan. Zuhal, hiçbir şey söylemeden, gözleriyle onayladı. Okan, iki adet levrek ayırttı. Ayrıca yalnız deniz ürünlerinden oluşan mezeler seçti. Kalamar, ahtapot salatası, midye dolması ve çiroz. Bir de büyükçe yeşil salata istedi.
—Harika, dedi Zuhal. “Yemek zevklerimizin bu denli benzeyebileceğini ummazdım. İçki olarak da her halde beyaz şarabı tercih edersin.” Gerçekten de, Okan’ın canı da şarap istemişti. Aslında balıkla birlikte şarap içmek, rakıya biraz ihanet olacaktı ama... Biraz sonra şef garson, bir komi eşliğinde mezeleri getirdi, masadaki mumu yaktı, şarabı özenle açıp, Okan’a tattırdı ve servise başladı. Okan kadehini;
— Dostluğa, diye kaldırdı.
—Dostluğa, iyilik ve güzellik adına her şeye, diye cevap verdi Zuhal. Okan şaraptan irice bir yudum aldı, ağzında gezdirdi. Güzel bir sek şaraptı. ( İçkiye üniversite yıllarında başlamış, zamanla iyi bir içici olmuş ve içki kültürünü oldukça geliştirmişti. Hatta kendi buluşu bazı kokteylleri bile vardı. Bu konudaki ünü arkadaşları arasında bilinirdi.)
Okan, bir kadına ne şekilde davranılacağını, onunla ne şekilde konuşulacağını gayet iyi bilmesine rağmen, Zuhal’in karşısında kendini acemi bir liseli delikanlı gibi hissediyor, bu düşünceleri hareketlerine de yansıyordu. Yemekle beraber havadan sudan konuşmaya başladılar. Birbirlerini iyi tanımayan iki insanın, ilk birlikteliklerindeki soğuk hava yoktu aralarında. Bunda, kuşkusuz aynı işte beraber çalışacak olmalarının etkisi vardı, bir ara Okan;
—Kampanya ile ilgili çekilecek film, diye konuşmaya başlayınca, Zuhal, sağ elinin işaret parmağıyla Okan’ın dudaklarını kapatarak;
— İş, iş saatinde görüşülür. Burada işlerimiz dışında konuşabileceğimiz yüzlerce konu var. Dedi gülümseyerek. Okan Zuhal’in dudağına dokunuşundan etkilenmiş, o ana kadar aklına getirmediği veya getirmemeye çalıştığı arzular canlanmıştı içinde. Bakışları yavaştan değişti, daha alıcı gözle bakmaya başladı. Zuhal bu bakışı hemen yakaladı. Kadehini eline aldı ve bir dikişte bitirdi. Okan’ın gözlerinin içine bakarak;
— Kampanya süresince, işle ilgili o adar çok konuşma yapacağız ki. Bu gece kafamı kesinlikle bunlarla doldurmak istemiyorum. İş dışında ne olursa konuşabiliriz. Hatta seninle futbol sohbeti bile yapabiliriz. Ama lütfen işten bahsetme, diye uyardı Okan’ı.
Bu arada balıkları getiren garson, servisi yaptı, Zuhal’in boşalan kadehini doldurdu. Okan bir sigara yaktı, arkasına yaslanarak Zuhal’i izlemeye başladı. Onun davranışları, kendisini çok etkilemişti. Son derece güzel bir yüzü, mükemmel bir vücudu vardı. Hareketleri rahat, doğaldı. Onun bu rahatlığının yavaş yavaş kendisine de yansıdığını hissetti. Zuhal’i izlerken, aklına Sermin’le ilişkisini bitirdiğinden bu yana, kimseyle beraber olmadığı geldi. Şimdiye dek, aklına bile getirmediği duygular, nerdeyse tüm düşüncelerini istilaya başlamıştı. Kendi kendine başını sallayarak, hafifçe gülümsedi. Zuhal, çatalı bıçağı bırakmış, balığı elleriyle yemeğe başlamıştı.
—Kusura bakma, bu denli lezzetli bir balığın zevki, ancak böyle çıkar, dedi
Yemek süresince birbirlerini tanımaya çalıştılar. Okan, hiç gereği yokken, evliliğini ve bitiş nedenini anlattı. Zuhal öğrencilik yıllarından ve reklâm dünyasına girişinden söz etti. Konuştukça ortak birçok yanlarının olduğunu anladılar. Her ikisi de sportmen, müzik tutkunu ve tam birer kitap kurduydular. Tek farkları, Okan’ın aristokrat bir yapıda olması, buna karşın, Zuhal’in zaman zaman gereğinden fazla rahat davranmasıydı.
Okan kadehindeki son yudumu da içerken, Zuhal balığını bitirmişti. Zuhal’e başkaca bir isteğinin olup olmadığını sordu. Zuhal masanın üzerinde, çakmağı ile oynayan Okan’ın elini tutarak;
—Bu nefis yemeğim sonunda, güzel bir kahve gerekir, Ama kahveyi burada içmek istemiyorum. Beni evine götürürsen sana çok güzel kahve yaparım, dedi


Hasan Kamil Erkli

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 314
favori
like
share