ramazanda kuran okumak ve anlamak - ramazanda günahlardan arınmak

Ramazan ayı büyük bir heyecan dalgasıyla bir kez daha çaldı kapımızı. Rabbimize ne kadar şükretsek azdır. Bununla beraber, bilemiyoruz, Allah’ın bu lütfu, imanımızı artırmaya mı vesile olmaktadır, isyanımızı mı?

Her sene ramazan ayı ile ilgili çok değişik söylemler geliştirilmekte, bir tür ramazan edebiyatı yapılmaktadır. Ramazanın, bizi î bir imana sevk etmeyen edebiyatını yapmaktan Allah’a sığınmalıyız...

Ramazan ayı Kur’an ayıdır. Çünkü şirkin kararttığı Mekke semaları, cahiliyyenin kıraçlaştırdığı Mekke çölleri, ilk kez ramazan ayında Kur’an’la yeniden dirilişi tatmaya başlamıştı. Bunun için Kitab-ı Kerim, o ilk geceye ‘kadir gecesi’ demişti.

Kur’an ayı Ramazan bir arınma ayıdır. Şüphesiz arınma her ayda, her günde, her dakikada olmalıdır. Fakat Ramazan’ın insanlar üzerindeki değiştirici, dönüştürücü etkisini inkar etmek mümkün değildir. Ramazanda insanların gönülleri daha bir yufkalaşmakta, duygular daha yoğunlaşmakta, gözler buğulanmaktadır. Varsın olsun. Rabbimiz, insanların gülüp de ağlamadıklarına (53/60) dikkat çekmekte değil midir? Bir kısım insanların az gülüp çok ağlamaları gerektiğini hatırlatmakta (9/82) değil midir? O halde varsın mü’minlerin yürekleri de birazcık olsun yufkalaşsın, hiç değilse ramazan ayında…

Onbir ay boyunca kaskatı, taştan da katı kesilen kalplerimiz bir ay içinde, bari kıpırdasın birazcık; kireçleşen hissetme melekemiz, çözülsün bir nebze. Belki birkaç damla gözyaşı, içine gömüldüğümüz bu leş gibi hayattan silkinmeye itekler bizi.

Ramazan ayı arınma ayıdır madem, biz mü’minler de kendimizi Kur’an’la bir kez daha arındırmalıyız herhalde. Akidemizi bir kez daha gözden geçirmeliyiz Kur’an okuyarak. Kur’an’sız mü’min olamayacağımızı, Kur’an’sız Müslüman sayılamayacağımızı, Kur’an’sız cennete giremeyeceğimizi bir daha düşünmeliyiz. Sadece kendimizin değil, yeryüzündeki bütün insanların; dünyaya yön veren bütün monarkların, tiranların, katillerin, gasıpların, çetelerin, terörizm imalatçısı büyük şebekelerin, fahişelerin, hovardaların, tefecilerin, patronların, işçilerin, öğrencilerin ve öğretmenlerin, tüccarların ve tüketicilerin, hasılı herkesin Kur’an’a ne kadar da muhtaç olduklarını çok iyi tezekkür etmeliyiz. Hele de Kur’an’ı hiç bilmeden halka din anlatan bütün ‘din adamları’nın Kur’an’sız bir şekilde İslam’ı nasıl bildiklerini ve halka bildirdiklerini bir daha gözden geçirmeliyiz ki, belki bu uğurda bize de düşen bir katrecik olsun iş olduğunu fehmeder, ateşin ortasındaki İbrahim’e gagasıyla su taşıyan serçe misali, biz de işimize koyuluruz…

Davranışlarımızı, ibadetlerimizi, ailemizdeki ‘yerimizi’, akrabalarımızla olan ilişkilerimizi bir kez daha Ramazan vesilesiyle gözden geçirebiliriz. Çıkarsız bir akraba ilişkisini geliştirmeye gayret edebiliriz.

Siyasetimiz, siyaset anlayışımız Kur’an’sız tamamen sekülerleşmiş, Kur’an yerine AİHM kararları, Kopenhag kriterleri, Avrupa birliği hayalleri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, özgürlük, çağdaş medeniyet seviyesi, evrensel normlar gibi şirk kavram ve kültleri siyasetimize yön verir olmuştur. ‘Müslümanım’ diyen insanların burunlarını bu kavramlar marifetiyle yerlere sürtmektedirler, ne hazindir ki. Kur’an’la siyasi bilincimizi, siyasi okuyuşumuzu doğrultmaz, şirkten arındırmazsak, bir sene daha yolumuza nasıl devam ederiz? Sırat-ı müstakimi, düşmeden, yoldan çıkmadan, sapmadan nasıl yürürüz? Yoksa hala, bu dünyada nasıl yürürsek yürüyelim, ahirette kurulacak bir sırat köprüsünden, şefaat edicilerin şefaatıyla iyi-kötü geçip gideceğimizi mi kurguluyoruz?! Namazımızla siyasetimiz arasındaki kopmaz alakayı Kur’an okumadan nasıl devam ettirebiliriz? Birileri gelip de, "din başka siyaset başkadır; dini siyasete alet etme!" demez mi, biz Kur’an-ı Mübin’i okumadıkça?!

Ramazan ayı, basit duygusallıklarla geçiştirilemeyecek kadar ulvî bir mevsimdir. Ramazan demek uyuzlaşmak, sığlaşmak, kafamızı kuma gömmek demek değildir. Ramazan ayı, "onların bir hesabı varsa Allah’ın da bir hesabı vardır" gibi ilahi bir kuralı, bizim tembelliklerimize, ataletlerimize, gaflet, cehalet ve dalaletlerimize alet etme ayı değildir ve olmamalıdır. Ramazan deyince akla, ud sesiyle ‘uyuşan’ Müslümanlar değil, hesap soran Müslüman gelmelidir. Dünyanın egemen kafirleri, ‘ramazan’ diye bir maske takarak Müslümanları şapşallaştırmamalıdırlar. Tam tersine kafirler, ramazan geldi diye daha bir korku duymalıdırlar…

"Değişen dünyaya ayak uydurma", "çağın gereklerine göre hareket etme" gibi, her an bizi de içine çekebilecek tehlikeli şeytani tuzaklara karşı uyanık ve hazırlıklı olmamız Kur’an’dan başka hangi kaynakla mümkün olabilir?
İçimizdeki ‘beyinsizleri’, Allah düşmanlarına tabasbus eden iki yüzlüleri Kur’an’a başvurmadan nasıl seçebiliriz?

Ticaretimizi, alış-verişimizi, tüketim kültürümüzü, infak borcumuzu, eşyaya biçtiğimiz değeri, bütün bunları sadece ve sadece Kur’an okuyarak yeniden sağaltabiliriz. Arızalarımızı giderebiliriz.

İbadeti sadece belirli günler ve gecelerde değil, bütün günlerde ve bütün gecelerde yapmamız gerektiğini Ramazan ayında ve fakat Kur’an’la tam bir biçimde kavrayabiliriz. Allah’a kul olmak, yılın belirli günlerine tahsis edilemez. Allah bizim belirli günler ve gecelerde, yani toplam birkaç gün değil, her daim Rabbimizdir. O halde biz de O’nun her daim kulu olmak zorundayız. Müslümanlık ancak böyle mümkün olabilir. İşte ramazan ayında bunu bir kez daha anlamalıyız.

Peygamber sevgisini, Peygamber’in sünnetine uymayı ancak Kur’an’la öğrenebiliriz. Aksi taktirde, misvaktan, orucumuzu hurmayla veya tuzla açmaktan, yemeğin kalanını bitirmekten başka ‘sünnet’ bilmeyiz. Peygamberle birlikte ona tabi olanlar olarak bizlerin de Allah’a basiretle çağırmamızı, Allah’ı tenzih edip müşriklerden olmamak gibi bir sünneti herhalde bize sadece Kur’an öğretir.

Hasılı Ramazan ayı, Kur’an’la imanımızı, teslimiyetimizi, amellerimizi, ahlakımızı bir daha gözden geçirmemiz için iyi bir fırsattır. Her Müslüman evi ramazan boyunca bir Kur’an mektebi olabilir sanırım; kafirler hoş görmeseler de ...
alıntıdır

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 459
favori
like
share