Nimeti Vereni Unutan Kendine Yazık Etmiştir - Nimeti Vereni Unutan Kendine Yazık Etmiştir Dini Hikayeler

Nimeti Vereni Unutan Kendine Yazık Etmiştir


Bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu unutmamamız gerektiğini anlatan bir kıssadır bu. Efendimiz’in dilinden anlatılan üç kişinin hikayesinde siz kimin yerinde olmak isterdiniz?

Nankörlük bir “kula” yakışmasa da “insan” olamamış bazı insanlara bazen yakışabilmektedir. Herşeyiyle Rabb’ine teslim olmuş bir kul, üzerinde az ya da çok nimetlere hakkıyla şükreden, musibetlere karşı da hakkıyla sabredebilen bir kuldur. “Tahdis-i nimet”, kişinin üzerindeki nimetleri şükür için zikretmesidir. Övünmek için değil. “Küfrân-ı nimet” de, üzerindeki nimetleri “kendinden bilmek” ve asıl veren Yaratan’ı unutmak demektir. Ebû Hüreyre’nin (ra) Efendimiz’den rivayet ettiği bir kıssa bu konuda yeteri kadar öğreticidir:

“İsrâiloğulları arasında biri ala tenli (abraş), biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi: ‘En çok istediğin şey nedir?’ dedi. Ala tenli, ‘Güzel bir renk, güzel bir ten ve insanların iğrendiği şu halin benden giderilmesi’, dedi. Melek onu sıvazladı ve ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa, ‘En çok sahip olmak istediğin mal nedir?’ dedi. Adam: ‘Deve (yahut da sığır)dır.’ dedi. Ona on aylık gebe bir deve verildi. Melek:

- Allah sana bu deveyi bereketli kılsın! diye dua etti.

Sonra kele gelerek:

- En çok istediğin şey nedir? dedi. Kel, ‘Güzel (bir) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi.’ dedi. Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (bir) saç verildi. Melek sordu: ‘En çok sahip olmak istediğin mal nedir?’ Adam: ‘Sığır’ dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Melek: ‘Allah sana bunu bereketli kılsın!’ diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve: ‘En çok istediğin şey nedir?’ dedi. Kör, ‘Allah’ın gözlerimi iâde etmesini ve insanları görmeyi çok istiyorum.’ dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa Melek, ‘En çok sahip olmak istediğin şey nedir?’ dedi. O da, ‘Koyun’ dedi. Bunun üzerine ona döl veren bir gebe koyun verildi. Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede birinin bir vâdi dolusu develeri, diğerinin bir vâdi dolusu sığırı, ötekinin de bir vâdi dolusu koyun sürüsü oldu. Daha sonra melek ala tenliye, eski kılığında geldi ve:

- Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere önce Allah sonra senin yardımın sâyesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim bir deve istiyorum, dedi.

Adam:

- Mal verilecek yer çoook, dedi. Melek:

- Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin? dedi. Adam:

- Bana bu mal atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek:

- Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi.

Sonra melek, eski kılığına girip kelin yanına geldi. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi cevap verdi. Melek ona da:

- Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi.

Körün kılığına girip bu defa da onun yanına gitti ve:

- Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın sonra senin sâyende yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden bir koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör:

- Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiçbir şeyde sana zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek:

- Malın senin olsun. Bu, sizin için bir imtihandı. Allah senden razı oldu, arkadaşlarına gazap etti, cevabını verdi.” (Kaynak: Buhârî, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10)

Verilen nimetin kıymetini ve vereni yeterlice anıyor O’na (cc) teşekkür edebiliyor muyuz?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 332
favori
like
share