Türk Dış Politikasının Ana Hatları nelerdir

Türk Dış Politikasının Ana Hatları

Türkiye Cumhuriyeti, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasından sonra, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkıntıları üzerinde kuruldu. Kuruluşundan itibaren, Cumhuriyet'in kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından vazedilen "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesi doğrultusunda, daima uluslararası barışı hedefleyen bir dış politika izledi. 150 yıldan fazla sürdürdüğü Batılılaşma hareketi doğrultusunda Türkiye, siyasal ve hukuksal sistemlerini modern, laik Avrupa modelleri üzerine oturttu. Kollektif çabalar doğrultusunda güvenliğini artırabilmek ve uluslararası toplumda modern bir devlet olarak yer almak için 1932'de Milletler Cemiyeti'ne girdi. Başta komşuları olmak üzere bütün devletlerle iyi ilişkiler geliştirme politikasını benimsedi. Bu politika doğrultusunda Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya'dan oluşan Balkan Paktı (1934) ile İran, Irak ve Afganistan'dan oluşan Sadabad Paktı'nın kurulmasında önemli bir rol aldı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Birleşmiş Milletler'in (BM) kurucu üyesi olan Türkiye, 1949 yılında ınsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni kabul etti. Bunu, aynı yıl Avrupa Konseyi'ne üyelik izledi. Savunma alanında da Batılı ülke-ler ile birlikte hareket eden Türkiye, 1952 yılında Kuzey Atlantik Anlaşması örgütü'ne (NATO) üye oldu. Aynı zamanda 1960 yılında kurulan Ekonomik ışbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) faaliyetlerine başından beri aktif bir şekilde katıldı. 1963 yılında tam üyeliği hedef alan bir ortaklık anlaşmasıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun (AET) ortak üyesi oldu. Böylece başlıca uluslararası ve bölgesel siyasi, ekonomik ve savunma kuruluşlarına üye olarak Avrupa ve Batı dünyasıyla bütünleşmesini pekiştirdi. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ekonomisini geliştiren ve demokrasisini güçlendiren Türkiye'nin uluslararası toplumla bağlantıları arttı. 1970'li yıllarda Türkiye'nin Sovyetler Birliği ve diğer Varşova Paktı ülkeleriyle gelişen ilişkileri, uluslararası "yumuşama" sürecine katkıda bulundu. Özellikle 1980'li yılların başından itibaren İslam ülkeleri ile, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra da, Orta Asya Cumhuriyetleri ve Karadeniz bölgesindeki diğer ülkeler ile ilişkilerini güçlendirdi. Demokratik kurumları, laik sistemi, serbest piyasa ekonomisi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlüklere saygısıyla Türkiye, bu ülkeler ve ıslam dünyası için örnek bir model oluşturdu. Türkiye Nisan 1987'de, Avrupa Topluluğu'na (AT) tam üyelik için başvuruda bulundu ve 1 Ocak 1996'dan itibaren Türkiye ile Avrupa Birliği arasında Gümrük Birliği yürürlüğe girdi. Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİB) ve genişletilmiş Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EKİT) gibi bölgesel işbirliği yapılarını desteklemekte olan Türkiye, Akdeniz'deki işbirliği çalışmalarında da aktif rol oynamaktadır. Soğuk Savaş dönemi sonrasında, Avrasya'nın merkezi Türkiye'ye kaymıştır. Rejim ve dünya görüşü açısından farklı bir dizi ülke ile komşuluk ilişkilerini sürdüren Türkiye, dünyanın en sancılı bölgelerinden birinde istikrar unsurudur. Türk dış politikasının başlıca hedefleri, başta komşuları olmak üzere bütün ülkelerle dostane ve uyumlu ilişkiler kurmak, her alandaki uluslararası işbirliği çalışmalarına katılmak, anlaşmazlıkları barışçı yollarla çözümlemek, bölgesel ve uluslararası barış, istikrar, güvenlik ve refaha katkıda bulunmaktır. Tüm dünya ülkelerinin bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne saygı, Türk dış politikasının Misak-ı Milli'den kaynaklanan ana ilkelerinden biridir. Türkiye, Avrupa ve Asya'nın birleştiği noktadadır. Aslında çoğu zaman Doğu ile Batı arasında bir köprü olarak görülmektedir. Böyle özel bir coğrafi konum, Türkiye'ye Avrupa, Balkan, Ortadoğu, Kafkasya, Akdeniz ve Karadeniz kimlikleri vermektedir. Bu da Türkiye'nin izlediği çok boyutlu dış politikayı en iyi şekilde açıklamaktadır. Türkiye'nin dış politikasının oluşturulmasında tarih ve coğrafi konumun yanında, bölgesel ve uluslararası siyasi ortam dikkatli bir şekilde gözönünde bulundurulmaktadır. Türk dış politikasının gerçekçi, tutarlı, güvenilir ve ulusal mutabakata dayalı olması bu politikayı özelleştiren noktalardır. Ulusal güvenliğin ve savunmanın, ulusal çıkarlar ve uluslararası hukuk ile uyumlu olmasına özen gösterilmektedir. Özellikle Batılı kuruluşlar olmak üzere, uluslararası toplumla yakınlaşma, Türk dış politikasının daima önem verdiği bir öncelik olmuştur.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 789
favori
like
share