Havada Nergis Kokusu - Safiye Gölbaşı
Kadın, mutfağın penceresinden bahçedeki meyve ağaçlarının, yoncaların, enva-i türden çiçeğin içindeki bedenin ancak sağ tarafını görebildiği kız çocuğuna bakıyordu. Çocuk, çiçek tarhlarının yanına çömelmiş, düşünerek, seçerek menekşe topluyordu. Kadın, çocuktan gözünü ayırmadan az evvel yıkadığı bulaşıkların ıslattığı önlüğünü çıkarıp pencerenin kulpuna astı. Dirseklerine kadar sıvanmış kollarını pencerenin pervazına dayayıp giderek yoğunlaşan bir dikkatle seyre daldı çocuğu. Çiçekleri koparmadan önce üzerlerinde itinayla gezdirdiği ellerine, ucu elbisesinin kuşağına değen incecik atkuyruğuna, çoraplarına, terliklerine bakıyorken gittikçe yavaşladı gözleri ve çocuğun elbisesinin sarı çizgilerinde durdu. Ağaçlar uzaklaştı çocuğun çevresinden, çiçekler ortadan kayboldu, sarı çizgiler gittikçe kalınlaştı, kadının burnuna yine o nergis kokusu geliyordu.

Buram buram nergis kokuyor odanın içi. Etrafa saçılmış nergisler ezilmiş. Şımarık, abartılı, çekilmez değil; içten, candan bir çocuk ağlaması. Ne kadar kocaman gülümsüyor nergisleri uzatırken. ‘Annecim bunları sana topladım.’ Çocuk, naylon terliğin morarttığı bacağını ovuşturuyor. ‘Annecim bunları sana…’. Nergis kokuyor oda. Bir köşeye sokulmuş sırtı kapıya dönük ağlıyor. ‘Annecim…’ ‘Ne cehennemdeydin bu saate kadar.’ Sinirli bir tokatla sarsılıyor küçük beden. Korku giriyor içine, değişiyor çocuğun neşeli gözleri. Kadın ayağından çıkarıyor terliği. İçli bir çocuk ağlaması, nergis kokusu, ‘Annecim…’

Kadın ezilerek, sıkıntıyla çekti gözlerini sarı çizgilerden. Ağaçlarını gördü bahçenin. Her birinin yapraklarındaki yeşilin ne kadar parlak ve yoğun olduğunu ayrımsadı birden. Sonra yaprakların, mesela cevizin ve elmanın yapraklarının arasındaki ton farkını seçti. Gözünü kaydırdığı her ağaç başka bir tonunu gösterdi yeşilin. Her yer dalga dalga, ton ton yemyeşil kesildi. İçinde apansız peyda olan esenlik duygusuyla havayı soludu; tertemizdi. Kuşların cıvıltıları geldi kulağına.

Üzerindeki; eski zaman kadınlarının elbiselerine benzeyen, ince belli, kabarık etekli kostümde, saçlarının kumral buklelerinde meltemin yumuşaklığını duyuyor kadın. Sandalyesi bir ileri bir geri gidiyor. Bir deniz gibi dalgalanıyor önünde bahçesinin yeşilliği. Bu yeşil denizin içinde elinde bir demet nergisle kızı beliriyor derken. Kollarını iki yana açıyor kadın. Kızı koşuyor ona doğru. Kadın nergislerle beraber kucaklıyor kızını. Yanaklarını öpüyor, saçlarını okşuyor. Kız çiçekleri uzatıyor annesine. Gülümseyerek alıyor onları kadın sevgiyle kokluyor. Kızını kucağına oturtuyor…

Yüzündeki alev alev yangını, boğazına düğüm atmış kederiyle birlikte yutkundu kadın. Kahırlı bir pişmanlıkla çocuğu seçti gözleri yeniden.

Çocuk, önündeki zambaklardan birinin yaprağına konmuş ve kanatları adeta ebru tahtasından süzülmüş bir kelebeğe bakıyordu dikkatle. Soluğunu tutarak baş ve işaret parmaklarını aralayıp kelebeğe doğru uzandı. Hızla havalandı ebruli kelebek. Çocuk beklemediği bu hareket karşısında bakakaldı kelebeğin arkasından.

Mor bir kelebek, banyolarının duvarına konmuş ve banyolarının tavanına konuşlanmış örümceğin ağında birkaç parça halinde sallandığı güne değin orada kalmıştı. O zamanlar henüz 3-4 yaşlarında olan kardeşi, kelebeği o halde gördüğü gün şok geçirmiş sonraki haftalarda da banyoya girmekten korkmuştu.

Kadın hep, tam bir çocukluk, sündürülmüş bir nahoşluk olarak anımsadığı bu olayı; şimdi çok önemli bir delil yakalamışçasına pür dikkat ve hayretle hatırladı. Kardeşinin beş yaşındaki yüzünü aradı kızında.

Çocukta kardeşini ararken onun, gözü bir noktaya sabitlenmiş süratle çömeldiği yerden kalktığını gördü. Kadın telaşla doğrulup çocuğun kalkarken farkına bile varmadan kucağından toprağa düşürdüğü menekşelere baktı. Endişeyle çevirdi yüzünü çocuğa. Çocuk o an bütün varlığını adamışçasına vişne ağacının gövdesine konan beyaz bir kelebeğe doğru seğirtiyordu. Ağaca yetişmesine birkaç adım kalmıştı ki beyaz kelebek havalanıp çocuğun etrafında dönmeye başladı. Çocuk da neşe içinde çığlıklar atarak kendi etrafında dönüyor kelebeği yakalamaya çalışıyordu.

Gülümsedi, kadın ve çekildi bu neşenin bir parçası hatta sebebi olabilmeyi çaresiz bir istekle içinden geçirerek mutfak penceresinin önünden.

Safiye Gölbaşı

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 388
favori
like
share