İnsan bazen susar, durgunlaşır, derin bir düşünceye dalar ve zaman tüneline girmişçesine kendisini mazide bulur.

Bu hal, içinde arayışı ve kaçışı aynı anda barındıran bir yolculuktur ki orada hem gerçeğin hem de hayalin karşılığı vardır.

Zaman bütün yaşanmışlığı ile üzerimizden geçer, içinde bize ait hayatları ve yüzleri de biriktirir.

Seslerimiz de kaybolmaz, bizim söylediklerimiz de, bize söylenenler de…

Bu tür seyahatlerin ne zaman olacağı belirsizdir, küçük bir çağrıyla ansızın dalar gideriz.

Seyahat hali sürelidir bizde.

Bu aralar suskunluk yine kendiliğinden düştü gönlüme.

Suskunluğu düşünceye vardırabilecek miyim bilemiyorum.

İnsan sanki sustukça öğreniyor.

Çünkü hem başkalarını hem de kendini dinlemenin başka yolu yok gibi…

Önce susmak gerek…

Büyük seyahatler, büyük arınmalar, büyük değişimler bir “oluş” sürecinin ardından gelirler.

Suskunluk insana sabrı öğretiyor.

Sabrın olmadığı yerde de dünya iki kişiye dar, bir kişiye geniş geliyor.

Küskün değil, suskun halde seyahat ederken üç olgu var gündemimde; oruç, yüz yüze yaşamak ve rahmete sığınmak, merhamet dilemek…

Oruç'un bendeki ilk çağrışımı insanın rahmeti rahmana olan ihtiyacıdır. Yani insana göklerden merhametle nazar edilmesidir.

Din diyor ki, ramazan-ı şerifi idrak edipte Allah'ın rahmetine muhatap olmayan insana yazıklar olsun.

Bakar mısınız orucun insanı değiştirme gücüne.

Düştüğümüz ve iyice alıştığımız aleladeliklerden uyanıp da fevkaladeliklerin ufuklarında dolaşmaya, fikir ve gönül dünyamızda iklim değiştirmeye oruçla açılırız.

Oruç aldanmışlığımıza son veriyor, uyandırıyor bizi.

Oruç mevsimi dindarların dayanışması değil, bütün alemin bir kere daha sonsuz rahmetle kuşatılmasıdır.

İnsanlığın toparlanışıdır oruç vakti.

Oruç eğitiyor, eşitliyor bizi.

Oruç açlık değil, tokluktur.

Oruç gerçek anlamda nelere aç olduğumuz da gösteriyor hepimize.

Bedenin açlığı ruhun gerçek açlığını düşürüyor fikrimize.

Kalpler ancak Allah'ı anmakla mutmain olur.

Oruç doyurur gözümüzü de gönlümüzü de, onunla açılır gözümüz, onula açılır gönlümüz…

Oruç rahmettir, merhamettir, nimettir, nimet vereni tefekkürdür, düşüncedir, duygudur, yalnızlıktan, bencillikten, günahlardan arınıp da herkesi bir ve herkesi kendinden görmedir, varlığın sırlı dünyasına açılmadır.

Oruç en tesirli çağrıdır, yüzleşmedir, yüz yüze gelmedir.

Bütün açlıklara dikkat kesilmedir.

Merhamete liyakat arayışıdır.

Oruç, insana açılma, insan tanıma, önce sofralarımıza ve oradan da gönüllerimize yeni insanlar davet etme fırsatıdır.

Oruç, insanlaşma ameliyesidir.

Hepimiz kusurluyuz, eksiğiz, suçluyuz.

Merhamete hem gören hem de gösteren olarak ne kadar da çok ihtiyacımız var.

İnsan demek biraz da suç demek, merhamet demek değil mi.

Suç ve merhamet iç içe bizim alemde.

Suçu da adabınca taşımalı insan…

Oruçlu halimizi, sürekli kılıp onu bir hayat tarzına dönüştürebilirsek rahmetten bir dünya kurabiliriz.

Bu yeni ve temiz dünyanın içinde de herkesle yüz yüze, göz göze, gönül gönüle yaşayabiliriz.

Bizim Allah'ı bilmeye, eserlerindeki manayı okumaya ihtiyacımız var.

Muhteşem sanatkarın en kıymetli eseri olarak insanı bilmeye de.

İnsandan uzaklaşan herkes insanlıktan da uzaklaşır, merhametten de mahrum kalır ve belki de bu “kötü yol” bizi Allah'tan uzaklaştırır, rahmetin yerini gazap alır, helak olup gideriz.

Yakından tanımadığına ilgisizdir insan. İlgisizlik de köreltir bizi.

Tanıdığımız, yüz yüze geldiğimiz, göz göze baktığımız her insan kalıcıdır bizde. Yanlışları, hataları ve hatta günahları olsa bile merhameti esirgeyemeyiz ondan.

Çünkü en büyük merhamete kendimiz muhtacız.

Oruç bir mucize gibi gelir her yıl; hazan vurmuş ruhlarımıza bahar neşvesi getirir, pek tatmadığımız manevi bir şölenden haber verir.

Hepimiz eksiğiz, kusurluyuz ve af dileniyoruz.

Oruçla birlikte müstakim bir hayat fikri belirir bizde.

Yine din diyor ki; yerdekilere rahmet etmeyene Allah'ta merhamet etmez.

İlahi mevhibe olarak bize her yıl talim ettirilen oruç iklimiyle aşina olduğumuz “rahmetle yaşamak” halimizi ömür boyu bir seferberliğe dönüştürebilir miyiz acaba?

İnsanla yaşamak ve insanın hallerini taşımaya gönüllü olmak…

Gönül indirmek değil, gönül yıkmak değil, gönül yaparak yaşamak…

Bir gönlü incitmeyi “aşrı- rahmanı incitme” olarak görebilmek…

Neden olmasın…

Pek manalı bulduğum ikaz cümlelerinden birisidir, işittiğimde her defasında irkilir, durup düşünür ve geri adım atarım.

Anlık bir öfke alıp götürür her şeyi, akıl iptal olur, his yörüngeden çıkar, insan kırıcı, yıpratıcı ve kendisinin dahi tahmin edemeyeceği oranda tahripkâr olur, çünkü basireti körleşir, merhamet atmosferinden çıkar… Biliyoruz ki insan çok zalim ve çok cahildir.

Bu tür durumlarda söylenir; “Yüz yüze bakıyoruz, yapmayın…”

Yüzümüz yerindeyse, kalbimize söz tesir ediyorsa, insaf dünyamız öfke dalgalarını söndürebiliyorsa yapmayız, koruruz yüzlerimizi, sakınırız kötü sözlerden…

Aksi bir davranış ne büyük yıkımdır.

Oruç'u açlığı aşarak tutarsak, ramazan halini derin yaşarsak diğer zamanlarda darda kaldığımızda yetişmez mi bize.

Orucu tutanı oruç da tutar.

Rahmet edene rahmet edilir.

İnsan merhamet istemeyi öğrenince bu sadece kendisi için istememeli, bütün insanlar için istemeli. Hatta bütün varlıklar için…

Var mısınız, hayatın merkezine kendi istek ve arzularımız koyarak yaşamaktan vazgeçmeye.

Var mısınız, haz yerine sorumluluk duygusunu merkeze almaya.

Var mısınız, kısacık ömrümüzü kendimize rakipler üreterek sürdürmekten geri durmaya…

Var mısınız, insanla yaşamaya…

Var mısınız, gönül yapmaya…

Var mısınız, kendi açlığımız pahasına infakla başkalarını doyurmaya…

Var mısınız, “önce sen” demeye, başkaları için de “insanca” yaşamaya…

Var mısınız, merhamet etmeye.

Var mısınız, Allah'ın rahmet arşını ihtizaza getirecek bir hayata sahip olmaya…

Var mısınız, bütün insan yüzlerine sahip çıkmaya, “hepsi benim yüzüm, hepsi bizim yüzümüz” demeye.

Var mısınız, yüz yüze gelmeye, göz göze bakmaya…

Var mısınız, oruç tutmaya, oruçla doymaya…

Var mısınız, ağırlıklarımızdan arınarak sade ve gösterişsiz bir hayat yaşamaya...

Var mısınız, arınmaya, bizim hallerimizden dolayı kimsenin insanlıktan ümit kesmeyeceği sözünü vermeye…

Var mısınız, kimseyi mahcup etmemeye…

Var mısınız, “vicdan hırsızlığından” da gazgeçmeye…

Var mısınız, yok musunuz…

Siz nerede, kimin için varsınız, kimin için yoksunuz...

Varsak neden yaşıyoruz ve ne yaşıyoruz...

Oruç bize geldi, peki biz oruca gittik mi?

Bunu cevabı elbette bizdedir; varlık kaygımızda kalite yükselmiş ve oruçlu halimiz zamanın öteki mevsimlerine sarkıyorsa…

Oruç, varlığın, eşya ve hadiselerin dilini okuyanları her zaman tutar…

Oruç bizde yeni bir gönül, yeni bir dil, yeni bir göz, yeni bir yüz yapmışsa varız, yüz yüze yaşayabiliyoruz ve böylelikle de rahmete sığınıyor ve merhamet diliyoruz demektir.

Oruç susturdu bizi…

Aman dikkat, rahmet mevsiminde üzerimizden bir oruç geçiyor, hayat ve hayal olmaya aday…

MEHMET GÜNDEM

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 258
favori
like
share
ziki Tarih: 27.08.2009 00:56
[COLOR="Pink"]teşekkürLer.....
emeğiNe sağLık.....
güzEL bir payLaşım....