Zaman , o ağır siyah kaftanını giymeye hazırlanıyordu. Yine kâbus dolu saatlere açılacaktı kapılar .

Sessizliğin hüküm sürdüğü soğuk koridorlarda sadece yüreğinin acılı çığlıkları yankılanacaktı .Ama bu çığlıkları kendisinden başka hiç kimse duyamayacaktı , her zaman olduğu gibi . Kendi yüreğine özel sızlamalardı bunlar .

Usulca bir bankın kenarına oturdu . Gök denizle, güneş ufukla ...saatlerse karanlıkla buluşuyordu işte . Bu akşam saatleri , yalnızların yalnızlığını daha hoyrat bir yoğunlukta hissetmelerine sebep oluyordu nedense . Telâşla yürüyen insanlara baktı . Evlerine , sevdiklerine koşuyorlardı . Peki , bir gün onları yitirdiklerinde yine bu telâşlı koşmacalarına devam ederler miydi ? Yoksa , nasılsa artık bir bekleyenim yok diyerek ... ve şu an kendisinin de yaptığı gibi eve dönüşü mümkün olduğunca geciktirmeye mi çalışırlardı ? Aylak aylak banklarda oturup , zamanı biraz daha öldürmeye mi uğraşırlardı ?

- Sokaklarda ne kadar fazla kalırsam , evdeki dakikalarım o kadar azalmış olacak ! diye düşündü , içinden .

Evin duvarları , dünyayı görmesini engelliyor diye çok kızıyordu ama buna bir çare bulamamıştı henüz . Çünkü daha şeffaf camdan duvarlar icad edilmemişti . Ve o duvarlar sanki her saat başı üzerine devriliyorlardı . Rutin bir yıkılma hareketi , yüreğinde zaten sürekli tekrarlanırken ... bir de üstüne bu duvarların molozları hiç çekilmiyordu doğrusu .

- Bu insanlar nereye koşuyor böyle ! diye sessizce mırıldandı ... yarın hayatımızda olup olmayacaklarının hiç bir garantisi yokken niyeydi bu sevdiklerine kavuşma hezeyanı . Ya onları yitirince ne yapacaklardı ... alışması çok zor oluyordu sonradan . Artık her şey ona ne kadar da boş geliyordu , ama anlatabilmesi imkânsızdı .

Bu koşmalar , bu telâşlar ve bu sevmeler ... bitiş tarihi belli olmayan , ama bir gün bizi kesinlikle terkedecek olan davranışlardı . Ellerine düşen damlalara baktı yavaşça ...

-Boşuna akıyorsunuz gözümden !.. dedi .

-Boşuna !... Akmanızla hiç bir şey değişmiyor . Yine akşam oluyor ... güneş her gün yine batıp , yine doğuyor ... saatler hiç durmadan birilerinin finaline yaklaşıyor ... ben de bu finali bekleyenlerdenim ... çaresizce . Ve içimdeki yalnızlık hiç bitmiyor , damlalar çare değil ki ! ...

Bir eliyle gözlerini silerken , usulca kalktı yerinden . Yürümeye başladı ... koşuşanlara inat yavaş ve sakin adımlarla ilerliyordu . Zamanı boldu onun nasılsa . Zaten eve ne kadar geç girse o kadar iyiydi .

Bu akşam duvarına bir şiir daha yazacaktı . Duvarlarının sessizliğini yok etmenin yolunu böyle bulmuştu . Hem sanki böylece daha az devrilir olmuşlardı üzerine . Tüm duygularını yattığı odanın duvarına yazıyordu ... orası dolunca salona geçecekti .

- Keşke insanlar da kış uykusuna yatabilselerdi ! diye düşündü yol boyu . Ya da keşke duygularını aldırabilmek mümkün olsaydı ... keşke !

Eve vardığında kapıda kendisini bekleyen kedisine gülümsedi .

- Hadi yürü , tutukluluk saatlerimiz başlıyor . Hapishanemize girelim ve duvarlara yazmaya başlayalım yeniden ! ... diyerek kapıyı açtı .

Kapısını ağır ağır açıyordu . Belgesellerdeki o tembel hayvanın bile kendisinden daha hızlı olduğunu düşünüp yeniden gülümsedi . İnsanlar acısını kesmiyordu . Tam tersi , boş boş konuşup daha da alevlendiriyorlardı bilmeden .

- Hayat devam ediyor ....

- Aaaaa ama artık yaşama dön ....

- Ama böyle olmaz ki , yazık sana ....

Vıdı vıdı vıdı .... ve bir sürü zırvalar . Bu saçma cümleler ütüsüz elbiseler gibi yüreğinin orta yerine saçılıyor ve ona ağırlık veriyorlardı . İnsanlar, başka bir yüreğin acısını ... sızısını asla ama asla anlamaya muktedir değillerdi . Ve olamayacaklardı da ! Çünkü buna yapıları müsait değildi zaten ... ancak kendi başlarına gelince anlaşılabilirdi bu yakıcı hisler .

Olmuyordu işte ... insanlarla olmuyordu . Duvarlar ve banklar daha iyiydi . Hatta kedisi bile onu daha iyi anlıyordu sanki .

Dün tam 3 yıl dolmuştu . Kocası , iki kızı ve annesiyle keyifli bir tatilden dönüyorlardı . Kocaman bir tır , freninin patlaması gibi komik bir sebeple biçmişti onları resmen ... her şey bir saniyede olmuştu . Göz açıp kapayana kadar bitmişti her şey . İlk darbede araçtan bir tek fırlayan oydu . Araba ise sanki preste ezilmiş metal bir levha gibiydi ........ tır ezmiş geçmişti !

Ve işte şimdi ona , ( artık yaşamaya başla ! ) demiyorlar mıydı ... böyle anlarda , zamanı başa sarıp , o arabada kalmaya karar veriyordu .

Empati kurmayı insanlar asla öğrenemeyeceklerdi ... asla !....

Eve girip kapıyı kilitledi . Doldurması gereken duvarları vardı ve bu tutukevinde tamamlaması gereken zamanları .... bekleyecekti çaresiz ... süresi dolana kadar ... acılarla başbaşa !...

Bekleyecekti !

Nilgün Paksoy

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 319
favori
like
share