Doğan güneşe bir farklı eşlik ediyordu cama vuran ağaç dalları.. Kabuslar ardından gelen ilk ışıklar buruktu sanki.. Temiz hava girsin diye aralanmış camdan oynaşan perde bile isteksiz kımıldıyordu..
Gözlerinin altı çekilip morarmış, ağlamaktan kızarmış bir çift yorgun göz belirdi kapıda:
- Oğlum seni çağırıyor gelir misin?
Yorgun uyanılmış sabaha anlamsız eşlik eden bir oda kolunda serum şişesi sızlayan bir bedenle yatağından doğruldu genç kız.. Çok sevediği ve adını "küçük kelebeklerim" koyduğu çetenin peltek ve R leri ısrarla söyletemediği veledi çağırıyordu onu...
- Yine bilmece soracak kesin dimi? diye içine doğan sıkıntıyı kovalamak istedi "inşallah tahmin ettiğim değildir" arifelerinde..
Güç bela doğrulduğu yatağında saçlarını toparladı önce, sonra yüzünü biraz avuç içlerine gömdü renk gelmesi için.. Tekerlekli sandalyeye uzandı hep "siyam ikizim" dediği serum şişesini de kucağına alarak odasının kapısına yöneldi..
Odalardan odaya labirentte kaybolmuş gibi dolanıyordu hemşireler koridorda bazılarının ardında hasta yakınları ümitsizce iyi bir haber iliştirilmiş mendil atar mı yere diye boynu eğik dolaşıyordu..
Yan koğuşun kapısına vardığında derin bir nefes alıp sondan bir önceki gücüyle itekledi kapıyı yüzünde koca bir "günaydın" tebessümüyle:
- Barış'ım bugün bilmece günü değil ama beni özlemişsin..
devamını getiremedi sözlerin, cihazlara bağlı bir kaburganın üzerinde soluk bir yüz açmaya mecal kalmayan birçift küçük göz görünce düğüm düğüm oldu her cümle azrail gibi boğazına..
- Kelebeğim iyimisin?
Elini alnının üzerine koydu soğukmuydu yoksa ateşi mi vardı anlayamadı kendi damarlarına akanın uyuşukluğundan..
Barış kipriklerini aralayıp biraz yaralı dudakları arasından sadece "kucağına alırmısın beni" yi söyleyebildi..
(Nasıl alayım birtanem seni kucağıma, bu sandalyeye bile zor oturmuşken nasıl?)
-Alırım tabi ama gıdıklamayacaksın söz mü?
Küçük bir tebessüm ettirebilse içini eriten ağrılarının çoğunu attıracaktı kendi kendi ile savaşırken onun savaşını nasıl yenmesini sağlayacaktı bilmiyordu ama tek bildiği herşeyin ilk başlangıcı zorda olsa kırık bir tebessüm.. Kendinden biliyordu...
Yatağa onu oturtabilecek ve Barış'ı kucağına almasına yardım edecek kim var diye.. Koğuşta diğer minik kelebeklerinin annelerinden bir kacı gelip yatağa oturttular, Barış'ıda onun kucağına usulca yerleştirdiler, aslında iki dakika bile almayacak iş kablolar serumlar yüzünden beş dakikadan uzun sürmüştü ve her gelip geçen saniye genç kızın yüreğini parçalıyor gibiydi.. Belkide "kötü birşey olacak" hissinden ziyade "tez canlılığı" yüzündendi ama çabuk olsalardı..
-Evet anlat bakalım iyi misin kelebeğim hı?
-Bana..
Zor nefes alıyordu güç bela devam etti: - pıtırcığı anlatırmısın?
-Pıtırcığı mı? Hani şu kardeşleri ile sürekli evinin bahçesinde oynayıp havuzdan çıkmayan çocuğun masalını mı?
-hıhı
-Peki...
Aslında masalın çoğunu unutmuştu, bazı geceler hastanede kalıp çocukların yanına geliyordu, onları biraz neşelendirip masallar anlatıp oldukları yeri yaşadıklarını unutturabilmek için aklına gelen tüm haylaz ve müzip şeyleri sıralıyordu.. Pıtırcık diye uydurduğu hikayede bunlardan biriydi...
-Pıtırcık isminde tatlı mı tatlı, şirin mi şirin bir küçük erkek çocuğu varmış, üç tanede şirin ablası...
Son zamanlarda Barış'ın sağlık durumu kötüye gidiyordu ve doktorlar ümidi kestiklerini söylemişti ailesine.. Ama Barış her güneşe gözlerini açtığında "Allah'tan ümit kesilmez" ümidini yayıyordu onunla aynı havayı paylaşanlara..
"Ümit"...
Genç kız hatırlamaya çalıştığı masalı anlatmaya çalışırken minik kelebeğine sarılmıştı, küçükken kendinin en çok sevdiği şeyide yapıyordu.. Küçük küçük ileri geri sallanıyordu Barış ile birlikte beşik gibi.. Ninesi çok yapardı ona masal anlatırken ve uyurdu huzurun en dehlizinde..
Göğsünün üzerinde hırıltılı bir nefes hissettiğinde başını çevirip soluğundaki endişe ve korkuyu gizleyerek;
- İyi misin Barış? diye fısıldadı..
- Gittikçe daha çok soluklaşan yüzün ortasında iki boncuk mavisi aralandı
- ßeni yine öpsene?
Halbuki geldiğinden beri öpmemişti onu.. Masalın neresinde rüyalar ülkesine gitmişti onunla ve ne zaman öpmüştü ki kucağındaki minik kelebeğini?
Kurumuş bir sonbahar yaprağını avucunun içine alır gibi eğildi Barış'ın üzerine ve dudağının üzerine küçük bir öpücük kondurdu..
Buz gibiydi! Buz gibi bir dudağı öpmüştü...
Kipriklerinin arasında setleri patlamış bir baraj belirdi genç kızın kafasını kaldıramadı, nasıl kaldırabilirdi ki? Barış'ın annesi tam karşısında idi..
-Abla..
İstemsiz kasların kıpırdanması gibi dudakların kenarları çekildi Barış'ın..
-Kelebeklerim geliyor...
Nerde diyemedi genç kız.. Birkaç saniye önce öptüğü buz kalıbı dudakların arasından son çıkan bu kelebekleri biliyordu...
Birşey diyemedi...
Kucağındaki minik kelebeğinin kelebeklerinin gelmesini izledi....

İlayda Seralı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 265
favori
like
share