Vesveseler içinde doğan güneş, üzerindeki mahmurluğu atmadan gökyüzünün tepesinde dikilmiş üzerinden çıkarmaya üşendiği sabahlığa ilişmiş bulutları bile çıkartamıyor.. Ağırdı gün! Ağırdı üzerindeki yük.. Aşağıdakilere bakıp kendini unutmayı yeğledi birçok insanoğlunun yapmaya alıştığını yapmaya çalıştı belki de iyi gelecekti? Kıpırdamaya mecali olmayan ağaçlar daha bir gurbetti birbirine.. Dallarını daha bir hasretle ümitle kavuşturuyorlardı.. Bir parkın köşesindeki ceviz ağacı ile ispendam... Belki birdahaki yaz birbirlerini göremeyeceklerdi dahada sarılmalılardı.. Birçok kardeşinden selam getiren kuşlar bile artık uğramaz olmuştu nasılsa.. Bir bir ciğer yanıkları kokuyordu gökyüzü.. Serinliğinde gölgesine sarınlar sadece "yazık yine yanıyor ormanlar" diye mırıldanıyordu.. Ama yinede tam söndürmeden toprağa sakladığı köklerine iliştiriveriyorlardı izmaritlerini.. Canının yandığına aldırmadan... Belkide birdaki yaz söndürülmeye gerek kalmayacak bir tabela olacaktı yerinde? En sığ yerinden kopan bir yaprak süzülü vermişti gökyüzüne.. Korna seslerinin aralarına.. Karşıdan karşıya geçmeye çalışan yaya adımlara.. Belkide yorgunluğuna acıyarak herbirinin ağzında maske olan küçük çocuklarla dolu bir odanın camına bırakmıştı soluklanması için...Çaresizliğin camı.. Pervazlarında kıstırılmış birçok küçük tonlarca çığlık! İri ağlamaklı gözler, bitkin minik bedenler, çığlığa gebe kapatılmış dudaklar... Her birinin yanında yumuk ellere tutunmuş çırpınan ana yüreği.. Yanyana sıralanmış yataklarda uzanmış onlarca ümit... Tam ortalarında kırık tebessümü ile elinde rengaren kağıtlarla biri.. Hepsi kelebek şeklinde kesilmiş her birine ümit yüklenmiş.. Belliki 1 gün olsun en güzeli ile herşeyi yaşayıp bitirmek için hazırlanmış bir yarın kelebekleri..
- Kelebeğini ilk bitirene ödül var..!
Her bir yumak yumak pikür iziyle dolu ellerde can bulan renkler.. Yaprağın sırtını hoyratça kamçılayan alıp tekrar sürüklemek istemesine aldırmadan cama birazdaha sokuluşu.. Cam, ne kadar soğuk! Pembenin ve sarının nikah masasına oturmuş çiftler gibi sarmaş dolaş olduğu bir kelebeğin kanadına damlayan kan.. yapanın farkında olmadan attığı imzası... Kimi yaşadığı toprak için kanını akıtır, kimi namusu, kimi bilmediği bir can için.. Bu yumuk eller ne bilirki silah tutmayı, birkaç yudumluk su ile dolu plastik bardağı tutmaya güç bile bulamazken.. Ne bilirki? Tek bildiği yatağında oynamayı unuttuğu oyuncakları.. Ha birde bu burnundan akan damlalar hepsi kırmızı kırmızı.. Vücuduna bağlanan canını yaksada ısrarla bağlanan kablolar hepsi içi bazen kırmızı bazen beyaz su ile dolu kavanozlara sarmalı.. Ne bilir ki pikür izi ile dolu bu yumuk eller? Özlemi, ümidi.. Annesinin gözlerine bakıp "canım yanıyor" demeyi.. Yarını beklemeyi.. Ama bu kelebekler? Bir küçük çikolata ve kırık bir tebessüme sarılışla hazırlanan bu kelebekler?..
- Ben bitirdimmm birinci oldumm !!
Usulca toplanıp duvarlara asılan ve üzerlerine her birinin ümitleri, yarınları, hayalleri işli kelebekler.. Hepsinin de görevi belli onları yapan minik kelebeklere bekçi. Rüyalar ülkesine gidip oynamaya başlayamadan yolda yakalayıp uyandıran ağrıları alıp götürmekle vazifeleri belli..
Ne çok günler içinde ne yapacağımızı bilmeden yavan savururuz zamanı güneşi geceye bağlarız, halbuki harcanılan zamanın içinde; şehrin her bir köşesinde; kapı eşiğinde tanımadığı bir kırık tebessüme sahip ziyaretçisini bekleyip küçük ümitlere, mutluluklara muhtaç ne çok küçük kelebek gizli...

İlayda Seralı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 372
favori
like
share