Dört Yılda Diploma Alan / Alamayan Eşek - Hatice Taşdelen

Fakültenin son sınıfındaydı Ziya. Hiç zorluk çekmeden gelmişti bu günlere. Lisedeki öğretmenini hatırladı: “Yeter ki siz kapağı atın üniversiteye, okuyup bitirmek de mesele mi? Eşeği götürüp bağlasan, eşek bile dört yılda alır diplomayı.”

Gülümsedi. Doğrusu o kadar da eşeklik etmemiş, kendince biraz çalışıp çabalamıştı ama adam haksız da sayılmazdı. İşte, fazla zorlanmadan üç yılı devirmişti. Tabi kendi kıvrak ve keskin zekâsını, çabuk algılama yeteneğini hepten de yok saymak kendisine haksızlık etmek olacaktı. Deliler gibi, hatta bazılarının yaptığı gibi battaniyesine sarınarak, çay üstüne çay, kahve üstüne kahve tüketerek günler boyu sabahlamıştı etüt salonlarında evet, ama dersi derste dinlerdi. İyi bir dinleyici olması bulunmaz bir özellik değil miydi?

Son senenin gelip çatmasının yarı sevinci yarı hüznüyle gitti sınıfına Ziya. İlk dersin adı “Tez Çalışmaları“ idi. Masasında ciddiyetle oturan yaşlı profesör bu dersin bitirme teziyle alakalı olmadığını, vizesi, finali olan başlı başına bir ders olduğunu açıkladı önce. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yazılmış kitapların adını, yazarlarını, içeriklerini ezberleyeceklerdi. Padişahlar, sadrazamlar, şeyhülislamlar, tarihçiler, âlimler, şairler, mûsikîşinaslar... Hangi kitapta hangi dönem anlatılıyor, hangi kitabı kim yazmış, hangi kitaba kim zeyil (ek) yazmış… Sırf bu yüzlerce kitabın adını ezberlemeye kalksan vakit yetmezdi: Eş-Şakâiku’n Nûmâniyye fi Ulemâi’d Devleti’l Osmâniyye. Efendim yazarı kimmiş: Taşköprî-zade İsamed’din Ahmed bin Mustafa. Böyle uzun uzun, karmakarışık kitap ve yazar isimleri…

Olsun, diye düşündü Ziya. Uğraşırız, yaparız ne olacak! Hem eşek bile dört yılda mezun oluyorsa…

Ders çıkışında her kafadan bir ses yükseliyordu:
“Böyle ders mi olurmuş canım, bu kadar kitap nasıl ezberlenir, insaf!”
“Hiçbir fakültede olmayan bir dersin bize dayatılması haksızlık değil mi?”
“Adam ne anlattı yahu, tek kelimesini bile anlamadım.”
“Olmaz bu böyle, şikâyet edelim, dilekçe yazalım.”
“Geçemeyiz biz bu dersten, kesin, derse girmeye bile gerek yok.”
“Öldük, yandık, bittik, mahvolduk!”

Zihni bulandı Ziya’nın. Dersi sever gibi olmuştu oysa. Ama bu kadar insan “Anlamayız, yapamayız, geçemeyiz.” diyorsa bir bildikleri vardı elbette. Ne yani, herkes deli, herkes şaşkın, herkes aptaldı da bir kendisi miydi akıllı olan? Hem nasılsa bütün sınıf kalmayacak mıydı, büyükler bir çaresine bakardı herhalde.

Rahatladı. Tez Çalışmaları dersi Ziya için artık kantinde pinekleyeceği, şehirde turlayacağı, yağmur kar yağdığında, rüzgâr estiğinde sıcak yatağına iyice gömülüp tatlı tatlı uyuyacağı boş vakitler demekti.

Öyle de yaptı. Yıl boyunca ne bu dersle, ne bu dersin sınavlarıyla ne de sınav sonuçlarıyla ilgilendi. Arkadaşlarının arada bir nakarat gibi tekrarladıkları “Öldük, bittik, yandık, mahvolduk, kaldık!” sözlerini bir şarkının güzel nağmelerini dinler gibi dinledi. Elle gelen düğün bayramdı zira. Felaket de paylaşılınca azalan, en azından katlanması daha kolay olan bir şeydi. Size benzer örnekler çokçaysa bu sizin suçsuz olduğunuz anlamına gelir.

Bu aymazlığı, bu aldırmazlığı okulun son gününe kadar sürdü Ziya’nın. Ta ki koridorlara çarşaf çarşaf asılmış sınav sonuçlarını görünceye dek.

Koca sınıftan, Tez Çalışmaları dersinden kalan ve dolayısıyla dört senede diploma alamayan Ziya’dan başka bir tek Allah’ın kulu bile yoktu.

Hatice Taşdelen

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 326
favori
like
share