[FONT="Franklin Gothic Medium"]
Mehmet Sinan Gür
--------------------------------------------------------------------------------
Herşeye para gözüyle bakmayalım, tarihi değerlerimize sahip çıkalım ve onları küçümsemeyelim. Bunun yaşamsal önemi vardır.

--------------------------------------------------------------------------------





Türkiye’de ilkokul eğitimi almış herkes Yavuz Zırhlısını ve 1. Dünya Savaşı’na nasıl girdiğimizi bilir. Ancak daha sonrasını bilenler o kadar çok değildir.

Ben Yavuz’u çok küçükken tanıdım. Henüz okuma yazma bilmiyordum. Hürriyet gazetesinin baş sayfasında resimleri vardı. Bir de türküsü var Yavuz’un, Lazlar yapmışlar.

Yavuz geliyor Yavuzda denizi yara yara
Kız ben seni alacağım başına vura vura

Ben kemençe çalamamda dayım darılır bana
Bir horon havası vurda kurban olayım sana

Yağmur yağıyor yağmurda başıma tane tane
Karadeniz uşağıda dünyalarda bir tane

Yavuz sanki Türkiye’den çok Karadeniz’e aittir. Lazlar gemiye sahip çıkmışlar, genellikle Karadeniz’de olduğu için. Türkiye’ye geldiği andan bu yana bir istisna dışında hep Rus ve Sovyet donanmasına karşı kullanıldı. Yavuz bütün Karadeniz’in hakimiydi.

Bilgimizi kısaca tazeleyelim. İngiliz ve Fransız donamasından kaçan Goeben ve Breslau isimli iki savaş gemisi 10 Ağustos 1914’te Çanakkale boğazından girerek Osmanlı devletine sığındı. Osmanlı Devleti savaşa girecekti ama o sırada hazırlıksızdı. O nedenle dünyaya gemileri satın aldığını söyledi. Gemilerin isimleri Yavuz ve Midilli olrak değiştirildi. Alman mürettebat değişmese de şapkaları çıkarıp fes giydi. 2,5 ay sonra 30 Ekim’de Enver Paşa’nın bilgisi dahilinde Karadeniz’e açılıp Sivastopol ve Odessa’yı topa tuttu. Birkaç gemi batırdı. Savaşa girme sebebi bu olarak gösterilir ama karşı taraf zaten hazırdı. Ruslar hemen doğudan Anadolu’ya daldı, İngilizler tam teçhizat Basra’ya asker çıkardı. 3 Kasım’da Çanakkale bombalandı ve savaşa girmiş olduk.

Yavuz ve Midilli bundan sonra hep İstanbul’da ve Karadeniz’de bulundu. Ama dünya savaşı bitmeden Rusya’da devrim oldu. Kuzeyden gelecek bir tehlike ortadan kalktığı için gemiler bir sürelik serbest kaldılar. 20 Ocak 1918’de (yani 4 yıl sonra) birkaç yardımcı hücumbot ile birlikte Çanakkale’den çıkıp İngilizlerin Limni adasındaki deniz üssüne saldırdılar (Burası Çanakkale savaşının yönetildiği ve beslendiği yerdi). İki İngiliz gemisini batırdılar ancak bu arada mayınlara çarparak yara aldılar. Midilli (Breslau) 5 mayına çarparak orada battı. Yavuz da 3 mayına çarptı ama batmadı ve Çanakkale’ye kaçtı. Ağır yaralıydı, öyle ki 15 derece yan yatmıştı. Yanlışlıkla, saatte 28 km hızla karaya oturdu. Burada 5 gün İngiliz uçakları saldırdı. Uçaktan atılan bir torpil isabet etti ama onu pes ettirmek için yeterli olmadı. İngiliz gemileri Lord Nelson ve Mondros ateşkes antlaşmasının imzalandığı Agamemnon, Yavuz’dan korktukları için saldıramadılar. Sonra kendini kurtarıp üzerindeki birçok yara ile İstanbul’a döndü ve denizaltı saldırısından kurtuldu.

Sonra ‘barış’ oldu. Cumhuriyet ilan edildi. Atatürk sağken 1930’da tümüyle yenilendi. 20 yıl daha donanmaya hizmet etti. 1936’da adı Yavuz Sultan Selim olarak değiştirildi. Atatürk’ün ölümünde onu İstanbul’dan İzmit’e kadar taşıdı. 1950’de Gölcük’e çekilip emekliye ayrıldı. 1966’da Donanma yetkilileri o sırada yönetimde olan AP ve Süleymen Demirel Hükümetine artık bu geminin işlerine yaramadığını bildirdiler. 2,8 Milyon dolara satışa çıkarıldı. Birçok insan buna itiraz etti ama itirazlar cılız kaldı. Neyse alan olmadı. 1976’da önemli birkaç parçası söküldükten sonra hurda fiyatına MKE’ye satıldı ve jilet oldu. Buna benzer bir olay da 50’li yıllarda Çanakkale 18 Mart 1915 savunmasını yapmış topların yine jilet olmak üzere hurda fiyatına satılmasıdır.

DP’liler artık kendilerini savunamazlar. Sayın Süleyman Demirel şimdi kendisini şöyle savunuyor:
“Yavuz, Gölcük Tersanesi´nde bağlı dururdu. Bizim hükümette olduğumuz dönemde artık Yavuz´un kullanılabilirliği tamamen gitmişti. Onun içindir ki hurdaya çıkarılmıştır. Keşke hurdaya çıkarılmasaydı da hatıra olarak muhafaza edilseydi diyebilirsiniz. Bu doğrudur, fakat bu tür şeyler biraz zamana bağlıdır. Bugün Yavuz´un değerini daha iyi anlıyoruz. Bundan 36 sene evvel hatıra olarak saklanması yerine hurda olarak kullanılması düşünülmüştür. Buna hükümetler karar vermez. Bunun kendi idaresi ``Artık daha fazla Yavuz Zırhlısı´nı tutmakta mana yoktur; çünkü hiçbir fonksiyonu kalmamıştır'' demiştir. Ve böylece de Yavuz Zırhlısı hakikaten jilet olmuştur. Yani bu doğrudur. İyi bir şey olmamıştır aslında; fakat işte hikâye budur. Eğer bugün hâlâ görevde olsaydım bu geminin MKE´ye verilmesine ve jilet olmasına asla rıza göstermezdim. Bugün başka bir gündür. Bugün çok daha zengin Türkiye. Yani 1969´a nazaran çok daha zengin”

Kendisini biraz anlıyorum ama hak veremiyorum. İhtiyacımız yok demek alın bunu jilet yapın demek değildir. Bir tarih bilinci olan yönetim onu alır, müze yapardı. Onu şöyle anlıyorum, Süleyman Bey o zamandan bu yana çok değişmiştir. Şimdi olgunlaşmıştır. Gerçekten de şimdi olsa izin vermezdi. Zaten şimdi olsa bütün Türkiye’de kıyamet kopardı. Bu da toplumun 40-50 yılda nereden nereye geldiğinin bir göstergesidir.

Tarih bilincimiz büyüyor. Hâlâ o zamanki yöneticilerin zihniyetine sahip yöneticilere rağmen artık her istenen şey istenildiği gibi yapılamıyor. Ben çocukken Antakya’da Romalılardan kalma bir köprünün balyozlarla yıkılışını hatırlarım. Daha 9-10 yaşındaydım. En az bin yıllık köprüyü becerdiler. O zaman bile bir daha o köprü üzerinden geçemeyeceğim için üzülmüştüm. Türkiye, yakın zamanda Anadolu’daki tarihi eserler için yabancıları kast ederek ‘aman, alıp götürsünler’ diyen yöneticiler gördü. Bergama tapınağı bu nedenle temelinden sökülüp Almanya’ya taşındı.

Kaybedilenlerin birini bile geri getirmek mümkün değil. Kısaca Çanakkale savaşına girmiş gemilerden söz edeyim. Sultanhisar hücumbotu kendisinden 8 kat büyük bir Avustralya denizatlısını (AE2) batırdı. Muavenet-i Milliye kendisinden 14 kat büyük bir dev zırhlıyı (Goliath) batırdı. Sonra adı bir savaş gemisine verildi. Ege’de yapılan bir tatbikat sırasında Amerikalılar onu kaptan köprüsünden vurdular. 5 Komutan şehit oldu. Ama özür dilediler yani! Asker taşıyan feribotlar vardı. Yalnız adını duyduğum Gülnihal, Gülcemal, İstanbul’un yandan çarklı ada vapurları… Nerede şimdi bu gemiler?

Nusrat’tan da söz edeyim. Dünya tarihini bildiğimiz biçimde yazılmasına katkıda bulunan Nusrat da savaştan sonra satıldı. Satın alanlar onu küçük bulup ortasından ikiye ayırdılar ve bir sac bölme eklediler. Böylece gemi uzadı. Sonra Mersin limanında battı. Yıllarca suyun dibinde kaldıktan sonra neyse birileri onu sudan çıkardı. Sonradan eklenen sac bölmeyi söktü. Orijinal biçimiyle birleştirdi. 2002 yılında Tarsus’a taşındı, bakımı yapıldı. Şimdi gemiyi Tarsus’ta görmek mümkündür. Gemiyi sudan çıkarıp müze yapan Tarsuslulara ve Tarsus Belediye Başkanı sayın Burhanettin Kocamaz’a sonsuz teşekkürler. İşte bu eski anlayışın geri dönülemeyecek biçimde değişmesinin bir kanıtıdır. Buna toplum olarak gereksinmemiz var. Kendimizi korumak, gelecek hakkında doğru düşünmek, doğru kararlar vermek için tarih bilincinin gerekliliği herkes tarafından anlaşılmalıdır.

25.Ağustos.2009

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1248
favori
like
share