Güllerimiz ateşe yenildi,yüzlerimiz bencilliğe yöneldi

Sen dogduğunda ateşe tapanların ateşi söndü.

Bunu bildik,bunu söyledik,bunu hikaye ettik.

Üzerimize alınmadık.

Senin doğumunla sönmeyi bekleyen yangınımız yok muydu bizim?

Senin gelişinle sükunet bulacak alevler tutuşturmamış mıydık yüreklerimizde?

Senin varlığına denk gelecek bir devrim sunamaz mıydık göğsümüze?

Ey kalplerin sevinci,ey gönüllerin neşesi.

Sen geldin diye lütfedip bize koştun diye,habire yakıp durduğumuz hırs

ateşimizi söndürmeliydik.

Sen geldin diye,Sen bize yüzünü gösterdin diye,habire eğirip durduğumuz

bencilliklerimizi çözüp dağıtmalıydık.

Sen bize knuştuğun halde,Sen bize yüzünü gösterdiğin halde,biz kendi

ateşlerimizi küllendiremedik,söndüremedik,soğutamadık.


-Kuyuyla kovadan su çekerken,kardeşinin kovasına senin kovandan su dökülmesi

bile iyiliktir-dedin..

Anlayamadık.

Kendi bencilliğimizin alevine pervane olmayı tercih ettik.

İyiliğin,herkesi ve her şeyi bir gül inceliğiyle koklamak olduğunu fark

edemedik.

Bu kadar kolaydı Senin yanında olmak ama

Biz zor bildik, zorlaştırdık.

Bu kadar güzelken Senin ardın sıra yürüdüğümüz yol,

Bilmeden nefret ettirdik.

Yüzümüzün rayihası bile ateşgedelerin ateşini söndürmüşken,

Biz senin serinliğinden pay alamadık,pay dağıtamadık.

Bağışlar mısın bizi EY SEVGİLİ?

Özrümüzü kabul eder misin?

Nefhanla harlar mısın içimizin korlarını

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 308
favori
like
share