[FONT="Franklin Gothic Medium"]dışarıda yine yağmur çiseliyor.dünyanın en sıkıcı günü bugün…

bayramın dördüncü günü… şekerlerin en dandikleri kalmış.onlar bile kasede iki üç tane.bayramlıkları artık kimse giymiyor.en arsız çocuklar el öpmeye geliyor sadece,camdan dışarı bakıyorum.çocukların çoğunluğu bile bayramlık giymiyor artık. dörtlü bir erkek grubu bedava otobüse binmek için hızlı hızlı yürüyor sokakta.çok uzaklardan bir torpil sesi geliyor. perdeyi çekiyorum..

abim hala gelebilecek olası misafire karçı biraz çiolata saklandığına inanıyor. mutfağa gidip heryeri arıyoruz. makarnaların,unun bulunduğu çekmecenin altını tekrar tekrar arıyoruz.

sandalye çekip buzdolabı örtüsünün altına,fırının arkasına bakıyoruz. annem geliyor “baklava var onu yiyin çikolata yok diyorum size” diyor buzdolabındaki komşunun getirdiği küçücük çirkin komşu tabağındaki kalın hamurlu az şekerli,kimsenin yemediği baklavayı kastederek.komşunun getirdiği tabak ne garip geliyor. bizimkiler de çok çirkin aslında ama komşununki daha bi çirkin daha bi pis gibi oluyor hep.

içeri gidiyoruz. televizyonda hala”bayramınız kutlu olsun” yazısı yanıp sönüyor. doğru dürüst bişey yok. ilk gün uzun,sinema gibi çizgi film de olduğunda ne sevinmiştik oysaki… sakız gibi dişe yapışan şekerlerden sadece çilekliler kalmış,bütün elmalıları yemişiz. kütüphaneye oturuyoruz,televizyonu izliyoruz. abim parasını sayıyor,benim için biriktirdikleriyle beraber.

çok uykum geliyor. 4 gündür erken kalkıyoruz. uzanıp uyusam diyorum,gözlerim kapanıyor. abi kolonya şişesini havaya sıkarak içinden gelen havaya boynunu,kafasını hareket ettirerek tutuyor. “gel lan içerden pamuk alıp kolonya dökelim,lavaboya,atalım izleyelim” diyor.”annem kızar” diyorum. içeri gidiyor. o gidince ayaklarımı uzatıyorum. gözlerim yavaş yavaş kapanıyor,tam uyuyacakken içerden bağrış sesleri duyuyorum,abim kaçıyor.odaya giriyorlar,annem kafasına vuruyor bi tane.
biraz izliyorum olduğum yerden. abim bağırarak evden dışarı çıkıyor. annem de arkasından söylene söylene mutfağa giriyor.bi müddet,odayı,hala ara ara yanıp sönen televizyondaki “bayramınız kutlu olsun” yazısını izliyorum.

yazıya daldıkça tekrar uykum geliyor.o sırada içeri annem geliyor,söyleniyo yine bişeylere. karşıdaki çekyata uzanıyor. uyuyoruz. bir anda kapı ziliyle uyanıyorum. kalmıyorum yerimden ama gözlerim açık anneme bakıyorum. “oğlum git açsana kapıyı” diyor yattığı yerden. kalkıyorum , kapıyı açıyorum tüy bıyıklı recep, kardeşi iki de akrabası toplaşmışlar kapıda. kapı açılır açılmaz “bayramınız mubarek olsun” diyolar. beni görünce duruyorlar, susup bakışıyoruz. bişey demeden içerden kaseyi alıp geliyorum. bitek recep’in kardeşi alıyor. bişey söylemeden gidiyorlar. içeri gidiyorum. annem yattığı yerden “kimmiş” diyor, “çocuklar” diyorum.

annem hemen ben çıkınca hemen kapamış televizyonu. kumandayı annemle çekyatın arasından uyandırmadan almaya çalışırken, uyandırıyorum. “bi dur bi çocuk.uykumun en güzel yerinde adamı rahatsız ediyosun” diyor, anne kumandanın üstüne yatmışsın” diye bağırıyorum. “çk çk çk” diyip veriyor kumandayı sonra uyumaya devam ediyor. uzanıp televizyonu açıyorum.

televizyon birden çok sesle açılıyor , annem uyanıyor bağırıyor, panik oluyorum, sesi kısmaya çalışırken, kanal arama tuşuna basıyorum, daha şiddetli gürültü oluyor, tavşan gibi koşup düğmesinden kapıyorum. tekrar uzanıyorum bir füze bi de torpil sesi geliyor dışarıdan. uykum tekrar geliyor. dalıyorum. sonunda uyuyorum.
üstüme konan bir serinlikle ürperiyorum. dışarıdan gelmiş nemli, soğuk sigara kokulu babamın ceketi bu. kapının çaldığını hiç duymamışım. cekete sarılıp , uyumaya devam etmek istiyorum. televizyon büyük bir gürültüyle açılıyor. gözümü açıyorum, sesi kısıp izliyor babam. annem yemeği masaya getiriyor. kaldırıp bakkala ekmekle yoğurt almaya yolluyorlar.

tüy bıyıklı recep le, akrabalarını bakkaldan çıkarken görüyorum, karşılıklı durup bakışıyoruz. ilerde abimi taşla çatapat patlatırken görüyorum. ekmeği , yoğurdu alıp yemeğe çağırıyorum. beraber eve gidiyoruz.
yemekten sonra her bayramın dördüncü gününde olduğu gibi az muhatap olunan , sadece gitmek için gidilen akrabalardan birinin evine gitmemiz gerektiğini söylüyor babam. bir gün sonra tekrar bayramlıklarımızı giyiyoruz. evden çıkıyoruz. aynı dörtlü erkek grubunu yine görüyorum,ne çabuk gezip gelmişler.

otobüs geliyor. arka kapısını açıyor sadece ön çok dolu,biniyoruz. abimle kapının ortasındaki , basamakları ayıran demire oturuyoruz.
otobüsten inip bi bayırdan çıkıyoruz. bi eve geliyoruz. içerde bi çocuk,bi adam, bi de kadın var. oturuyoruz,kolonya, şeker tutuluyor. babam da annem de karşıdakiler de hiç muhabbet etmek istemiyor gibi…

uzun sessizlikler oluyor konuşurken. televizyona bakıyor odadaki herkes. abimle gidip camdan bakıyoruz. uykum çok var. ayağımla yerdeki tel dingili oyuncak kamyonun tekerleğiyle oynuyorum. yere değen dingilden merkez alarak kendi etrafında dönüyor teker. evin çocuğu arkadan bize bakıyor. abimle bakıp çocuğa, yeniden camdan dışarı bakıyoruz.

bir iki tane misafirliğe giden aile var. hiç çocuk yok sokakta. içeri gidiyoruz annemlerin yanında oturuyoruz. ev sahibi çocuğuna rakı aldırıyor bakkaldan. babamla içiyorlar. adam içtikçe hüzünleniyor. bize bakıp küçükken babasının ne kadar çok onu dövdüğünden bahsediyor. “fortumla döverdi” diyor, o kadar çok “fortum” diyor ki “fortum” a takılmaktan hikayenin acıklılığına konsantre olamıyoruz abimle.
bizim dışımızda herkes büyük bir hüzünle dinliyor hikayeyi. abimle içeri gidip gülüyoruz. oğlu bizi gülerken görüyor. utanıyoruz.
içeri gidip, halıya oturarak televizyon izliyoruz. hava kararıyor. çocuk bu sefer bayramlıklarını çıkarmış eşofmanlarını giymiş olarak geliyor bize bakıyor.
bir anda rüzgarla uyanıyorum. cekete sarmış babam beni , kucağında taşıyor. o yürüdükçe rakı kokusu ensemden geliyor. sigara kokulu ceketin kaygan astarı suratımı gıdıklıyor. bu sefer minibüsle eve dönüyoruz. soğuk cama değen yanağımla uyanıyorum. ama uyuyor gibi yapıyorum eve kadar yürümemek için.
eve geliyoruz , soba sönmüş. ev buz gibi…

abim içerden mandalina almış , kabuğunu çocuğun kamyon tekerinin tek tekeriyle deliyor. delikten suyunu içiyor. sonra hepsini soyup yiyor. kütüphaneye uzanıyorum tekrar. uyuyayım da hemen bitsin artık bu bayramın dördüncü günü istiyorum, bitsin de seneye kadar kurtulalım istiyorum. annem sobayı yakıyor. uykuya dalıyorum güp güp güp diye ses çıkararak tutuşan sobaya doğru ayaklarımı uzatarak. sıcaktan kavrulmuş bir şekilde uyanıyorum. ceketi altıma almış, buruş buruş etmişim. ev çok sıcak olmuş.

bizimkiler televizyon izliyor. ayaklarım yanıyor ama çok uyku var hareket edemiyorum. annem gelip çoraplarımı çıkarıyor ayağımdan. ohh diyip, rahatlıyorum, daha güzel, daha derin dalıyorum uykuya. uyuyayım da bitsin diyorum bu bayramın dördüncü günü.

bu sıralar nedense her gün uyumak istiyorum, bir türlü uyutmuyorlar. birinin gelip ayaklarımdan çorabımı çekmesini bekliyorum.


Umut Sarıkaya

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 422
favori
like
share